TEŞKİLAT NEDİR?

TEŞKİLAT NEDİR?

(Terkip ve İnşa dergisi 10. sayı)

Hayat ferdi gerçeklikten ibaret olsaydı ve içtimai gerçeklik olmasaydı teşkilat denilen yapıya ihtiyacımız olmazdı. Ferdi hayat, teşkilata ihtiyaç duymaz, içtimai havzadaki gerçekliklerden biri değilse. Ferdi hayat, içtimai gerçekliklerden biri olduğu için onun bile teşkilata ihtiyacı var.
Hayat ferdi gerçeklik ile içtimai gerçekliğin toplamından meydana geliyor, çünkü insan mutlak ferdi hayat yaşayamıyor. Özet olarak “insan sosyal varlıktır” şeklinde ifade edilen bu hususiyet, birçok şekilde izah edilebilirse de Müslümanların bilmesi gereken en önemli boyutu, “mutlak ferdiyetin” tevhid mevzuu olduğudur. Sadece insan değil hiçbir varlık, yalnız başına var olabilme ve varlığını devam ettirebilme kudretinde değildir. “Mutlak ferdiyet” iddiası, uluhiyet iddiasıdır.

Müslümanların teşkilat anlayışı, temelde uluhiyet ile ubudiyet sınırını muhafaza etme çabalarından biridir. İnsan nefsi, yalnız başına yaşayabilme iktidarını talep eder, yalnız başına yaşayamaz ama bu arzudan vazgeçmez. Nefisteki uluhiyet arzusunun bir çeşidi olarak zuhur eder, ferdiyet talebi… İçtimai varlık olma zarureti hem insanın tabiatına yerleştirilmiştir hem de İslam’ın muhtevasına… Muhal-farz insan tabiatında münferid yaşama istidadı ve iktidarı olsaydı, İslam’ın muhtevası gereği yalnız yaşamaktan imtina etmeliydi. Ne var ki bu zaruret, hem insanın tabiatında hem de İslam’ın muhtevasında var.
Ferdi gerçeklik, kıymetlidir. Mesele ferdi gerçekliğin tenkidi değil, ölçüsüdür. Ferdi oluşlar gerçekleştirilemediğinde, cemiyet inşa edilemez. Cemiyeti şahsiyet haline gelmiş ferdler inşa eder. Ferd haline gelemeyenler, cemiyet değil, kalabalık meydana getirirler. Dolayısıyla ferdi gerçeklik ile içtimai gerçeklik arasında kıvamı kamil olan bir muvazene kurulmalıdır. Biri olmadan diğerini gerçekleştirmek mümkün olmadığı için her ikisi de diğerine mecburdur. Herhangi birine yaslanarak diğerini tahfif etmek, ancak insan zekasının ifrat ile tefrit arasında dolaşan sıhhatsiz savrulmalarından zuhur eder. O durumda ortaya çıkan ise sosyalizm ve liberalizm olur. Hayatı bu gerçekliklerden biri üzerine bina etmeye çalışan ve diğerini manasız ve kıymetsiz kabul eden her anlayış, özü itibariyle hastalıklıdır.
İçtimai gerçeklik, insan kalabalıklarının kendiliğinden oluşturduğu hercümerç değil, aksine merkezinde iman olan akıl ve zeka faaliyetlerinin teşkilatlı neticesidir. Dikkat edilmesi gereken ilk nokta, içtimai gerçekliğin, fiili bir durum olmaktan önce, kalbi ve zihni bir yöneliş olmasıdır. İnsanın zihni evreni nefs merkezliyse ve kalbi evreni de faal değilse, ferdi gerçeklik, menfaate ayarlı hale geleceği için, içtimai gerçekliği tanımaz, onu sadece menfaatlerini gerçekleştirebileceği bir havza olarak görür. İşte teşkilatın kurulmadan yıkıldığı nokta burasıdır.
Kalbi evren iman ile istikamet kazandığında teşkilatın kaynağı oluşmuştur. İman kalbi evrenden doğup zihni evrene (nefs, akıl ve zeka evrenine) oradan da fiziki (fiili) evrene doğru bir mecra oluşturduğunda, kalbi ve zihni teşkilatın altyapısı meydana gelir. Bundan sonraki safha, aklın, teşkilatın malzemelerini toplaması, oluşturması ve kullanmasıdır.
Teşkilat gibi müşahhas bir bahsin bu konularla ne ilgisi var veya bu kadar mücerred ifade etmenin pratik bir faydası yok diyenler için tespit edelim. Ferdileşmenin haddi kalbi ve zihni evrende aşıldığı için, içtimai gerçeklik ihtiyacı, basit günlük ihtiyaçlardan öteye gidemiyor. İçtimai gerçeklik, sabah kahvaltı yapabilmek için gereken malzemeleri on dakikada bakkaldan alabilmeyi mümkün kılan devasa organizasyondan ibaret değil. Tabii ki yarım saatte kahvaltı yapabilmek için sütü sağmak, peynir yapmak, fırında ekmek pişirmek vesaire gibi birçok şeyi yalnız başına yapmanın zorluğu malum, bunun için toplum organize olmuş ve kahvaltıyı yarım saatte yapılabilir hale getirmiştir. İçtimai gerçekliği bu şekilde anlamak, içtimai havzayı, menfaatlerini gerçekleştirecek bir imkan alanı olarak görmektir ve İslam ile alakası yoktur. Müslüman şahsiyetin iç alemi içtimai gerçekliği böyle görmez.
İnsanlar fiili dünyada değil, zihni evrenlerinde yalnızlaştılar, ferdileştiler. Zihni evrenlerini organize edemeyenlerin teşkilat kurma arzu ve çabası, ferdi menfaatlerini daha fazla gerçekleştirmektir. Bu durum ve anlayış, teşkilatı değil, istismarı ve suiistimali üretir, günümüzde olduğu gibi.
Müslümanların teşkilat anlayışı, ruhtan başlar, kalpte istikamet kazanır, zihinde mecraya dönüşür, akılda tedbir ve malzeme fikri olur, oradan hayata ulaşır. Bu çerçeveden bakıldığında teşkilat, önce ferdi gerçeklik örülürken harcına katılır, sonra küçük içtimai birimlere dönüşerek “cemaat” halini alır, sonra büyük organizasyonlara sıçrayarak “cemiyet” olur, daha sonra coğrafyaları çevreleyerek “milleti” inşa eder ve nihayet yeryüzündeki vahdeti gerçekleştirerek “ümmeti” teşkil eder.
Ferd, cemaat, cemiyet, millet, ümmet… Bunların tamamını gerçekleştirecek öz tabii ki imandır. Fakat imanın içtimai gerçeklik haline gelmesi, başka bir ifadeyle imanı içtimai havzada gerçekleştirebilmek teşkilat ile mümkündür. Teşkilat, imanın içtimai gerçeklik kazanmasının sanki tek manivelasıdır. İmanın toplum içinde serazat dolaşması, ona içtimai gerçeklik kazandırmaz. Yani iman, ferdi gerçeklikte kaldığı takdirde içtimai sahaya intikal etmez, orada kendini gerçekleştiremez.
Teşkilatın en küçüğü, ferdi oluşlardır. Ferdi oluşlarda teşkilat, kalbi ve zihni evrenlerde mayalanır. Teşkilatın en büyüğü ise ümmettir. Ümmet çapındaki teşkilat, dünyada sadece Müslümanların ufkunda mevcuttur. Hümanist yaklaşımla “insanlık ailesi” gibi beylik laflar edenlere bakmayın, merkezinde iman olmayan hiçbir fikri çerçeve, pratikte tüm insanlığa hitap edecek bir yapı kuramaz. Dünyanın en büyük çaplı teşkilat ufkuna sahip Müslümanların, bu konuda (teşkilat bahsinde) tökezlemeleri anlaşılır gibi değil.
Üç kişilik teşkilatı kuramayan ve devam ettiremeyen Müslümanların ümmet olmaktan bahsetmesi, gevezelikten başka bir şey değil. Ferdi oluşlarda iman ve İslam bir şekilde gerçekleştirilebilir fakat içtimai oluşlarda iman ve İslam, ancak teşkilat ile gerçekleştirilebilir. Teşkilatsız bir Müslüman, hayatın içtimai gerçekliğini reddetmiş demektir. İçtimai gerçekliği reddetmek, imanı muhafazayı neredeyse imkansız kılar. İmanı içtimai gerçeklikten tecrit etmek, tam olarak laik bir anlayıştır, Müslümanların hatırında olsun.
*Teşkilat denklemi ve teşkilatın gücü
Teşkilat, insanların bir araya gelmesi değildir. Bilindiği üzere çok çeşitli beraberlikler vakidir. İnsanlar sinemada film izlerken de, tavla oynarken de beraber olurlar. Bunun gibi sayısız beraberlikler her gün yaşanır. Bunların hiçbiri teşkilatlılık hali değildir. Öyleyse insanların hangi türden beraberlikleri teşkilattır? Bu soruyu, teşkilatın muhtevasından önce, matematik denklemiyle izah edelim.
Bir kişi bir birim zamanda bir birim iş yapabiliyor olsun. On kişi bir araya geldiğinde on birim iş yapıyorsa, teşkilat kurmuş olmazlar. En fazla, teşkilat kurma niyetlerini ortaya koymuş olurlar ve işe başlamış sayılırlar. On kişinin tek tek yaptıkları işlerin toplamı ile on kişini beraber yaptıkları işlerin toplamı aynı olduğunda, o on kişiden hiçbiri teşkilat fikrine ve anlayışına sahip değildir.
Teşkilatlılık hali ve teşkilatlı faaliyet, bir araya gelen insanların tek tek yaptıkları işlerin toplamından fazla iş yapabilmektir. Bunun denklemi nedir?
Birinci denklem, on kişinin her biri, kendi hayat alanında ve içtimai havzada on kişilik gücü kullanır. Öyleyse on kişinin gücü, yüz kişinin tek tek yapabildiği iş toplamına denktir. Bu denklem, teşkilatın tabii denklemidir. Bir teşkilattan bahsedebilmek için, üye sayısının kendisi ile çarpımından elde edilen gücü üretmesi ve kullanabilmesi gerekir. Bu netice elde edildiğinde, teşkilatçılıkta zirveye ulaşılmış olmaz, tabii neticesine kavuşulmuş olur. Bu denklem, üye sayısının karesine eşittir.
Teşkilatın kuruluş süreci, üye sayısının kendisi ile çarpımından elde edilen gücü üretebilme ve kullanabilme maharetine kavuşmasıdır. Üye sayılarının tek tek yapabildikleri iş hacminin toplamından başlamak üzere üye sayısının kendisi ile çarpımından elde edilen güce ulaşabilme süreci, inşa dönemidir. Bu dönem, teşkilatlılık hali değil, teşkilatlılık halini kazanma çabasıdır.
İkinci denklem, tek tek yapılamayacak işleri yapabilme maharetinin kazanılmasıdır. Yalnız yapılamayacak işler, tek tek milyonlarca insanın bile yapamayacağı işlerdir. Bu sebeple yalnız yapılamayan işler teşkilatlanarak yapılabilir. Tek başına yapılamayacak her iş, başlı başına bir teşkilat işidir. Bu sebeple tek yapılamayacak her iş için oluşturulan birim, bir teşkilat olarak hesaplanabilir.
Her üye, tek başına yapılabilecek işleri yapar, iki kişiyle yapılabilecek işleri yapar, üç kişiyle yapılabilecek işleri yapar, teşkilat toplamının yapacağı işleri yapar ila ahir. Hangi pozisyon müsaitse ve mesaisi hangilerine katkıda bulunmaya uygunsa orada olur. Böylece teşkilatın her üyesi, hem toplam teşkilat gücünü, hem beraber yapılabilecek işlerin gücünü yalnız başına kullanır. Her üye bu güçleri yalnız başına kullandığında teşkilatın gücü, en az üye sayısının küpü olur. Bu neticeye ulaşan teşkilatlar, teşkilat anlayış ve fikrini geliştirmiş demektir.
Teşkilatın sadece çarpan (katsayı) etkisi mi var? Hayır. Teşkilatların (ki bunlar sureta teşkilattır) bölen ve çıkaran etkisi de var. Bu husus anlaşılmadan, teşkilat işiyle ilgilenmek, teşkilatlanma teşebbüslerinde bulunmak, faydadan çok zarar veriyor. Misal üzerinden konuyu tetkik edelim.
On kişi bir araya geldiğinde nasıl olur da bölen veya çıkaran etkisi olur? Teşkilat fikri ve anlayışı olmayan insanlar bir araya geldiyse, birlikte iş yapmak bir tarafa, her birinin tek tek yapabileceği işlere de mani oluyor. Bir araya gelmeseler ve her biri tek tek çalışsa ortaya çıkan toplam, bir araya geldiklerinde yaptıkları işlerin toplamından fazla olabiliyor. Bu ters teşkilatlılık halidir. On kişi bir araya gelerek ancak bir veya iki veya beş kişilik iş yapabiliyor. Çünkü birbirlerine yardımcı olmadıkları gibi problem haline geliyorlar. İşin vahim olan noktası, on kişi bir araya geldiğinde, üretilen toplam işin, bir kişinin yalnız başına yapabileceği işten daha az olmasıdır. Hatta negatif sonuçlar üretebilmeleridir. Yani, bir araya geldiklerinde iş yerine problem üretiyorlar ve o problemler hayatlarının diğer alanlarında da verimlerini düşürüyor. Bu tür durumlar, teşkilat meselesindeki ters denklemlerdir.
Beraberliklerin teşkilatlılık haline gelebilmesi, çarpan etkisi yapan denklemler kurulabildiğinde mümkündür. İnkas etkisi yapan ters denklemler meydana çıkıyorsa, enerjileri israf eden ters teşkilatlar kurulmuş demektir ki derhal tasfiye edilmelidir. O insanların yalnız başlarına yaşamaları daha faydalıdır. Aslında o insanların yalnız yaşamalarında da bir fayda yoktur da, yalnız kaldıklarında cemiyete verecekleri zararın az olması kar sayılır.
İBRAHİM SANCAK ibrahimsancak2011@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir