MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-25-TEŞKİLAT VE AHLAK

AHLAK VE TEŞKİLAT
Ahlak, cemiyet teşkilinin ruhi ve akli altyapısıdır. İnsan kalabalığı ile cemiyet arasındaki fark, kalabalıkların cemiyet çapındaki teşekkülüdür. Bu teşekküle ahlak diyoruz, bu manada ahlak, insan kalabalığını cemiyete tahvil eden veya insan kalabalığından cemiyet inşa eden kaideler manzumesidir.
Kaideler manzumesidir ama alt alta yazılan bir kaideler listesi değil. Ahlak, hayatın tüm hadise çeşitliliğini izah ve tanzim eden, sayısız insandaki tüm mizaç çeşitliliğini belli bir çerçeveye alan, hayatın merkez ve muhitini, özünü ve sınırlarını gösteren, hayatın içinde mecralar açan ve bu mecralarda akan suyu belli havzalarda toplayıp değerlendiren muhteva manzumesidir.
Ahlak, tüm cemiyetin, bir araya gelip müşterek kararlar almasına ihtiyaç duymaksızın cemiyet çapında teşkilat kuran ana fikirdir. Merkezinde iman olmak üzere oluşturduğu “muhit”te, hayatın nasıl yaşanacağını, alt ve üst sınırlarını gösteren, insanların birbirini tanımadan “bilmelerini” sağlayan, nasıl davranacaklarını birbirinden habersiz şekilde öğreten özdür.
*
Ahlaklı cemiyet, “büyük teşkilatını” kurmuş demektir. Büyük teşkilat, cemiyet teşkilidir. Ve büyük teşkilat, teşkilat kurmanın altyapısı ve ufkudur. Tüm teşkilatlar bu ufuk içinde kurulur, idare edilir ve verimlendirilir. Ahlak yoksa teşkilat kurmak fevkalade zordur.
Mafya bile önce bir “ahlak” oluşturur, nelerin yapılıp yapılmayacağı, nelerin nasıl yapılacağı, hangi hedeflere yürüneceği, insanların birbiriyle münasebetlerinin nasıl kurulacağı ila ahir… Tüm bunların adına “racon” dese de, onun asıl adı ahlaktır. Mafya bile ahlak yoksa ayakta kalamaz.
Ahlak, hayatın içinde cereyan edeceği nazari havzadır. Bu havza yoksa hayatın hangi yöne, hangi mecralarda, hangi ritimde akacağı bilinmez. Bunlar bilinmediğinde hayat, kaosa döner, kaos üretir. Kaos, nizamın (teşkilatın) zıddıdır.
Hiçbir şey iklimini bulmadan doğamaz, yaşayamaz. Teşkilatın nazari havzası ahlak, ameli havzası ise cemiyet yani teşkilatlı kalabalık yani ahlaklı topluluktur. Teşkilat kurabilmenin zemini ve ufku ahlaklı cemiyettir. Ahlaklı cemiyet yoksa teşkilat kurmanın, sevk ve idare edebilmenin, hedeflerine ulaşabilmenin çerçevesi farklıdır. İşte günümüzün teşkilatlanma problemlerinin kaynağı budur, halkın (insanların) kafi derecede ahlaklı olmaması…
*
Kurulmak istenen teşkilatların arzulanan seviyeye gelememesinin temel sebebi, içinde yaşadığı halkın nazari ve tatbiki çerçevesini kaybetmiş olmasıdır. Kimin ne yapacağı, nasıl yapacağı, hangi hadise karşısında nasıl bir tavır takınacağı meçhul… Bir insanı tanımak yıllar sürüyor ki yıllar sonra da nasıl davranacağından emin olmak fevkalade zor. Bilinmeyen, tanınmayan, test edilmemiş insanlarla teşkilat kurmak nasıl mümkün olabilir?
Bir insanı tanımanın iki yolu var, birincisi ahlak, ikincisi ise o kişinin kendini tanımasıdır. Ahlak, bir insanın mizaç hususiyetleri ne olursa olsun, davranışların umumi çerçevesini tayin ettiği için, kişi tanınmasa da mesela hainlik etmeyeceği, mesela ahde vefa göstereceği bilinir. Mizaç hususiyetlerindeki farklılıkların bilinmemesi, teşkilat kurmaya ve idare etmeye mani olmaz. Ahlak ortadan kaybolunca geriye kalan yol, insanların mizaç hususiyetlerini derinliğine keşfetmektir. Bunu yapmak ise on yıllar alır, çünkü insanın sahip olmadığı imkanlar eline geçtiğinde mizaç hususiyetleri içinde gizli kalanların zuhur edeceğini bilmek gerek. Mizaç hususiyetlerinin zuhur etmesi için ona uygun imkan ve şartlar gerekir. Mizaç hususiyetlerinin tezahürü için gerekli olan imkan ve şartlara sahip olmayan bir insanın, o imkanlara sahip olduğunda nasıl davranacağını o insanın kendisi de bilmez, başkasının bilmesi ise zaten imkansız. Ahlak yoksa insanın kendisini tanıması gerekir ki o insan bilinebilsin, oysa sahip olmadığı imkanlar mizaç hususiyetlerinin zuhuruna mani olduğu için, kişi kendini bile tanıyamıyor. Büyük paradoks…
Ahlaki altyapının olmaması, teşkilatların, birbirini yıllarca tanıyan insanlar arasında kurulmasına sebep oluyor. Bu durum, mevcut şartlara baktığımızda neredeyse zaruret gibi görünüyor. Ne var ki ancak birbirini tanıyan insanların teşkilat kurabilmesi, teşkilatın büyüme istidadını engelliyor. Bu durum teşkilatları “cemaat” ufkuna hapsediyor. Cemaatler kendi insanlarıyla teşkilat kurmayı tercih ediyorlar, bu tercihlerinde haksız da değiller.
Mevcut şartlarda haksız değiller tabii ki ama teşkilatlanmaya mani olan bu durumun aşılması ve yeni yolların bulunması gerekiyor. Aksi takdirde insanların ve teşkilatların ufku çok dar kalıyor.
*
İçinde bulunduğumuz çağda, en fazla hasarı ahlak aldı. Modern zamanlar denilen, postmodern zamanların temrinleri yapılan bu çağ, tüm ahlaki altyapıları yıktı. Bu durum, eski ahlak anlayışlarına karşı yürütülen bir mücadele değildi, bu durum, tam olarak ahlaka karşı yürütülen bir mücadeleydi. Batının ahlaka açtığı savaşın hedefi ve neticesi anlaşılamadı. Ahlaka karşı açılmış savaş, “büyük teşkilatı” çökertti. Büyük teşkilat, büyük direnişti, büyük oluşların havzasıydı, büyük hamlelerin istinatgahıydı. Ahlak çöktüğü nispette batı dünyaya nüfuz etti, dünyayı yönetebilir hale geldi. Dünyada batıya karşı mücadele etmek, direnmek, batıyla hesaplaşmak isteyenler ise çözümü başka yerde aradı. Son iki asırdır yanlış teşhisin peşinde koşan dünya, batıyla bir türlü hesaplaşamadı.
Büyük teşkilat çöktüğü için, o ufuk içinde kurulan tüm teşkilatlar problemli hale geldi, kendinden beklenen neticeleri ve faydayı üretemedi. Mevcut kaynaklar da yanlış teşhisin peşinde israf edildi.
*
Bu günün ahlaksız içtimai zemininde teşkilat kurmak çok problemli hale geldi. Bu günün şartlarına uygun teşkilat numuneleri geliştirmek şart… Ahlak zafiyeti bu kadar açık olduğu için her teşkilat, faaliyet alanı ne olursa olsun, ilk hedefini veya mühim hedeflerinden birini “ahlak” olarak tespit etmelidir. Herhangi bir teşkilat, cemiyete veya en azından mensuplarına, ahlaki çerçevede bir kıymet katmıyorsa, hedefi ne olursa olsun, maksadına uygun faaliyet göstermiyor demektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir