TEŞKİLAT “YENİ SOSYOLOJİ BİLİMİ” KURUYOR

TEŞKİLAT YENİ SOSYOLOJİ BİLİMİ KURUYOR
Aslında bazı konulara hiç girmeyecektim. Sosyoloji bilimi üzerindeki çalışmalar hala devam ettiği ve son halini almadığı için anlatması yarım kalacak ve spekülasyon yaptığımıza inanılacak düşüncesindeydim. Aynı şekilde “stratejik istihbarat” konusunda da, ciddiyet ve öneminden dolayı girmeyi düşünmüyordum. Fakat bu iki konuya girmeyince, birçok mesele eksik kalıyor, taşlar yerine oturmuyor. Yazdıklarımızın bir tarafı açıkta kalıyor, dolayısıyla insanlar “attığımızı” düşünüyor.
Hala girmediğimiz ve girmeyi de düşünmediğimiz onlarca konu var. Bu zamana kadar üzerinde yazmadığımız ve yazmak istemediğimiz konu sayısı, “yeni sosyoloji bilimi” ve “stratejik istihbarat” meselesinden ibaret değil. Zaman içinde belki onlarında bir kısmına girmek ihtiyacı ortaya çıkabilir.
*
Sosyoloji biliminin mevcut hali içler acısı. Teşkilatın çalışmaları için mevcut sosyoloji ihtiyaçları karşılamıyor. İhtiyaçlarını karşılayacak bir sosyoloji bilimi kurmak için üç yıldır çalışıyor ve ciddi mesafeler aldı. Hala yeni bir sosyoloji bilimi kurabilmiş değil, tüm ögeleri tamamlanamadı fakat aldığı mesafe, birçok ihtiyacını karşılayacak özellikler taşıyor.
Yeni sosyoloji bilimi, “sosyal matematik” ve “stratejik istihbarat” konuları ile birlikte ihtiyaç haline geldi. Aslında bu üç alan, birbirini tetikledi, her biri diğerlerinin sonucu olarak ortaya çıkarken, aynı zamanda her biri diğerlerinin sebebi olarak da kendini gösteriyor. Konuya böyle bakınca, her üçü birden toplamı oluşturuyor.
Sosyal matematik yeni bir sosyoloji bilimini şart kılıyor, sosyal matematikte ilerlediğinizde, sosyoloji bilimini yeniden kurmak zorunda kalıyorsunuz. Sosyal matematikteki başarılar, mevcut sosyoloji ile elde edilemiyor. Sosyal matematikte başarılı sonuçlar elde ettiğinizde zaten farklı bir sosyoloji bilimi kurmuş oluyorsunuz. Diğer taraftan stratejik istihbarat konusunda ilerleme sağlayabilmek için, sosyal matematik ve yeni sosyoloji bilimine ihtiyaç duyuyorsunuz. Stratejik istihbaratın temel verileri, yeni sosyoloji ve sosyal matematik alanından elde ediliyor.
Stratejik istihbarat değerlendirmelerinin bir kısmı sosyal matematik ile yapılırken, sosyal matematik denklemlerinin bir kısmı da stratejik istihbarat verileri üzerine kuruluyor. Sosyal matematik denklemlerinin bir kısmı yeni sosyoloji zemininde kurulurken, yeni sosyoloji, sosyal matematik denklemlerinin üzerinde gelişiyor. Kısacası bu üç konu, tam bir üçgen oluşturdu ve birbirini tamamladı.
*
Mevcut sosyoloji bilimi, öngörü üretemiyor. Klasik öngörüleri var tabii ki fakat onlar da ciddi eksikliklere ve yanlışlıklara sahip. Mesele “her insan zengin olmak ister dolayısıyla hayat zenginliğe doğru akar” gibi… Sosyolojinin bu tespiti, hayatın akış yönlerini tespit etmek bakımından birkaç asırdan beri kullanılıyor. Yirminci asırda bu sosyolojik tespite neredeyse kanun muamelesi yapıldı, her ülkede her coğrafyada, her kültür ikliminde doğru olduğuna iman edildi. Batının kendine ait bilimlerinden biri olması bakımından, sosyolojinin verilerine fazla itibar eden batı, fena halde çuvalladı. Bu ve benzeri birçok sosyolojik tespit, dünyada zannedildiğinin onda biri oranında bile doğrulanamadı. Bu konuda batıya en büyük hüsran ve hayal kırıklığı, Gandi tarafından yaşatıldı. Bir keçiyle yaşayan, Hindistanlılara da bunu örnek göstererek İngiliz mallarını boykot etme çağrısı yapan Gandi, batılıların sosyoloji bilimine olan itimatlarından dolayı mağlup oldukları ilk savaştı. Tek kurşun atılmadan dev Hint kıtasını ve nüfusunu kaybettiler. Neden? Çünkü sosyoloji bilimine fazla inanmışlardı.
Dünyada, batı karşısında komplekse sahip hiçbir ülke, halk ve teşkilat, batıya karşı direnemedi. Batıya, en basit ifadesiyle, “sen sensen, ben de benim” diyenler batı karşısında varoluş sürecini başlatabildiler. Teşkilat bu açıdan çok önemli bir zihni ihtilal gerçekleştirdi ve batıya asla hayran olmadı. Batıya hayran olmadığı için, teorik her alanda batıya inanmadı, batıdan gelen her şeyi gözden geçirdi, kritik etti ve ondan sonra işine yarayan bir şey bulduysa kullandı. Türkiye’de hala üniversitelerdeki sosyoloji profesörleri bile, neredeyse bir asırdan beri, aşağı yukarı tüm verileri tekzip edilen sosyoloji biliminin dışında düşünmek, onun geliştirmek veya yeni bir sosyoloji bilimi kurmak ufkuna ve niyetine sahip değildir. Konuya bu açıdan bakınca, teşkilatın yaptığı iş, çok ileri bir atılımdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir