TEŞKİLATIN BATIYA DÖNÜK STRATEJİLERİ-2-

TEŞKİLATIN BATIYA DÖNÜK STRATEJİLERİ-2-
Bir ülkenin, bir kültür havzasının, bir yapının ekonomisi çöktüğünde mutlaka ordusu da çökerdi. Tarih bu kuralı sayısız defa test ve ispat etmiştir. Tarihte ilk defa insan (asker) yoğun ordudan teknoloji yoğun orduya geçildiği bir çağı yaşıyoruz. Bazı ülkelerin (bu arada Türkiye’nin de) hala asker yoğun ordu anlayışından bir türlük kurtulamadığını görüyoruz ama gelişmiş ülkelerdeki silahlı kuvvetler, teknoloji yoğun yapılanmaya çoktan geçmiştir.
Teknoloji yoğun ordu veya gelişmiş silah sistemleri dikkate alındığında, ekonomik kriz ve gerileme, aynı derecede orduyu veya vurucu gücü etkilemiyor. Ekonomik gerilemeyle birlikte orduların da zayıfladığı gerçektir ama tarihteki kadar ağır etkiler gerçekleşmiyor veya daha uzun bir zamana yayılıyor.
Batı, ekonomik alan başta olmak üzere her alanda gerilemeye, çözülmeye, çökmeye başladı. Bu süreçlere ordu da dahil… Ne var ki, mühimmat depoları, silah sistemleri, savaş araç ve gereçleri olduğu yerde duruyor. Tarihte ilk defa görülen bu durum, tarihten ders alınarak çözülecek türden problemlerle karşı karşıya olmadığımızı gösteriyor. Demek ki artık ezberlerle iş yapma dönemi bitti.
Batı birçok alanda hızlı şekilde gerilerken, askeri gücünü (veya silah sistemlerini) geriletmemeye çalışıyor, çalışacaktır. Teknoloji ile yapılması mümkün olan, gerilerken de, çökerken de yapılabilir. Çöküş sürecinde en zor iş, insan konusudur. İnsana dayalı işler, insan yoğun işler, insansız yapılamayacak işler tıkanır, tökezler, geriler.
Batının halihazırdaki mühimmat yığınağı, mühimmat yığınağının içindeki silah sistemleri, kısaca teknoloji yoğun savaş araç gereçleri çok büyük. Kara savaşında, piyade savaşında, göğüs göğüse savaşta kullanacağı muharip unsurları hızla zayıflarken, teknolojiye dayalı silah sistemleri ve mühimmat yığınağı azalmıyor, zayıflamıyor bilakis artıyor.
Modern savaşların en önemli özelliği büyük yıkım kapasitesidir. Teknoloji yoğun savaş araç gereçlerine sahip batılı bir ülkeyle yapacağınız savaşın alanı kendi ülkenizse, asla zafer kazanamazsınız. Başka bir ifadeyle, kendi ülkenizde yaptığınız savaşta zafer kazanmış olsanız da mağlup olursunuz çünkü ülkeniz harabeye dönüyor. Batıyla savaşmak için savaşı batının topraklarına kadar taşımak gerekiyor. Hâlihazırda, savaşı batının topraklarında yapabilecek, savaşı oralara kadar taşıyacak bir İslam ülkesi ve ordusu yok.
Teşkilat, batıya karşı geliştirdiği askeri stratejilerde bu verileri esas alıyor. Batı ile savaşmak istemiyor, yakın gelecekte savaşı batıya taşıyacak bir güç dengesinin kurulması mümkün görünmüyor. Kendi ülkesinde batı ile savaşmaktan kaçınmanın tüm yollarını arıyor.
Yakın gelecekte batı ile savaşmamak için ne yapılması gerekiyorsa, onları yapmaya çalışıyor. NATO’dan çıkmayı şimdilik gündemine almamasının asıl sebebi de bu. Nato içinde bulunduğumuz müddetçe, batı ile savaşmak zorunda kalmayacağız.
İslam dünyasının toparlanmaya başladığı, yavaş yavaş kendine gelmeye çalıştığı bir dönemde elde edilen mevzilerin batı ile savaşta yok edilmesine göz yummayacak. İslam dünyasının zamana ihtiyacı var, toparlanması için, her ülkenin kendi devrim sürecini tamamlaması için, devrimlerden sonra gelişebilmesi için zamana ihtiyacı var. Toparlanma sürecinin bebeklik çağını yaşadığı günümüzde batı ile savaşmak, bebeği cepheye sürmektir.
Teşkilat batı ile savaşmak istemiyor, batıyı savaşa tahrik etmek istemiyor. Batının içinde bulunduğu kriz dönemi, batının da savaşmasını engelliyor. Bu durum teşkilatın işine geliyor, batının savaşmaya gönüllü olmadığı, savaşmak için bahane aramadığı bu dönemi, savaşsız geçirmek, savaşacak kadar gelişmek ve güçlenmek gerek.
Batı ile şimdilik savaşmayı düşünmemek, mücadele etmemek değil. Askeri alanda savaşmamak fakat siyasi ve ekonomik alanda ağır bir mücadele dönemi başlatmak mümkün… Teşkilatın tam olarak yapmak istediği de bu. Batı ile savaşmak istemiyor ama hızlı şekilde savaşa hazırlanıyor, hızlı şekilde orduyu güçlendiriyor, hızlı şekilde savunma sanayiine yatırım yapıyor. Diğer taraftan, topyekun savaş hazırlıklarını, yakın gelecek ufku için, “halk savaşı doktrini” üzerinden gerçekleştiriyor. Çünkü yakın gelecekte topyekun savaş kaçınılmaz olacaksa, o savaş ancak “savunma savaşı” olur. Teşkilatın yaptığı hesaplara göre, yakın gelecekte Avrupa ve ABD’yi işgal edecek bir İslam ordusu kurulamayacak.
Batı ile savaşmak istemiyor olması batıya karşı boyun bükeceği, onların dediklerini yapacağı anlamına gelmiyor. Teşkilat, batı ile savaşmaktan korkmuyor, sadece yakın gelecekte savaşmak zorunda kalırsak bu savaşın kendi ülkemizde olacağını bildiği için, bu duruma uygun stratejik tercihler geliştiriyor.
Teşkilat, batıya askeri alanda meydan okumak için bazı şartların gerçekleşmesi, bazı imkanların elde edilmesi gerektiğini düşünüyor. Bu konu sonraki yazıda izah edildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir