TEŞKİLATIN İSRAİL’İN İRAN VE HİZBULLAH İLE ÇATIŞMA ÖNGÖRÜSÜ

TEŞKİLATIN İSRAİL’İN İRAN VE HİZBULLAH İLE ÇATIŞMA ÖNGÖRÜSÜ
İsrail’in sürekli gündeme getirdiği İran’a saldırma konusu, dünyada farklı değerlendirmelere tabii tutuluyor. Az sayıda devlet, İsrail’in İran’a veya Hizbullah’a ne zaman saldıracağını biliyor. Fakat bu bilgi, istihbari nitelikte olduğu için ortaya çıkmıyor.
Teşkilatın bu konudaki öngörüsü şu; İsrail’in İran’a saldırma zamanı, ABD seçimlerinden yaklaşık on beş ile otuz gün önce… Hizbullah’a saldırma zamanı ise, Esed’in yıkılma sürecinin sonu yani final aşaması ve kaçma sürecinin başı… Bunları ayrı ayrı değerlendirelim.
*
İsrail, Obama ile bir türlü eski başkanlar gibi yoğun çalışamadı, samimi olamadı, istediklerini alamadı. Daha önceki başkanlar döneminde İsrail-ABD yönetimi neredeyse “ortak” idi. ABD yönetimleri, İsrail’in çıkarlarını, ABD’nin çıkarlarından öncelikli tutarlardı, dolayısıyla ortak yönetim, sürekli İsrail lehine çalışırdı. İsrail kurulduğundan bu yana ilk defa ABD ile ortak yönetim formülü sekteye uğradı, ilk defa ABD İsrail’den bu kadar ayrıştı. Tamamen ayrıştığını söylemiyoruz, İsrail’in tarihindeki en fazla ayrışmadan söz ediyoruz. İsrail bu durum karşısında çıldırdı.
İsrail ve ABD’deki Yahudi lobisi, Obama’ya karşı en şiddetli muhalefetini gerçekleştiriyor. Fakat ilginçtir bu ilk defa sessiz ve derinden yürüyor. Daha önceleri bu tür faaliyetleri kamuoyu önünde ve açıktan yaparlardı. Washington’un dehlizlerinde süren bu muhalefetin en önemli sebebi, ABD’nin İsrail’i taşıyamaz hale gelmesidir. Yahudi lobisi ilk defa ABD’de eskisi gibi kamuoyu oluşturamıyor, açıktan cephe almayı da göze alamıyor. Açıktan cephe alması durumunda Obama’nın da açıktan cephe almasından ve İsrail’in ABD’ye maliyetini açıklamasından korkuyorlar. Amerika’da şu anda İsrail’in ABD’ye maliyetini açıklayacak bir güç yok, ne basında ne de başka mahfillerde. Fakat ABD başkanının bunu yapması mümkün… Eğer başkan bunu yapar, İsrail’in ABD’ye maliyetini açıklarsa, ABD sınırlarında tüm İsrail ve Yahudi menfaatleri halk tarafından işgal edilir.
Hala kamuoyu araştırmaları Obama’nın önde olduğunu gösteriyor. İsrail ve Yahudi lobisi, Obama’nın tekrar seçilmesi durumunda, İsrail ile ilişkileri birinci döneminden daha sert yürüteceğini, İsrail’e daha az yardım edeceğini, İsrail’in Ortadoğu’da yalnız başına ayakta kalmak zorunda olacağını ve bunun için de komşularına birçok taviz vererek anlaşmalar yapması gerektiğini düşünüyor. Bu ve başka sebeplerle Obama’nın asla tekrar seçilmemesini istiyor
Ne var ki Yahudi lobisinin ABD sınırları için Obama’ya karşı geliştirmeye çalıştığı muhalefet cephesi bir türlü istediği noktaya gelmiyor. İlk defa Yahudi lobisi ve tabii İsrail paniklemeye başladı. Obama’yı seçimde durdurmanın yolunu iç kamuoyunda aramayı bırakan Yahudi lobisi ve İsrail, dış gelişmeler üzerinden bir planlamaya gidiyor.
Obama, seçime bir ay kala hala önde görünürse, İsrail, İran’a saldıracak. İsrail İran’ı vurduğunda, İran da füzelerle karşılık verecek. İsrail, İran’ın kendisini füzelerle vurmasına mani olmayacak (belki de olamayacak), bunun neticesinde İsrail sokaklarının “ceset tarlasına” dönmüş (tabii ki kurgu) fotoğrafları ABD ve dünya medyasında yayınlanacak. İsrail, bu olayı ve görüntüleri, tarihindeki ikinci “soykırım” olarak lanse edecek ve ABD yönetiminin (yani Obama’nın) kendilerini yalnız bıraktığı propagandasını yapacak. Bu durumda ABD, İran’a müdahale etse de etmese de Obama’nın seçimi kaybedeceği hesaplanıyor.
İsrail, “soykırım”ın kaymağını bu zaman kadar yedi fakat artık oradan pek bir şey çıkmaz oldu çünkü Filistin’de uyguladığı zulüm, Yahudilerin uğradığı zulmü unutturmaya başladı. İsrail kurulduktan sonra mağdur rolünü kapalı kapılar arkasında oynadı, kamuoyuna açık şekilde ise mağrur ve kudretli rolünü… Uzun müddetten beri ilk defa “soykırım” meselesini bu çapta piyasaya sürmeye çalışıyor. Bu durum, aynı zamanda ne kadar zayıf halde olduğunu gösteriyor.
İsrail şehirlerinin cadde ve sokaklarında “ceset tarlaları” imajı için gereken “can maliyetine” katlanmaya da hazır. Bu imajı mümkün olduğunca “kurgusal” olarak oluşturmaya çalışacak ama yabancı basın mensuplarını gezdireceği bazı sokak ve caddelerde gerçek ölülere ihtiyacı var. Batı dünyasında büyük bir hassasiyet patlaması oluşturmak için binlerce Yahudi’nin ölmesi, İsrail gibi bir devlet için istatistikten ibarettir.
İran’ın bu tuzağa düşmemesi mümkün mü? İsrail tarafından kendine saldırılmasına askeri cevap vermekten imtina edebilir mi? Bu mümkün değil, İran için böyle bir alternatif yok. Öyleyse tuzağa mutlaka düşecek midir? Bir yolu var, kendisi değil de, askeri cevabı Hizbullah’ın vermesi… İsrail, sadece Hizbullah saldırısından bir mağduriyet ve soykırım çıkaramaz. Bir örgütün İsrail’de soykırım yaptığını iddia edemez, bu çok küçük düşürücü olur. İşte meselenin tüm düğüm noktası burada… İsrail, İran, Hizbullah çatışma denklemini kimse doğru dürüst kuramıyor. İsrail de kuramıyor, ABD de kuramıyor, İran da kuramıyor. Hesapların şaşma noktası, bu denklemi kimin sadece kendi işine yarayacak şekilde kurabileceğidir. Şimdiye kadar tarafların hiçbiri sadece kendi işine yarayacak bir denklem kuramadı, bu sebeple de tereddüt devam ediyor.
*
Hizbullah yaklaşık bir yıldır Suriye’de savaşıyor. Savaşıyor ve zayıflıyor çünkü Suriye’de güçlerinin ciddi bir kısmını kullanıyor. Hizbullah, Suriye’de vereceği kayıplarla fazla yıpranmaz aslında ama Suriye’deki savaş, Hizbullah’ı manevi alanda yıpratıyor. İsrail ile giriştiği savaşta ölüme atılan savaşçıları, Suriye’de halkı ve Müslümanları katlettiği için yavaş yavaş maneviyatlarını kaybetmeye başladı. Hizbullah ve İran Suriye’de mağlup olurlarsa, hem kayıpları, hem Müslüman katili imajları ile birlikte manevi çöküşe gidecek. Yani Müslümanları katlettikten sonra Suriye’de savaş kazansalar, en azından kendilerine yarayacak bir netice elde etmiş olacaklar. Hem manevi olarak lekelenen hem de maddi olarak savaşı kaybeden Hizbullah, iki cephede de tarihinin en zayıf dönemine girecek.
Hizbullah’ın bu kadar kötüleştiği bir dönemde, Esed’in Suriye’den kaçma hazırlığı yaptığı süreçte, Hizbullah’ın savaşçılarının da tamamını Lübnan’a çekmesine fırsat vermeden, İsrail Güney Lübnan’a (yani Hizbullah’a) saldıracak. Hizbullah’ın hala Suriye’de savaşmaya devam ettiği, Suriye günahını üzerinden atamadığı, katliamların sıcaklığını hala koruduğu bir dönemde saldıran İsrail’in karşısına ilk defa Hizbullah’tan başka bölge ülkesi ve örgütü çıkmayacak. Suriye’deki çatışmaların Lübnan’a sıçraması ve orada da yayılması durumunda, Lübnan’da da Hizbullah’a destek verecek bir güç kalmayacak. Hizbullah, tarihinde hiç bu kadar zayıf düşmemişti. Özellikle manevi alandaki zayıflığı, savaşma gücünü kıracak gibi görünüyor. Allah’ın hikmetine bakın ki, bölgenin tüm ülkeleri en zayıf dönemlerini yaşıyorlar, İsrail de buna dahil. Sadece Türkiye, cumhuriyet tarihinden bu yana en güçlü dönemini yaşıyor.
*
Problem şu; İsrail’in İran’a saldırısı ile Hizbullah’a saldırısının takviminin çakışması… Bu meseleden haberi olan veya öngörüleri arasında bulunan her merkez, bu takvimi merak ediyor. Bu konu, entelektüel bir merak değil, aksine Suriye’deki rejimin ömrünü de belirliyor.
Bu iki takvimin çakışmaması için batı Suriye muhaliflerine destek vermişti, Suriye rejiminin ömrünü kısaltmak ve İsrail’in Hizbullah saldırısına uygun şartları oluşturmak için… Suriye muhalefetinin yakın zaman öncesine kadar Şam’a bile girip bazı semtleri ele geçirmeleri, o dönemin askeri yardımlarındaki artışla ilgiliydi. Obama, İsrail’in, ABD seçimlerinden önce İran’a saldırma ihtimalini kaldırmak için Hizbullah saldırısının uygun şartlarının oluşmasına mani oldu. Obama’nın en büyük şansı, Hizbullah saldırısı ile İran saldırısını aynı zamana getirerek, İsrail’in seçimden önce İran’a saldırmasına engel olmak. Son zamanlarda Katar tarafından bedelleri bile ödenmiş olan silahların ABD tarafından muhaliflere teslim edilmemesinin açıklaması da bu.
Bütün bunlar bir araya getirildiğinde, Suriye rejiminin de, ABD seçimlerinden yaklaşık bir ay önce yıkılması mümkün görünüyor. Bu durumda İsrail iki cephede savaşamayacağı için, her ikisine de saldıramayacak ve ABD seçimlerini ve yeni yönetimi bekleyecek.
*
Ortadoğu’daki mücadele, zannedildiği gibi “sahada” değil, beyinlerde devam ediyor. Konu aslında kimin daha zeki, kimin daha akıllı, kimin daha karmaşık ve orijinal plan yapabildiğiyle ilgili…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir