TEŞKİLATIN PROJEKSİYONU “YENİ OSMANLICILIK” DEĞİL

TEŞKİLATIN PROJEKSİYONU “YENİ OSMANLICILIK” DEĞİL
Anlama seviyesi örneklemeye dayalı kişiler, “yeni Osmanlıcılıktan” bahsediyor. Büyük vizyon sahibi olmanın Osmanlı konsepti dışında bir yolu yokmuş gibi… Oysa “teşkilatın” böyle takıntıları yok. Osmanlıyı ve Osmanlıcılığı kullanıyorlar, ondan faydalanmaya çalışıyorlar çünkü Osmanlı son İslam medeniyeti olarak büyük bir zirve, fevkalade bir tecrübe, somut bir örnek… Osmanlı coğrafyasında Osmanlının kalıcı, etkili, özlem duyulan bir bakiyesi var, bu bakiye ruhlara sinmiş, özlemlere konu olmuş, büyük barışı gerçekleştirmiş bir numune olarak akıllara ve vicdanlara hitap etmeye devam ediyor. Osmanlı tecrübesini ve müktesebatını kullanmak, ondan faydalanmak tabii ki gündemlerinde… Ne var ki projeksiyonları Osmanlı hinterlandından çok daha geniş bir coğrafyayı içine alıyor.
Osmanlı coğrafyası, stratejik sahalardan birisi… Onunla beraber, Osmanlı coğrafyası dışındaki tüm İslam ülkeleri de projeksiyonun içinde. Pekala bundan mı ibaret? Hayır… İslam coğrafyasının dışında stratejik sahalar tespit edilmiş durumda.
Dünyada kültüre dayalı siyasi havza kalmadığını, batının bu özelliğini hızla tükettiğini, kültürel siyaset krizinin derinleştiğini görüyorlar. Dış ilişkilerdeki temel strateji, “kültürel siyaset” olarak tespit edildi. Dünyaya, insanlığa, ahlaki altyapısı olan bir siyaset sunmak gerektiğini düşünüyorlar. Bunun çerçevesi her ne kadar netleştirilemediyse de, peşinde oldukları bu…
Kültürel siyaset manifestosunun çerçevesini oluşturmanın en büyük problemi, hem İslam coğrafyasına hitap edecek “İslami değerler manzumesi” hem de tüm insanlığa hitap edecek “insani değerler manzumesini” tek metinde buluşturma çabası… Ayrı ayrı iki metin üretmenin doğru olmadığını düşünüyorlar, tüm dünyaya seslenecek bir metin oluşturmak ise çok zor. Patinaj yaptıkları esas nokta burası… Bu problemi nasıl aşacaklarına dair “netleşmiş” fikirleri yok. Bu harmanlamayı yapacak çapta “ideologları” da yok. Doğrusu yapmaya çalıştıkları iş, gerçekten zor.
Üzerinde çalıştıkları alternatiflerden birisi şu; İslami değerlerin muhtevasını alıp, İslami dil ile değil, dünyanın çoğunluğunun anlayacağı bir dil ile ifade etmek… Bu çaba, bir çeşit, İslam’ın muhtevasını tüm insanlığa sunabilecek bir dil, üslup, değerler sistemi haline getirme gayreti. Muhtevasını İslam’dan alan, dilini ve üslubunu çağdaş dünyadan alan bir metin… Böyle bir metin ortaya çıkarılabilir mi? Çıkarılabilirse nasıl bir şey olur? Tamamlanmamış bir süreç olduğu, üzerinde hala çalışıldığı için netice ile ilgili bir şey söylemek zor. Fikir örgüsü “kaotik” gibi görünüyor, “net metin” çıkarmak mahirane bir çaba istiyor, mümkün olup olmayacağı ise hala belli değil.
Diğer alternatif ise; “insani değerleri” İslami süzgeçten geçirerek ve yine İslam’ın dilini kullanmadan dünyaya sunmak… Bu alternatif de aslında öncekinin aynısı fakat mantık örgüsü tersinden çalıştırılıyor. İslam’a aykırı olmayan “insan hakları deklarasyonu”… Keza bunun da mümkün olup olmayacağı hususunda fikir beyan etmek için erken.
Özet olarak istedikleri metin şu; hangi yoldan gidilirse gidilsin, ortaya çıkacak metni Müslümanlar okuduğunda İslam’ı, gayrimüslimler okuduğunda ise “orijinal bir insan hakları deklarasyonunu” görmeleri isteniyor. Metnin satır aralarında İslam’ın görünmesini istiyorlar fakat bunu sadece Müslümanların görmesini arzu ediyorlar. Aynı metni Müslümanlar okuduğunda İslam’ı, başkaları okuduğunda insanlığı anlamalı. Fikir orijinal, gerçekleştirmek ise zor…
Bunu gerçekleştirdiklerinde dış politika daha da canlanacak. Dünyada teşkilatlı misyonlar ile birlikte “fikri misyonlar” da kurulacak. Kültürel siyasetin teorik altyapısı oluşturulacak, hamle yapma imkanına kavuşacak.
İslam coğrafyası dışındaki ülkelerle “sağlam işbirlikleri” kurmanın yolunu bu şekilde açmaya çalışıyorlar. İslam’a, kendi öz coğrafyası dışında bir hinterlant kazandırmak çabasındalar. Bu hinterlandın sadece iktisadi ve siyasi münasebetlerle oluşturulmasını istemiyorlar, kültürel bir çerçeveye kavuşturmak arzusundalar.
Batının sadece siyasi ve iktisadi alanda gerilemediğini aynı zamanda kültürel çöküşe doğru hızla yol aldığını görüyorlar. Dünyada “kültür havzası” kalmadığını, “tabii kültür havzaları” olan dini coğrafyaların ise dirilemediğini, dünyaya bir şeyler söyleyemediğini biliyorlar. Dünyada hala ekonomik havzaların varlığını yarı ölü, yarı diri şekilde de olsa devam ettirdiğini fakat kültür havzalarının kalmadığını düşünüyorlar. Tüm insanlığa hitap edecek şekilde “kültür havzası” oluşturabilmenin, “yüzlerce yıllık siyaset” olduğunun farkındalar. Orijinal bir manifesto hazırladıklarında en büyük yığınağı ona yapacaklar. Kültür havzası aynı zamanda “strateji membaı” haline gelecek, kültür havzasını, stratejilerin kuluçka makinesi olarak görüyorlar.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir