TEŞKİLATIN TAYYİP ERDOĞAN PROJEKSİYONU

TEŞKİLATIN TAYYİP ERDOĞAN PROJEKSİYONU
Akparti’nin tüzüğündeki üç dönem şartı ve bu şartın değiştirilmeden muhafaza edilmesi, teşkilatın en iddialı projeksiyonlarından birisidir. İddialı olduğu kadar tehlikeli, tehlikeli olduğu kadar da zorunlu bir projeksiyon.
Üç dönem şartı ve bu şartın muhafazasındaki ısrar, başarılı bir siyasi kadronun kendi kendini tasfiyesi gibi görünüyor. Kaba bir bakışla “böyle olduğunu söylemek” yanlış sayılmaz. Oyları gerilemeye başlamayan siyasi kadro, ülkedeki kritik eşiklerin hala aşılamadığı bir dönemde, kendini tasfiye eder mi? Bazı süreçlerin yarısında böyle bir karar, ihanet olarak bile görülebilir. “Teşkilat” olmasaydı, teşkilatın, kılı kırk yararcasına üzerinde çalıştığı projeksiyon olmasaydı, benzeri olmayan bir “ahmaklık” örneği sergilenmiş olurdu.
Projeksiyon şu;
Derununda teşkilat, zahirinde ise Akparti müesseseleşecek. Müesseseleşmenin ilk şartı, “şahsa değil fikre bağlı” bünyeler inşa etmektir. Tayyip Erdoğan partinin başında olduğu müddetçe, partinin “ideolojik müesseseleşme” sürecini tamamlaması imkansız çünkü çok karizmatik. Bu gün Akparti bir tarafa ülke bile Tayyip Erdoğan’a kilitlenmiş durumda. Küçük bir hastalık geçirdi sanki ülkenin çivisi çıktı, MHP bile panikledi. Partinin tüm müesseseleşme çabasına rağmen mesafe alınamaması, Erdoğan’ın karizmasına çarpıp dağılmasındandır.
Bu durum Tayyip Erdoğan için tabii ki harika bir kompozisyon. Fakat Tayyip Erdoğan, birilerinin ısrarla iddia ettiği gibi “diktatör” biri değil aksine “idealist” bir şahsiyet. İdealizmin en önemli şartının, şahısları aşmak olduğunu biliyor, bu şahıs kendisi olsa da. Bu sebeple “gözetici” bir konumda kalarak müesseseleşmenin gerçekleşmesini ve kendisi olmaksızın sarsıntısız şekilde devam etmesini istiyor.
Cumhurbaşkanlığına aday olacak ve birinci turda seçilecek. Aktif siyasetten, parti genel başkanlığından ayrılacak. Parti müesseseleşmesini o dönemde tamamlayacak, kendisi de herhangi bir aksaklığa karşı Çankaya’dan “gözetici” sıfatıyla takip edecek. Eğer parti müesseseleşmesini tamamlayabilir ve varlığını şimdiki başarısıyla devam ettirebilirse, iki dönem Cumhurbaşkanlığı yaptıktan sonra siyasete veda edecek ve “teşkilattaki” yerini alacak. Parti müesseseleşmesini tamamlayamaz, başarılı olamaz, kan kaybetmeye başlarsa, Cumhurbaşkanlığına ikinci dönem aday olmayacak ve partinin başına geri dönecek. Başarısızlık, Erdoğan’ın yokluğuna bağlanacak ve Erdoğan’ın başına geçeceği parti yeniden ve belki de daha canlı, daha kuvvetli şekilde siyasete devam edecek. Bu ihtimalde müesseseleşme projeksiyonu üzerinde tekrar çalışılacak.
Bu projeksiyon uygulandığında, Cumhuriyet tarihinde ilk defa siyasetin ve karizmanın zirvesindeki bir lider kendi rızasıyla kenara çekilecek. Erdoğan’ın zirvedeyken yolu açması, güçlü bir müesseseleşme anlayışı oluşturacak. Hiçbir lider, kendini kalıcı görmeyecek, teşkilata ve partiye bağlı kalacak, müesseseleşme kökleşecek, parti yıpranmadan lider değiştirerek yoluna devam edecek. Böylece teşkilat ve parti bu ülkede ilanihaye söz sahibi ve iktidar olacak.
Bu yolla üretilecek olan “algı” ve “anlayış”, Müslümanların koltuk delisi olmadığı, hizmet etmek için siyasete girmenin şart olmadığı, halka hizmet etmekten başka bir dertlerinin bulunmadığı şeklinde çerçevelenecek. Tayyip Erdoğan siyasetten emekli olduktan sonra halkın içinde gezecek, halkın dertleriyle ilgilenecek, takip edecek. Halkın, “başbakan ol” taleplerine karşı direnecek, başında olmadığı hükümetin başarılı olduğunu (başarılı olması halinde) söyleyecek ve kendisine ihtiyaç olmadığını ifade edecek. Böylece hem karizması artacak hem de parti ve hükümet üzerinde “gözetici” tesiri devam edecek.
Sadece yurtiçinde seyahat etmeyecek, İslam ülkeleri başta olmak üzere tüm dünyayı dolaşacak. Cumhuriyet döneminde hem de kesintisiz olarak ülkeyi en fazla yönetmiş (Cumhurbaşkanlığı ile 22 yıl olur) ve seçim kaybetmeden siyasetten çekilmiş, kurduğu parti de hala iktidarda olan bir şahsiyet olarak, yurtiçinde olduğu kadar yurtdışında da sözü dinlenen birisi olacak. Tarih kendisini, Türkiye Cumhuriyetinin ikinci kurucusu olarak yazacak. İkinci kurucusu olarak yazacak ama artık birinci kurucusunu unutacak çünkü ikinci kuruluş birincisine nispetle “büyük devlet” olarak kayda geçecek.
Bütün bunlar olur mu, bilinmez. Kehanetle işimiz yok, sadece teşkilatın gelecek projeksiyonlarını anlatıyoruz. Projeksiyon geliştirmek “kahinlik” değil. Kimin ömrünün ne kadar olduğunu kim biliyor ki. Tayyip Erdoğan’ın ömrü vefa gösterir mi göstermez mi, zamanı gelince anlaşılacak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir