TETKİK İLİMLERİ KEŞİF MAHARETİ VE NEVZUHUR DÜŞÜNCELER

TETKİK İLİMLERİ KEŞİF MAHARETİ VE NEVZUHUR DÜŞÜNCELER

(Terkip ve İnşa dergisi 7. sayı)

Keşif meselesi, özü itibariyle girift ve çetin bir mevzudur. Keşif, tombala çeker gibi meçhule uzatılacak bir elin gelişigüzel yakaladığı herhangi bir şey değildir. En azından Müslümanlar için böyle değildir, zira Müslümanlar tevhide (hakikate) iman etmişlerdir. Kainatta, sınırsız sayıda batıl olmasına karşın, bir tane hakikat vardır. Tombala veya zar atmak, bizim için keşif değil, ancak entelektüel serseriliktir.
Mutlak İlim olan Kitab-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyyedeki bir mana ve hikmetin keşfi, lügat karıştırarak bir şeyler yakalamaktan ibaret değil, o şeyin kainattaki tecellisini, insandaki tezahürünü, hayattaki tatbikatını da bulmak; varlık, insan ve hayat bahislerinden mürekkep mana ve hikmet keşfini yapmaktır. Kitap ve Sünnetten, etimolojik tahlillerle keşfedildiği zannedilen hikmet, insanda aksi tesir, hayatta yanlış netice veriyor. Bunu dert etmeyenler ise entelektüel serserilik yapmaya devam ediyor.

Kitab-ı Kerim ile varlık (ve varlığı tetkik eden bilimler, mesela fizik) ile tezat teşkil etmeyeceğini, etmemesi gerektiğini bilen adam, batının mevcut bilimini esas alıyor ve Allah Azze ve Celle’nin kitabını ona göre yorumluyor. Batı bilimini “doğru” kabul eden yerli oryantalistler, Kitab-ı Kerim’den hareketle telif ve inşa edilmiş yüzlerce ilim dalımızı reddettiği gibi, Kitaptaki ilmi keşfedemediği için batı bilimine uydurmaya çalışıyor.
Batı bilimi, tombala torbasından rastgele çektiği kelimeleri yan yana dizdiğinde anlamlı bir cümle meydana geliyorsa ona bile bilim demekte mahzur görmez. Böyle bir tembellik ve ucuzculuğa alışan bazı Müslümanlar, özellikle de yerli oryantalistler, bir ayet-i kerimeyi mealinden okuyarak, mealdeki yanlışlardan hareketle sahte nispetler ve irtibatlar kurmayı, bilim yapmak zannedecek kadar hassasiyetsiz haldeler.
*
İlmi faaliyet, elde edilecek bilginin, temel mevzular olan varlık, insan ve hayat bahisleriyle ve bu bahislerin ihtiva ettiği milyonlarca mevzu ile telif edilebilir olmasını gerektirir. Keşif, elde edilen bilginin tüm irtibat haritası içinki yerini doğru tespit etmek, tatbikatta İslam’ın temeldeki ve ilgili mevzu itibariyle teferruattaki maksadına muvafık olmasını halinde gerçekleşmiş olur. Bu sebeple bir mana veya hikmetin keşfedilip edilmediği, bazen yıllar, bazen ise asırlar isteyen ilmi ve fikri süreçlere bağlıdır. Bu sebeple, sabah kalkıp meal okuyarak alimlik taslamak, sadece cahillik alametidir.
Batı biliminde “hakikat kaygısı” olmamasına rağmen, bir fizik meselesinde asırlarca birçok teori geliştirilmekte, her teori test edilip bilim çöplüğüne atılmakta, yerine yenisi geliştirilmektedir. Batı bilimi, “Mutlak İlim” gibi bir kaynağa sahip olmadığı içindir ki, teoriler çöplüğüdür. İslam ilim mecrası, Mutlak İlmin murakabesi altında inkişaf ve terakki ettiği için, batı bilim tarihi gibi teoriler çöplüğü değildir ama bir mana veya hikmetin asırlarca tatbik edile edile testten geçtiği de vakadır. Bu sebeple kadim müktesebatı reddetmek, ilmi imha etmektir, bu ise tam olarak oryantalistlerin hedefidir.
*
İçinde bulunduğumuz kaos çağının en kötü özelliği, ilimde nerede kaldığımızı unutmamızdır. Nerede kaldığımızı bilmezsek, keşif yapamayız. En iyi ihtimalle eskiden keşfedilen meseleleri yeniden keşfetmeye çalışıyoruzdur. Aynı manayı yeniden keşfetmek, özü itibariyle keşif değildir, zira ilmi terakki ettirmiş olmaz.
Geri kalmamızın sebebi, ilimde inkişaf ve terakkinin durmasıydı. Zira ilim telakkimiz ve müktesebatımız, tarihte çok sayıda medeniyet kurmakla test edilmiş, testi geçmişti. Tarihteki İslam medeniyetlerine bakınca nasıl bir zirve olduğu görülüyor. Öyleyse temel anlayışımız yanlış değildi, sadece anlayamaz, anlamadığımız için keşif yapamaz, keşif yapamadığımız için terakki edemez olmuştuk. Kadim müktesebatımızın ihtişamı, inşa ettiği medeniyetlerle kendini ispat ettiği için, oryantalistler o müktesebatı imha etmeye yöneldi. Müslümanlar, on dört asırda, tek kitap olan Kur’an-ı Kerim’in muhtevasında mahfuz olan mana ve hikmetleri keşfederek milyonlarca eser telif ve inşa ettiler, oryantalistler ise bu külliyatı imha etmek için sağlam bir yol buldular, Kur’an İslam’ı… Sanki müktesebatımız İncil veya Tevrat’tan kaynaklanıyordu.
Müktesebat ile irtibatımızı kestiler, Türkiye’de harf devrimi ve İslam’ın yasaklanmasını Kemal Atatürk eliyle gerçekleştirdiler, devamını ise yerli oryantalistlerle getirmeye çalışıyor, kadim müktesebatı imha etmeyi hedefliyorlar. Kur’an İslam’ı, indirilen din, mealcilik gibi yaklaşımlar, Atatürk’ün kadim müktesebatı imha etmek için yaptığı devrimi, Müslüman kisvesiyle tamamlamaya çalışan Kemalistlerdir. Bunlar, kadimi imha etmek için uğraşırken, “kaldığımız yerden” inkişaf ve terakkiyi yeniden başlatmayı engelliyorlar. Batılı oryantalistler, yerli oryantalistler kadar zarar verememişti.
*
Mealci türünden nevzuhur akıllar, yeni şeyler keşfettiğini zannediyor. Ümmetin on dört asırlık müktesebatında derinliğine tartışılan, İslam’a uygun olup olmadığı tespit edilerek karara bağlanan meseleleri, yeni mevzu gibi ortaya atıyor, tarihteki sapıkların düşüncelerini güncellemekten başka bir şey yapmıyorlar. Bir meselenin ikna edici şekilde tartışılıp karara bağlanmasına rağmen o meseleyi yeniden gündeme alıp mevzu haline getirmek, özü itibariyle kötü niyete işaret eder.
Yerli oryantalistlerin gündeme getirdikleri meseleleri cesaretle savunmalarının temel sebebi, kadim müktesebatın cahili olmalarıdır. Mealci veya Kur’an İslam’ı yaklaşımı esas itibariyle ilmi müktesebata karşı cahil bırakma operasyonudur. Uydurulan din yerine “İndirilen din” iddiasıyla ortaya çıkanlar, kitap ve sünnetten hareketle kurulan yüzlerce ilim dalına karşı Müslümanları cahilleştirmekte, bunu yaparken de tam olarak oryantalistlerin hedeflerini gerçekleştirdiklerini fark etmemektedir.
Keşif hamlesi, ilimde nereye gelinmişse oradan devam eder. Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyyede mahfuz milyonlarca mana ve hikmetin keşfi anlamına gelen kadim müktesebat reddedildiğinde, baştan başlamak gerekir. On dört asırlık müktesebatı reddetmek, on dört asırlık keşif hamlesini çöpe atmaktır, buna inkişaf ve terakki demek akıl ve ilimle telif edilebilir mi?
Kadim müktesebatı reddetmek kolay olmadığı için, yerli oryantalistler, kadimdeki sapık veya şaz görüşler üzerinden bir müdafaa hattı kurma çabasına giriyor. Orta zeka manevrası kabilinden bu tür hafifmeşreplikler, maalesef orta zekalar tarafından makbul görülüyor.
NURETTİN SARAYLI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir