TETKİK İLİMLERİ VE BİLGİNİN DEVERANI

TETKİK İLİMLERİ VE BİLGİNİN DEVERANI

(Terkip ve İnşa dergisi 7. sayı)

Bilginin deveranı hayati bir bahistir. Bilginin hareketi deveran ile kaimdir, deveran kesildiğinde hareket durur ve bilgi ölür. Deveranı duran, durdurulan bilgi diriliğini kaybettiği için, hayata (diriliğe) nüfuz edemez, tesir edemez. Bilgi hayata nüfuz etmezse, hayat da durur, ölür. Hayat ölmemek için bilgi ihtiyacını karşılamak ister, bir bilgi evrenindeki (bilgi telakkisindeki) deveran durmuşsa, hayat bilgi ihtiyacını başka bir bilgi evreninden karşılar, zira hayat kendini kaim ve daim kılmak için fevkalade bir cehde sahiptir.
Bir içtimai bünye (cemiyet) belli bir bilgi evreninden beslenerek ayakta kalabilir. İçtimai deveranın mecralarında belli bir dünya görüşünün bilgileri akmaz hale gelirse, damarlar önce suni şekilde dışardan bilgi ithal etmeye, sonra da onu kendi bünyesinde üretmeye başlar ve kendileştirir. Değişmenin temeli burada aranmalıdır.

Osmanlı gibi bir medeniyetin neden yıkıldığına dair sayısız teori geliştirilmiştir, oysa meselenin özü buradadır ve buradan bakmak gerekir. İslam’ın inşa ettiği bilgi telakkisi (evreni), önce kendi bünyesindeki deveranını durdurmuş, sonra hayatın deveran mecralarında akmaz olmuş, hayat ise doğru ya da yanlış olmasına bakmadan taze bilgiyi batıdan ithal etmeye başlamıştır. Osmanlıyı inşa eden bilgi telakkisi ve kadim müktesebat yerli yerinde duruyordu, yani kitaplarda (ve kütüphanelerde) mevcut ve mahfuzdu. Mesele o bilgilerin eksikliği, yanlışlığı değildi, mesele o bilgi ve ilim müktesebatının deveran etmez hale gelmesiydi. Ölüde de kan vardır ama olduğu yerde durur, deveran etmediği takdirde kafi miktar kan olması bir işe yaramaz. Bilgi, kendi evreninde deveran etmez hale geldiğinde hayatın mecralarında akamaz, bilginin kendi bünyesindeki deveranı, kalb gibi onu hayatın mecralarına (damarlarına) pompalar.
Bilginin artmadan ve eksilmeden deveranı, mutat hale gelmesidir. Mutat hale gelen deveran, ezberlemek ve onu tekrar etmektir. Bu esas itibariyle deveran değildir. Ezber (eksiltmeden veya artırmadan tekrarlamak), hareketsiz sübut değil, hareketin sübutudur. Hareketten maksat, inkişaf ve tekamüldür, tekrar; inkişaf ve tekamül etmeksizin hareket etmektir ki, buna hareketin sübutu denir. Bu durum, ne hayattır ne de ölümdür, tabiri caizse koma halidir. Mutat tekrar, belli bir mesafeye kadar devam etse de, muhakkak enerjisi biter ve durur, hareketsiz sübut halinde karar kılar, bu da ölümdür.
Bilginin deveranını temin etmek, mütemadi keşif ile kabildir. Keşif, yeni bilgidir, yeni bilgi ise deveranın yakıtı yani enerjisidir. Keşif, tetkik ilimleri marifetiyle gerçekleştirilir, bu sebeple tetkik ilimleri aynı zamanda bilginin deveranını temin eden keşif karargahıdır.
*
Batının materyalist felsefe üzerine bina edilen bilgi telakkisi, dikey tasnifi, yani bilgide meratip silsilesini kabul etmez. Yapabileceği dikey tasnifin ufku, temel bilimler-tatbik bilimlerle sınırlıdır. Batının bilgi telakkisinde “hakikat” bahsi olmadığı, zaten materyalist felsefede böyle bir bahis olamayacağı için, bilginin dikey tasnifini yapmaya akıl formu müsait değildir. Batı bilim telakkisi, en fazla yatay tasnif yapabilir ki, o da bunu yapmıştır. Ne var ki yatay tasnif, dikey tasnif olmadan nizami çerçeveye kavuşturulamayacağı için, yatay tasnifte yer yer dikey tasnif emareleri görülmüş fakat temeldeki bilgi telakkisi buna geçit vermediğinden dolayı maksat hasıl olmamıştır.
Bilginin deveranı yatay sahada da mümkündür. Bilginin deveranını sağlayan güç keşif olduğu için, dikey tasnif yapamamış bilgi telakkisinde de keşifler sürdüğü müddetçe bilginin deveranı vakidir. Bir bilim dalındaki keşif, başka bilim dallarını (en azından komşu bilim dallarını) etkileyeceği için, bilgi deveranı gerçekleşmektedir. Bilgi deveranı devam ettiği müddetçe bilginin tazeliği ve hayatiyeti mümkün olmakta, dolayısıyla o bilgi telakkisi varlığını ve tesirini sürdürmektedir.
Ne var ki yatay bilgi deveranı, kaçınılmaz olarak bilginin dağılmasını sağlar. Her bilim dalındaki keşif, kendi sahasını genişletir, kendi sahasını genişlettiğinde komşu bilim sahalarını iter. Böylece her bilim dalı bir diğerinden, keşif faaliyetlerindeki hızla uzaklaşır, uzaklaşmanın her adımı, bilginin dağılmasını, tefekkürün savrulmasını, hayatın çözülmesini mukadder kılar. Batının birkaç asırdır yaşadığı hayatın özü ve özeti budur, bunu kendisi de hala anlamış değildir.
*
Bilginin dikey deveranı, ilimlerin dikey tasnifi ile kabildir. Dikey tasnif, bilgi telakkisinin tabiatında vardır veya yoktur, tabiatında yoksa dikey tasnif çabaları sunidir ve işe yaramaz. Dikey tasnifin birinci şartı, hakikat bahsi ile ilgilidir ve mutlak ilim kabulü (aslında imanı) ile mümkündür. Mutlak İlim (yani hakikat) kabulü yoksa dikey tasnif muhakkak ki entelektüel gevezelikten ibarettir. Mutlak İlim kabulüne rağmen dikey tasnif yapmamak, dikey tasnife ihtiyaç duymamak idrak zafiyetiyle ilgilidir ve bugün Müslümanların durumu da bundan ibarettir.
Bilginin dikey deveranını Fikirteknesi külliyatını esas alarak izah etmek gerekirse; kendi bilgi evrenimiz (İslam’ın bilgi ve ilim telakkisi) çerçevesinde; terkip ilimleri, tetkik ilimleri, tatbik ilimleri arasındaki deveran olarak ifade etmek durumundayız. Yatay tasnife ait olan dört ilim mecrası içindeki dikey tasnif, bilginin dikey deveranını mümkün kılan mertebelerdir.
Terkip ilimleri, Mutlak İlim olan kitap ve sünnetten aldığı terkibi hükümleri (ölçüleri), ilim telakkisi çerçevesinde izah ederek tetkik ilimlerine gönderir, tetkik ilimleri ise o ölçüleri ilgili sahayı esas alarak tetkik ve tahkik eder, mana hacmini tespit, o hacimde mahfuz hikmetleri keşfeder ve terkip ilimlerine iade eder. Terkip ilimleri, tetkik ilimleri tarafından keşif ve izah edilen hikmetleri alır, ilim telakkisi çerçevesinde yerli yerine oturtur, büyük terkip içinde herhangi bir tenakuz olup olmadığına bakar, terkibi bünyeyi (ilim telakkisini) bozacak bir tenakuz veya maraz tespit ettiğinde tekrar tetkik ilimlerine gönderir, tetkik ilimleri o bilgiyi tekrar ve yeniden değerlendirir. Terkip ilimleri, tetkik ilimlerinden gelen bilgilerin bünyeyi bozmadığını, doğru olduğunu tespit ettiğinde tekrar tetkik ilimlerine gönderir, tetkik ilimleri o bilgileri tatbik edilebilir çerçevelere alarak tatbik ilimlerine gönderir. Tatbik ilimleri, kendisine teslim edilen bilgileri, ana çerçevelerini bozmadan tatbikatı mümkün olan şekillere (kalıplara) döker ve hayata sunar, yani tatbik eder. Tatbik ilimleri, uygulamadan elde ettikleri neticeleri, tetkik ilimlerine gönderir. Tetkik ilimleri, tatbik ilimlerinden aldıkları neticeleri ve tecrübeyi, ilmin fayda cihetiyle nihai maksadını gerçekleştirip gerçekleştirmediğinin muhasebesini yapar, maksat gerçekleşmişse teyit eder ve “ilim” sahasına alarak terkip ilimlerine gönderir. Nihai maksat gerçekleşmemiş veya maksadın dışında bir netice ortaya çıkmışsa tetkik ilimleri, hem tatbikatın gözden geçirilmesini talep eder hem de kendi bilgilerini gözden geçirir. Yeniden tatbikata sunulan bilgiler, yine maksadın dışında neticeler vermişse, tetkik ilimleri meseleyi terkip ilimlerine gönderir ve ilim telakkisi ile ilgili bir marazın olup olmadığının murakabe edilmesini ister. Dikey deveran bu şekilde ilanihaye devam eder gider.
Dikey deveran, terkip ilimlerinin Mutlak İlme muhatap olması ve ondaki hikmetlerin yüksek seviyedeki keşfi ile başlar. Tetkik ilimleri, terkip ilimlerinden kendilerine intikal eden Mutlak İlim muhtevasını hem teferruatına kadar keşfeder hem de o hikmetlerin mukabillerini varlık, insan ve hayat bahislerinde keşfeder. Tatbik ilimleri ise tetkik ilimlerinden aldıkları ölçüleri uygulamada test eder ve deveran tamamlanır. Tatbik edilmeyen bilginin doğru veya yanlış olduğunu anlamak fevkalade güçtür, bu sebeple tatbik ilimleri, deveranı sağlayan son halkadır ve tabii ki mühimdir.
Terkip ilimleri, bir taraftan Mutlak İlimdeki hikmetleri keşfederken diğer yandan tatbik ve tetkik ilimlerinden gelen bilgi ve tecrübeleri terkip eder. Böylece bilginin “hakikat” ile irtibatı kurulduğu gibi, sadece yatay genişlemeden ibaret olmayan, dikey derinleşmeyi de gerçekleştiren bir terkip faaliyeti ile bilginin dağılmasını, savrulmasını, çözülmesini önler.
*
Bilginin deveranı ve tazeliği keşifle temin edildiği için, deveran istasyonu tetkik ilimleridir. Zira tetkik ilimleri keşif karargahıdır. Terkip ilimlerinin Mutlak İlmin muhtevasında keşfettiği mana ve hikmetin mukabilini, tetkik ilimleri; varlık, insan ve hayat sahalarında keşfeder. Umumi manada bakıldığında bu durum, bilginin Mutlak İlim ile varlık (kainat) arasındaki deveranıdır. Meselenin özü de zaten burasıdır.
Bilgi, Allah Azze ve Celle’den gelir, kainatı dolaşır ve yine O’na döner. Hakikatteki deveran budur, bunun dışındaki bilgi deveranının tamamı dairenin tamamlanmamış halidir ve batıldır. Varlık, bir bilgiyle (kelamla) başlamıştır, o kelam, “kün” emridir. Bu manada eşyanın hakikati ilimdir ve o ilim, Allah Azze ve Celle’nin sonsuz ilminden ibarettir. Allah Azze ve Celle’nin ol emri ile vücut kazanan varlığın tamamı O’nu zikreder. Bilginin deveranı, Allah Azze ve Celle’nin “Ol” emri ile başlar ve varlığın o emri vereni zikretmesiyle dairesini tamamlar. Bu daire tüm varlık çeşitlerinde tamamlanmıştır, sadece insanda inkıtaa uğrar, inkıtaın adı ise inkardır.
Varlık ve vakıaların tamamı, “kün” emri ile “zikir” arasında ortaya çıkan sayısız çeşitteki tecelli ve tezahürlerden ibarettir. Müslüman, bilgi deveranını, varlık çeşitlerinden olan insan cinsinde ikmal eden şahsiyettir. İnsan cinsi “Eşref-i mahlukat” olduğu için, bilgi deveranının insan cinsinde de ikmal edilmesi gerekir. Bilgi deveranı insan cinsinde ikmal edilmezse, varlık alemi (kainat) ayakta kalamaz, çünkü varlık alemi “halife” kılınan insan için yaratılmıştır. İnsan, hilafet görevini yapmazsa, yani insanların içinden bu vazifeyi yerine getiren kimse kalmazsa, bilgi deveranındaki maksat ortadan kalkar, bu sebeple olsa gerek, Allah’a inanan (ve tabii ki onu zikreden) kalmadığında kıyamet kopar.
Bilginin kendisi kadar deveranı da mühimdir. Hakikatte bilgi deveranı kesildiğinde kıyamet kopacağına göre, İslam’ın bilgi evrenindeki bilgi deveranının durması ümmetin kıyametidir. Muhtemeldir ki son birkaç asrın izahının özeti budur.
EBUBEKİR SIDDIK KARATAŞ
ebubekirsiddik2000@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir