TETKİK İLİMLERİ

TETKİK İLİMLERİ

(Terkip ve İnşa dergisi 7. sayı)

Nispi ilimlerin gövdesi tetkik ilimleridir, başı terkip, ayakları ise tatbik ilimleridir. Tetkik ilimleri; terkip ilimleri marifetiyle “Mutlak İlim” ile münasebet kurar, tatbik ilimleri ile hayata nüfuz eder. Terkip ilimlerinden temel tasavvuru, yani bilgi ve ilim telakkisine dair çerçeveyi ve kuşatıcı hükümleri (ölçüleri), tatbik ilimlerinden ise uygulama neticelerini ve tecrübeyi alır, terkip ilimlerinden aldığı temel mikyaslarla (nispet ölçüleriyle) tecrübeyi harmanlar, yoğurur, tertip eder ve keşif hamlelerini mayalar. Tetkik ilimleri; dikey tasnif silsilesindeki deveranı sağlar, böylece bilgiyi dondurmaz, durdurmaz, mütemadi bir hareketliliğe kavuşturur ve canlı tutar.
*

Kur’an ilimleri mecrasındaki fıkıh gibi, müspet ilimler mecrasındaki fizik gibi, beşeri ilimler mecrasındaki ahlak gibi ilimler, dahil oldukları mecranın tetkik, tahkik, keşif ve telif çalışmalarını yürütür. Bu manada tetkik ilimleri, “ilim” dediğimizde anlaşılan gövdedir. İlmin keşif maharetini üstlenir ve bilgiyi ilmi çerçeveye alıp tertip eder.
Tetkik ilimleri, ihtisaslaşmanın olduğu sahadır. Her tetkik ilmi bir bilgi sahasını çerçevelemiş, çevrelemiş ve kendi zaviyesinden mülkiyetine geçirmiştir. İhtisaslaşma sahası olduğu için aynı zamanda keşif ve tertipte derinleşmiştir.
*
Tetkik ilimleri, dahil olduğu mecranın tüm bilgi sahalarını işgal etmiştir. En küçük bilgi sahası bile tetkik ilimleri tarafından ihmal edilmiş, gözden kaçırılmış, umursanmamışsa tetkik ilimleri eksiktir. Daha mühim olan ise o kültür havzasında “ilim” eksiktir.
Küçük veya büyük olsun herhangi bir bilgi sahasının ilmi çerçeveye alınmamış olması, İslam ilim telakkisi için muhaldir. İslam’da ilim o kadar kıymetlidir ki, herhangi bir bilgi sahasının ilim dışında kalması, tüm ilim adamları için ağır bir mesuliyeti muciptir.
Bir bilgi sahasının ilim tarafından tasarruf altına alınmaması, o sahadaki bilgiyi başıboş bırakmaktır. İlmi seviyede ve ciddiyette tetkik edilmeyen bilgi, temel mikyaslar olan “doğru”, “iyi”, “güzel” ve “faydalı” ile nispeti kurulmamış, bu sebeple “yanlış”, “kötü”, “çirkin” ve “zararlı” olma ihtimali açık bırakılmıştır. Bu hal derin bir idraksizlik alametidir. Böyle bir idraksizlik ve hassasiyetsizlik hali Müslüman ilim adamına uzaktır, eğer bir Müslüman ilim adamında bu hal zuhur etmişse, o adam Müslüman olabilir ama asla ilim adamı değildir.
İslam ahlakı, hayatın hiçbir ihtimalini, insanın hiçbir hareketini mevzu dışı olarak işaretlememiştir, bunun gibi İslam ilim telakkisi; varlık, insan ve hayatın en küçük sahası da dahil olmak üzere, hiçbir bilgi alanını mevzu dışı bırakmamıştır. Aksini iddia etmek, ilim adına bazı ezberleri yapan ama İslam ilim telakkisini anlamamış olan kişilerin gevezelikleridir.
“Mutlak İlme” muhatap olan Müslümanlar, mutlak ilmin sınırsızlığı ve kuşatıcılığına rağmen herhangi bir bilgi alanını ilmin dışında bırakmak gibi bir idraksizliğe savrulamaz. Batının pozitif bilim telakkisinin sınırlı olması anlaşılabilir ama Müslümanların ilim telakkisine sınır çizmek kabil değildir. Mutlak İlim, namütenahi bir ufka sahiptir, ona sınır çizmek, ancak kendi aklına mahkum olan “ham yobaz ve kaba softa” türünden sığ idrak sahibi Müslümanların marazi iddiasından ibarettir. Mutlak İlmin kuşatmadığı, izah etmediği bir bilgi sahası olmadığı, olmayacağı için, İslam ilim telakkisi maveraya doğru açılan namütenahi bir güzergah haritasına sahiptir.
*
Kadim müktesebatımızda birçok ilim dalı kurulmuştur. Bununla birlikte bazı ilim dallarımızda ciddi hacim şişmeleri meydana gelmiştir. Mesela “Kur’an ilimleri mecrası”nın tetkik ilmi olan fıkıh ve “Beşeri ilimler mecrası”nın terkip ilmi olan ahlak, kendi mecralarında o kadar geniş sahaları işgal etti ki, bir ilmin taşıyabileceği bilgi yükünü çok aştı. Fıkıh müktesebatı o kadar hacimli ki, muhtevasından onlarca ilim çıkar. Mukayese etmek gibi olmasın ama mesela batının sosyoloji ve psikoloji biliminin yüzlerce katı hacimde ve derinlikte ilim dallarını besler. Özellikle müçtehitlerin içtihatları derinliğine tahlil edildiğinde görülecektir ki; batının biyoloji, psikoloji, sosyoloji bilimlerinin idrak ve keşif etme iktidarında olmadığı hükümler ihtiva etmektedir. Sadece fıkıh ilmi ciddi bir tetkike tabi tutulsa, “Beşeri ilimler mecrası”nda bir içtimaiyat ilmi, bir ruhiyat ilmi, hatta bir biyoloji ilmini kurmak mümkündür. Keza ahlak bahsi tetkik edildiğinde, içtimaiyat, ruhiyat, biyoloji ve daha birçok ilim dalı kurma imkanı mevcuttur.
Tefsir ilmi Kur’an ilimleri mecrasının terkip ilmi olmuş, fıkıh ise tetkik ilmi olarak sanki tüm sahayı işgal etmiş durumdadır. Bunun temel sebebi İslam ilim telakkisinin muhtevasında aranmalıdır. İslam ilim telakkisi, önce tevhide bağlı sonra vahdete… Bu sebeple Müslüman ilim adamları, bilgiyi vahdet üzere tutmak için mütemadiyen terkip etmiş; dağılmaması, çözülmemesi, tenakuza düşmemesi için azami gayret sarf etmiştir. Hz. Ali (RA) Efendimize atfedilen; “İlim bir noktaydı, onu cahiller çoğalttı” mealindeki hikmet, Müslüman alimler tarafından sürekli hatırda tutulmuş, nokta çoğaltılırken en azından vahdet ve terkip hususunda hassas olunmuştur.
İslam’ın ahlak müktesebatı, Beşeri ilimler mecrasında onlarca tetkik ve tatbik ilmine kaynak olacak kadar hacimlidir. Kadimdeki vahdet ve terkip hassasiyeti muhafaza edilmeli, bu hassasiyetle yeni ilimler kurulmalıdır. Sadece fıkıh ve ahlak ilmi, sayısız ilmin kaynağı olabilecek hacme ulaşmıştır. Bazı temel ilim dallarımızın hacminin şişmesi ve yeterince doğurmaması, idrak ve tecessüs ataleti oluşturmuştur.
Bir ilim dalının hacminin şişmesi, esas itibariyle o ilmin hamileliğidir. İlimlerin inkişaf ve terakkisinin bir yolu da doğurmalarıdır. İnkişafın sıhhatli olması, ilmin kendi mevzu haritasındaki her mevzuda muvazi şekilde terakki etmesi şartına bağlıdır. İnkişaf, belli sahalarda bilgi birikiminin artması şeklinde olursa, o sahada hamile kalır, onu doğurması ve müstakil bir ilim dalı haline getirmesi gerekir. Hamile kalan ve hamileliğini ikmal eden ilmin doğurmaması, o ilim ile ilgili ciddi sıkıntıların başlamasına sebep olur.
Bir ilim dalının hacminin aşırı şişmesiyle ortaya çıkan ilk tehlike, müktesebatın büyüklüğünden dolayı tahsil zorlaşması, böylece idrak ve tecessüs ataletinin oluşmasıdır. İnsan ve hayatın tabiatındaki ihtiyaçlardan birisi olan “çeşit” ihtiyacını da karşılayamaz. Çeşit ihtiyacı, aynı zamanda keşif hamlesinin muharrik kuvvetidir. Bir çok sahayı tek ilim dalı içinde toplamak, müktesebatını da tahsil edemeyecek kadar çoğaltmak, hem idrak ve tecessüs ataletini doğurur hem de zamanla çeşit ihtiyacını karşılayamaz hale getirir.
Fıkıh ve ahlak, ferdi ve içtimai sahada çok sayıda ilim doğuracak hacme ulaşmıştı. Fıkıh ve ahlak daha fazla velud olmalı, daha fazla ilme kaynaklık etmeliydi. Mesela fıkıh ilmi yeterince velud olmadığı için, ahlak ilmi de tekkenin (tasavvufun) inhisarında kaldığı için, medrese hayatın tamamını fıkıhtan ibaret görmeye başlamıştır. Osmanlı gibi baştan sona tasavvuf medeniyeti olan misalde bu durum problem teşkil etmemiş ama daha önceki tarihi dönemlerde veya Osmanlının tesirinin az olduğu başka Müslüman coğrafyalarda fıkıh, ahlakın alanını da işgal ederek, İslam’ı, sadece bir hukuk telakkisinden ibaret hale getirmiştir.
*
Merkezi meselemiz, “mevzu haritası”dır. İslam’ın mevzu haritası çıkarıldığında, ne kadar yeni ilme ihtiyacımız olduğu ortaya çıkacaktır. Mevzu haritası, aynı zamanda mevcut ilimlerimizin hangilerinin yeni ilimlere kaynaklık edeceği (yani hamile olduğu) meselesini de vuzuha kavuşturacaktır.
İslam’ın yeniçağını başlatmak istiyorsak, ilim, irfan ve tefekkür hamlesini başlatmalıyız. Bunun birinci şartı da, mevzu haritasını çıkarmaktır. Tetkik ilimlerinin ilk yapması gereken iş, mevzu haritası üzerinde çalışmak olmalıdır.
*
Tetkik ilimlerinin temel meselesi, terkip ilimlerinin tasarruf ve murakabesi altında İslam’ın mevzu haritasını çıkarmaktır. “Mevzu haritası” bahsi, ilmin kapısıdır. Mevzu haritası yoksa ilme nereden girileceği bilinmez, girilen mahallin “ilim şehri” olup olmadığı anlaşılmaz.
Tetkik ilimleri, herhangi bir bilgi sahasının eksik kalmadığını ancak mevzu haritasını çizerek tespit eder. Mevzu haritası çıkarılmadığında, eksik alan olup olmadığını anlama imkanı yoktur. Bir ilim telakkisi, mevzu haritasını çıkarmadan tüm bilgi sahasını tarayıp taramadığını bilemez. Bilgi sahalarının tamamını tarassut etmediğinden emin olmayan ilim telakkisi, eksiktir.
Mevzu haritası, aynı zamanda bir ilim telakkisinin hacmini ve ufkunu gösterir. Mevzu haritası tüm bilgi sahasını göstermediğinde ilmi boşluklar oluşur. İlmi boşluklar, önce tenakuzları davet eder, sonra ilim telakkisini imha etmeye başlar.
İlmi boşluk büyük felakettir. İdrak ve izah edemediğiniz saha sizin değildir. Siyasi ve askeri manada, “gidemediğiniz yer sizin değildir” diyebilen bir bakış, ilmi manada idrak ve izah edemediğiniz saha sizin değildir tespitini yapamamıştır. Ne kadar hazin…
İdrak ve izah edemediğiniz saha sizin değildir ama bilinmelidir ki hayat boşluk kabul etmez, o sahayı başka bir kültür veya dünya görüşü bir şekilde doldurur. Bizim idrak ve izah edemediğimiz sahada başkalarının (başka kültürlerin) bir şeyler söylemesi, doğru veya yanlış olmasına bakılmaksızın hayat tarafından kabul edilir. Zira bir sahada söz söylemek, hiç söylemeyenlere karşı galip gelmenin kafi şartıdır. Birkaç asırdır batı karşısında mağlubiyetimizin kodlarından birisi de budur, birçok sahada söz söylemediğimiz (söyleyemediğimiz, üretemediğimiz, keşfedemediğimiz) için, batının söyledikleri, doğru veya yanlış olduğuna bakılmaksızın sahayı işgal etmiş, dünya tarafından kabul edilmiştir.
Bir bilgi sahasını idrak ve izah edememekten daha kötüsü, o sahayı görmemek, mevzu haritasına almamaktır. İdrak ve dikkat, bir bilgi sahasını mevzu haritasına almadığında orayı terk etmiştir. Terk edilen bir saha, herkes tarafından işgal edilebilir, işgal edilebilmesi için güçlü bir düşman gerekmez, bir çapulcu sürüsü bile o sahayı tasarrufu altına alabilir. Mevzu haritası çıkarılmadığı için, kaç tane bilgi sahasını terk ettiğimizi bile bilmiyoruz. Batı, tuvaleti bile bilmediği bir zaman diliminde bilgi sahalarını işgal etmeye başladı, çünkü biz terk etmiştik veya yeni bilgi sahaları açıldığını fark etmemiştik. Batının son birkaç asırlık galibiyetine bakarak felsefesine hikmet muamelesi yapan idrak fukaraları, neden mağlup olduğumuzu bilmedikleri için tecavüzcüsüne aşık olan aşüfteler gibi meydan yerinde salınıyor. Bizim terk etmemiz, İslam ilim telakkisinin zafiyetinden değil, kendi idraksizliğimizden ibarettir ve bu mağlubiyette batının felsefesi ve biliminin zannedildiği kadar katkısı yoktur. Terk edilmiş bir sahayı işgal etmek kolaydır.
*
İlmi inkişaf ve terakkinin doğru istikametini ve muhkem güzergahlarını oluşturmak zorundayız. Bunun birinci şartı muhakkak ki bilgi ve ilim telakkisidir. İlim telakkimiz, inkişaf ve terakkinin tek doğru istikametini ve muhtelif sayıdaki muhkem güzergahlarını tespit etmek için temel meseledir.
Faruk Adil, “İlmi inkişafın emniyetli çerçevesi” başlıklı yazısında alınacak tedbirleri izah etti. Terakki zarureti ve taze bilgi ihtiyacı açıktır. Faruk Beyin teklif ve izah ettiği tedbirler alınmaz ve inkişafın emniyetli çerçevesi oluşturulamazsa, kadim müktesebat tarihte çürüyecek, saha da yerli oryantalistlere kalacak, İslam’ın yeniçağı da başlayamayacaktır. Kadim müktesebata ulaşabilen az sayıdaki insan ise, keşif ve terakkinin emniyetli güzergahı oluşturulamadığı için ezberleri tekrar edecek, taze bilgi ihtiyacını ise yerli oryantalistlerin hezeyanları karşılayacak, neticesiz ve faydasız tartışmalar biteviye devam edecektir.
Faruk Beyin bahsini ettiği tedbirler alınmadığı takdirde, tecessüs istidadı ve keşif mahareti olan Müslüman fikir ve ilim adamları, bugün olduğu gibi batıyla uğraşacak, batıda boğulacak, batının bilimini “ilim” zannedecek, tam bir fasit daire deveranı içinde zaman tüketecektir. Yaptıkları üç beş keşif de batı biliminin hesabına yazılacak, İslam ilim mecrası açılamayacak, Müslüman ilim adamları farkına bile varmadan batının gönüllü bilim ajanları haline gelecektir.
Batı bilgi ve bilim evreninde yapılan çalışmalar, tüm iyi niyetimize rağmen onların hesabına yazılmaktadır. Batı bilimini kullandığımız, batı bilim mecrasında faaliyet gösterdiğimiz müddetçe, kendi içinde hızla çökmeye başlayan batıyı bu topraklarda yeniden ihya ve inşa ettiğimizi fark etmeyecek, kaçınılmaz olarak batının ömrünü uzatmış olacağız. Ne kadar hazin bir durum…
Müslüman ilim ve fikir adamlarının batı bilim mecrasındaki maceraları, batıyı kendi insanlarımız eliyle kendi ruh dünyamıza sokmakta, doğrudan batıdan almaktan imtina ettiğimiz bilgiyi kendi insanlarımız eliyle baş tacı yapmaktayız. Müslüman ilim adamı söylediği için itimat etmekte, böylece tenkit süzgecinden de geçirmemekte, farkına bile varmadan batının epistemolojik işgalini derinleştirmekteyiz. Meseleye böyle bakınca çıldırtıcı bir ıstırapla kavrulmamak elde değil.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir