TIBBI CİNAYET ARACI OLARAK KULLANMAK, KÜRTAJ

TIBBI CİNAYET ARACI OLARAK KULLANMAK, KÜRTAJ
Kürtaj ile ilgili soru şöyle soruluyor; cinayet mi, hak mı? Yanlış soruyla konuya girmek, doğru cevabı bulmaya mani… Sanki “hak olması” cinayet vasfını ortadan kaldırırmış gibi… Konu ile ilgili tüm tartışma, hak ile cinayet parantezine sıkıştırıldı.
Ülkedeki fikir piyasası çok sığ ve kısır. Fikir sahibi olmayanların da sesinin çok çıkması cabası… İki meseleyi aynı anda konuşamayan, iki mesele arasında irtibat kuramayan, iki meseleyi terkip edemeyenler, tek boyutluluk üzerinde çığlık çığlığa bağırıyor. Şu naraya bakın; “vajina bekçiliğini bırak…”. Türkiye’ye yabancı birisi bu çığlıkları duysa zanneder ki, başbakan tüm kadınlara “bekaret kemeri” takmak için uğraşıyor.
“Hak” olduğunu iddia edenlere bakıyorsunuz, o kadar hoyrat ve seviyesiz ki, cenini, kürtaj yoluyla aldırmak ile doğmuş çocuğunu öldürmek arasında bir fark olup olmadığına, varsa, o farkın ne olduğuna temas etmiyor. Söylediklerini alt alta koyup değerlendirdiğinizde, öyle bir hak tarifi yapıyorlar ki, kendine ait ne varsa onun üzerinde mutlak bir yetki sahibidir. Dolayısıyla doğmuş çocuk da kendinin olduğu için, onu da öldürme hakkına sahipmiş edalarında bas bas bağırıyor. Bedeni kendininmiş ve onun üzerinde istediği gibi tasarruf edebilirmiş… Düşünmeye böyle başlayınca, bedeni üzerindeki sonsuz tasarruf yetkisini, bedeninde büyüyen, bedeninin bir parçası olduğunu kabul ettiği doğmuş çocuğunu da öldürebilir. Kanalizasyonlardan, çöplüklerden ve benzeri yerlerden çıkan cenin veya bebek cesetlerine bakınca, yaptıklarına da inanası geliyor insanın.
“Hak” tariflerinde (ki tarif çabasına da girmiyorlar) hiçbir insani, ahlaki, fikri muhteva ve sınır yok. “Hak” denildiğinde, “mutlak hak” anlıyorlar. Biraz insanlık bulaşmış hiçbir hukuk sisteminde “hak tarifi”, mutlak yetki olarak çerçevelenmemiştir. “Bu benim bedenim, bu benim hakkım” diye naralar savuranlar, hukuk cahillikleri bir tarafa, öğrenme iştiyakından da uzak şekilde “hak fetişizmine” savrulduklarının farkında değiller. İnsanın ne olduğunu, insan denilen varlık terkibinde “bedenin” ne manaya geldiğini anlamadan, bir makineden bahseder gibi, beden üzerinde tasarruftan bahsediyorlar. Arabalarının fren balataları aşındı, onu çıkarıp atıyor ve yenisini takıyorlar. Fren balatasını kendileri değiştiremediği için de bir usta ve tamirhane arıyorlar, yani doktor ve hastane…
*
Kürtaja karşı çıkmaları gereken ilk mesleğin doktorluk olması gerekmez mi? Bir kısmı ticari maksatlarla, bir kısmı ideolojik sebeplerle karşı çıkmıyor. Tabii ki karşı çıkan doktor sayısı, taraf olanlardan daha fazladır, en azından bizim temennimiz böyledir. Karşı çıkmayanlar, kürtaj yaparken bir cerrahi müdahale ile hastasını iyileştirmiyor, sağlıklı bir insan bedeni üzerinde neşter kullanıyor. Bir an kürtaj konusunu unutarak meseleye bakalım, sağlıklı bir bedeni kesip biçmek, doktorlar için mesleki ihanet değil midir? Tıp, hangi sağlıklı uzvu bedenden kesip almayı ve tıbbi çöp kutusuna atmayı izah edebilir? Cenin dediğimiz varlık, annenin bir uzvudur hem de öyle bir uzuv ki, bir müddet sonra müstakil bir varlık olma istidadına sahiptir. Doktor, sağlıklı bir eli kestiğinde ağır cezada yargılanacak bir suç işlemiş demektir. Sağlıklı eli kesmesine, o elin sahibinin izin vermesi, doktorun suçunu ortadan kaldırmaz. Bu söylediğimize inanmayanlar, “hak” “hak” diye bağırmadan önce bir hukukçuya sorsunlar.
Sağlıklı bir cenin kürtaj yoluyla annenin vücut bütünlüğünden koparmayı “normal” karşılayan bir tıp ilmi, kendi sınırlarını aşmış, cinayet aracı haline gelmiştir. Cinayet aracı haline gelmesinin mazereti olarak, uzvun (organın) sahibinin rızasını ileri süren tıp ilmi, sahibinin böyle bir hak ve yetkisinin olmadığını bilmeyecek kadar cahilleşmiştir. Bir ilim dalının “cahilliği”, en ağır cahilliktir. Şahısların cahilliği giderilebilir ama ilmin cahilliği giderilemez.
Cinayeti bir ilim dalı marifetiyle gerçekleştirmek için önce o ilim dalını hayatın diğer tüm alanlarına karşı “cahilleştirmek” gerekiyor. İhtisaslaşmada aşırıya giden bu günün dünyası bu problemi çok derinden yaşıyor. İlmin cahilleştirildiğini farketmeyenler, cinayeti ilim marifetiyle işlemek gibi bir meşruiyet kaynağına sahip oluyorlar. Bir işi ilim yapınca, yani “bilimsel kodlara” teslim edilince problem kalmıyor. Herhangi bir insan suç işlediğinde onun peşine kolluk güçlerini takıp yakalatmak ve cezalandırmak kolay. Fakat bir suçu ilim marifetiyle ve ilim adamları eliyle işlemek, “bilimsellik fetişizmine” kurban gitmesi demektir. Batı bilim anlayışının ulaştığı noktaya bakın…
Tıp ilmi insanlığın iyiliği, sıhhati için çalışıyordu. En son okuduğumuzda böyle yazıyordu ansiklopediler. Bu nasıl sinsi bir değişimdir ki, şimdi cinayet fabrikaları (hastaneler) kurmaya başlamışlar da haberimiz olmamış. Fizik ilminin yirminci asrın ortalarında nükleer silah yaparak tüm insanlığa kastedecek çapta çıldırdığını görmüştük fakat tıp ilminin hala insanlık için çalıştığını zannediyorduk. Dünya, kısa dönemlik gafletler için bile çok tehlikeli hale geldi, anlaşılan o ki, kesintisiz şekilde ve sürekli teyakkuzda yaşamak gerekiyormuş.
*
Çocuk (yani insan), kadın ile erkeğin beraberliğinden meydana gelen bir varlık. Yalnız başına ne erkeğin ne de kadının yapabildiği bir iş, üretebildiği bir varlık değil. Kendisi de bir kadın ve bir erkekten meydana gelen kadın, çocuğu doğurmak veya doğurmamak konusunda mutlak yetki istiyor. Şu düşüncedeki ucuzluğa bakın, “beden benimse hak benim”… “Ben”, “benim”, “hak”, “hakkım” diye gırtlağını patlatırcasına bağırıyor. Hiçbir insani özellik yok, başka bir insanı on saniye düşünme hasletine sahip değil, yeryüzünün en büyük cimriliğini haykırdığını farketmiyor.
Karı-koca (ebeveyn) olarak karar vermekten bahsetmiyor, cemiyetin ve milletin geleceğini düşünmüyor, “hak cimriliği” üzerinde tepinip duruyor. Bu tür bozuk kişilikleri görünce, “hiçbir hakkın yok” diye bağırmak geliyor insanın içinden. “Hiçbir hakkın yok çünkü sen hak sahibi olacak seviyede değilsin” dememek için insan kendini zor tutuyor. Tabii ki her insanın hakları var fakat hiçbir hukuk sistemi hakların istismarını korumaz. Hakların istismar edilme ihtimali olduğu için, sınırları var.
Aç bir insanın bakışları altında yalnız başına yemek yemeyi bile kınayan, reddeden, kötüleyen bir kültürün insanlarıyız biz. Hatta elinde tek kişilik bir yemek kalsa, onu bile yanı başındaki aç biriyle paylaşmak gerektiğini söyleyen bir ahlaka sahibiz. Bu kadar küçük bir konuda bile cimriliğe tahammül edemeyen insanların torunları, çocuk gibi, çocuk yapmak gibi fevkalade önemli bir konuda cimrilik yapıyor ve tek hak ve yetki sahibi olduğunu utanmadan meydan yerinde haykırıyor. Bu hak meselesi filan değil, cinnet hali…
*
Kürtaj meselesinin mütemmim konularından birisi de “nüfuz planlaması”. Nüfus planlamasının ne olduğu izah edilmeden, kürtaj meselesi eksik kalır.
Sığ düşünce piyasasındaki nüfus planlamasının ana gerekçesi, “bakabileceğin kadar çocuk yapmak” şeklinde ifade ediliyor. Sığ düşünce, ucuz çözüm. Bakamayacaksan yapma, öyleyse bakamadığın çocuğu da öldür. Tamam, aynı manaya gelmeyebilir, “öldürmemek için yapmıyoruz”, denebilir. Ne var ki, bir şekilde yapılmış çocukları da öldürme noktasına kadar varmaz mı bu düşünce. Veya çocuğu yaptığı zaman mali durumu iyi olan fakat bir müddet sonra iflas eden birisi için ne diyeceksiniz? “Bakamaz hale geldiysen öldür”. Sığ düşünce ve ucuz çözümlere yönelen zihni evren buralara kadar ulaşır. Bu ülkede çocuklarını, bakamadığı gerekçesiyle sokağa veya çocuk esirgeme kurumuna bırakanların sayısı sürekli artıyor. “Bakamaz hale geldiysen öldür” düşüncesinin bir çeşidi. Bu durum, insanlıktan sapmadır. İktisadi gerekçelerle bu davranışı izah edenler, “homoekonomikus” türünden canlılardır. Bizim ıstılahımızda insan tarifi öyle yapılmaz. Bir insanın çocuğuna bakamaz hale gelmesi, kendisine de bakamaz hale gelmesidir. Bu durumda da ayrılması gerekmez, ikisine de bakacak bir müessese olmalı. Oysa çocuklarını bırakanlar daha rahat bir hayat yaşamak için bu işi yapıyor, insanlıktan sapma noktası tam olarak burası.
Nüfus planlaması, bazı insanların daha iyi bir hayat yaşamak için bazı insanları gözden çıkarmasıdır. Bunun farklı görüntüleri, çeşitleri ve yolları var. Kürtaj, hamileliğin engellenmesi gibi yolları olduğu gibi, Afrika’daki açları gündemine almamak, kendi ülkesine mülteci olarak kabul etmemek, mülteci olarak gelen derme çatma gemileri karasularının dışında bekleterek batmalarını seyretmek de nüfus planlamasının çeşitlerindendir. Kendi ülkesinde yaptığı nüfus planlaması ile müreffeh bir hayat yaşamak isteyen, refahını insanlık ile paylaşmayı hayal alemine bile sokmayanlar (mesela batı dünyası) insanlık dışı bir hayat yaşıyor. Sofraya bir tabak daha koymaktan imtina eden aileler ile çöpe attıkları ekmekle Afrika kıtasını besleyebilecek kadar toklukları galaksiye kadar meşhur olmuş batı dünyası arasındaki fark, sadece sayısaldır.
*
Mesele hükümet ve hükümet politikası değil. Mesele, insan, hayat, ferd, cemiyet, kadın, erkek anlayışlarıyla ilgili… Batılılaşma macerası bu ülkenin insanlarını, insanlıktan uzaklaştırdı. Ferdileşme sürecinin ulaştığı noktaya bakın, “beden benim, hak benim, ister doğururum, ister doğurmam, ister öldürürüm, ister yaşatırım, kimse karışamaz”. Buna insanlık mı diyorsunuz, bunu da insan haklarıyla mı izah ediyorsunuz? Hepsi sizin olsun, bizden uzak durunda…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir