TÜRKİYE, DOĞU İLE BATI ARASINDAKİ DENGE AMİLİ

TÜRKİYE, DOĞU İLE BATI ARASINDAKİ DENGE AMİLİ
Dünya siyaseti çok enteresan… Bir ülke, bir konuda bir denklemin içinde, başka bir konuda başka bir denklemin içinde… Bir sahada düşman görünen ülkeler, başka bir sahada dost olarak sahne alıyorlar. Gönül bağının olmadığı, fikri beraberliklerin ve düşmanlıkların yaşanmadığı, gerçekten de menfaate endekslenmiş politikaların yürütüldüğü bir sahadır dış siyaset.
Akparti hükümetleri dönemindeki Rusya ilişkileri inişli çıkışlı grafikler çiziyor. Bir konuda omuz omuza bir resim veriliyor, başka bir konuda birbirinin boğazını sıkıyor. Menfaat çatışmalarının münasebet grafiğini eğip büktüğü, bir konuda masada yan yana otururken konu değiştiğinde karşı karşıya geçtikleri bir belirlenemezlik halidir gidiyor.
Aslında her iki ülkede stratejik işbirliği yapmak istiyor, buna ihtiyaçları olduğunu biliyor. Zaman zaman bunun için teşebbüslerde bulundukları da vaki. Putin’in Medvedev’den önceki başkanlık döneminde neredeyse istikrar kazanacak bir stratejik işbirliğine varmak üzereydi. Fakat dünyadaki gelişmeler o kadar hızlı ve çeşitli ki, farklı mevzilerde münasebetler mecburen sarsılıyor. Münasebetlerin iniş çıkış grafiğine bakınca, iki ülkenin de stratejik işbirliği arzusu görülüyor ama sanki aşıkların vuslatını engellemek için tüm dünya hareket halinde.
Arap baharı yakın zamanda Türk-Rus münasebetlerini ayrıştıran esas konu oldu. Özellikle Libya’da dış müdahalenin yapılması, Suriye’de dış müdahale ihtimalinin tartışılması meselesinde, Batı ile Doğu blokları netleşti, saflaştı ve karşılıklı cepheler kuruldu. Türkiye hem kendi dış siyaset tercihleri bakımından (Arap isyanının yanında bulunma tercihi) hem de batının halkların yanında yer alıyor görünmesinden dolayı batı blokunda yer aldı. Özellikle Suriye meselesini sıcak gündem oluşturduğu bahar ve yaz mevsiminde dünya, Suriye üzerinde “lokal dünya savaşı” hazırlıkları yapmaya başladığında Türk-Rus münasebetleri yakın dönemin en kötü noktasına ulaştı. Hala da Suriye konusu Türk-Rus münasebetlerinin düşmanlık rezervini muhafaza ediyor.
Suriye konusu da dahil olmak üzere, batının Arap baharına karşı tavrı radikal şekilde değişmeye başladı. Devrim sürecini tamamlamış, yeniden inşa dönemine girmiş olan Mısır ve Tunus gibi ülkelerde sandıktan çıkan iktidarların İslamcı kimlikleri batıyı Arap baharına karşı ideolojik tavır almaya itti. Bu manada Batı, Suriye konusunda Rus dış politikasına yaklaşırken Türkiye ile yolları ayrıştı, ilginçtir ki Suriye muhalefetinin bu arada güçlenmesiyle birlikte Esed’i yıkacağı kanaati oluşmaya başladı ve Rusya’da Suriye politikasında Türkiye’nin politikasına yaklaştı.
Gelişmeler bundan ibaret değil tabii ki, Filistin oylamasında ABD’nin karşı oy kullanması ve yalnız kalması, Türk hariciyesinin Filistin konusunda hem net tavır takınması ve hem de militan gibi çalışması, Türk-ABD münasebetlerindeki mesafeyi açarken, Türk-Rus münasebetlerindeki mesafeyi de kapatmaya başladı. Genelde batı özel de ABD, Ortadoğu politikalarını Türkiye üzerinden yürütmek mecburiyetinde kaldığı son birkaç yılda, Türkiye’nin Ortadoğu’da kendi hedeflerinin peşinde gittiğini gördüğünden beri geri adım attı. Ne var ki batının bu politik tavrı, kararsızlığı veya Türkiye hedefleri dışında net hedeflere sahip olması, Türkiye’nin Ortadoğu’daki gücünü azaltmadı, bilakis tesirinin psikolojik derinliğini artırdı çünkü Türkiye’nin Ortadoğu siyasetinin batı kaynaklı olmadığı anlaşıldı. İşte bu durum Rusya’nın Ortadoğu siyasetini Türk hariciyesi ile paralel hale getirme ihtiyacını artırdı.
*
Anlaşıldı ki Türkiye hariciyesini Ankara’dan (batıdan bağımsız) yürütüyor. Anlaşıldı ki Türkiye, batıyla veya başka güç merkezleriyle “Katolik nikahı” yapmamış, böyle bir nikah varsa onu kesip atmış. Batı ile Katolik ortaklığının olmadığını gösteren Türkiye, batıdan uzaklaşıp doğu blokuna yanaşmıyor, işte bu nokta çok önemli. Türkiye’nin batı ile doğu arasında gidip gelen uydu bir ülke olması değil asıl olan, kendi merkezinde istikrar kazanması ve iki blok arasındaki dengelere dikkat ederek “öz siyasetini” takip etmesidir. Suriye siyasetinde bu durum tam olarak ortaya çıktı.
Türkiye Suriye siyasetini tamamen Ankara’da (yani tamamen kendi inisiyatiyle) oluşturdu. Suriye siyasetinde batıdan destek alamayınca aylarca kendi siyasetine devam etti, hem de yalnız kalma pahasına ve iç muhalefetin baskına rağmen… Bu süre zarfında Türkiye’nin desteğiyle Suriye muhalefeti sürekli ilerledi ve şimdi neticeye çok yakın bir durumda. Suriye muhalefetinin başarısı, Türkiye’nin yalnız başına yürüttüğü siyaset ve desteğin neticesidir.
Türkiye ve muhalefetin Suriye’deki bu başarısı, dünyadaki politika kurucuların yeniden düşünmesine sebep oldu. Çünkü yakın gelecekte Suriye devrimi başarıya ulaşacak ve dünyada hiçbir ülke Esed sonrası için masaya oturamayacak, Suriye sadece Türkiye’ye kalacak. İşte bu manzara tüm dünyayı harekete geçirdi, Rusya da buna dahil…
Rusya’nın Suriye politikasının değişmesi, artık Esed’in dayanamayacak olmasıyla ilgilidir. Bu başarının sahibi de Türkiye olunca, Rusya’nın Suriye politikası mecburen Türkiye’nin siyaseti ile paralellik arzetmeye başladı. Tabii ki Türkiye Rusya’ya zeytin dalı uzatmakla Suriye konusunda batıdan vazgeçmiş değil, batının Suriye meselesinde karşı tarafa geçmesine mani olacak kadar yakın işbirliği devam ediyor, etmeli. İşte denge siyaseti…
*
Gerek Filistin merkezinde İsrail ve ABD’ye karşı, gerekse Suriye merkezinde tüm dünyaya karşı Türk hariciyesi fevkalade bir zafer kazandı. Bu zaferi anlamak kolay değil. Türkiye bu çapta neticeler alabilecek kuvvette değil, akılların patinaj yaptığı nokta burası. Esas olarak Allah’ın yardımından ibaret olan bu durum, makul çerçevede izah edilmek istenirse söylenecek olan şudur; Türkiye’nin merkez (kendi) kuvveti, hinterlandındaki (muhitteki, çevredeki) gücünden küçük. Türkiye’nin esas kuvveti, hükümetin hariciye siyasetinin muhtevasında mahfuz… Bir taraftan İslami hassasiyet diğer taraftan tutarlı ve insana dayalı olması, İslam coğrafyasını taa ruhundan kavrıyor, diğer coğrafyaları ise “haklılık ve tutarlılık” merkezinde zapt ediyor. Artık Türkiye’ye dışarıdan bakan hiç kimse ülkenin sınırları “misak-ı milli”den ibaret görmüyor. İçerden bakanların bir kısmı görmese de, dışarıdan bakan herkesin gördüğü büyüklük, milyonlarca kilometre karelik dev bir ülke, milyarın üzerinde bir nüfus kitlesi.
Rusya’nın Suriye konusunda ve dolayısıyla Türkiye’ye dönük politika değişikliği bir “tercih” değil, bilakis bir mecburiyettir. Hem Rusya hem de batı, Türkiye’yi Suriye politikasında test etti, “yalnız başına devam edebilecek mi?”. Türkiye bu testi, hem doğunun hem de batının ufkunu aşacak derecede kendi lehine geçti. Bu testten sonra ortaya çıkan durum Türkiye açısından bambaşka bir durumdur. Artık dünya Türkiye ile global bir siyaset kurucusu olarak münasebet kurmak noktasına geldi.
Rusya, Türkiye’nin, Suriye politikasında batıdan destek alamadığını görünce kendisine yaklaşacağını düşündü ve bir müddet bekledi. Türkiye’nin kendi politikasını her türlü maliyeti göze alarak sürdürdüğünü görünce afalladı. Putin’in ziyaretinin ertelenmesi konusu da büyük ihtimalle bu teste dahildi. Türkiye’nin savrulmadığı, savrulmayacağı anlaşılınca, düşüncelere yeniden karıldı, siyaset yeniden şekillendi, münasebetler yeniden ele alındı.
*
Putin ziyaretine bakılınca, Suriye’nin Türkiye’ye kaldığı, Esed’in yakın zamanda gideceği, Türkiye’nin Ortadoğu üzerinde manevi mülkiyetinin bulunduğu anlaşıldı ve tescil edildi. Türkiye ve Türk hariciyesi bir merhaleyi daha aştı. Güzel… Çok güzel…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir