TÜRKİYE MEDENİYET HAREKETİNİ BAŞLATMALI

TÜRKİYE MEDENİYET HAREKETİNİ BAŞLATMALI
Akparti hükümeti on yıldır birçok şeyi yapıyor. İçerde iktisadi hayatı istikrarlı bir gelişme ve kalkınma çizgisine oturttu, siyasi restorasyonu ciddi ölçüde gerçekleştirdi, tarihi hesaplaşmaların kapısını araladı, sağlık, idare (bürokrasi), eğitim ve benzeri alt sistemlerle ilgili mesafeler aldı, en önemlisi de millete bir ufuk açtı. Hariciyede ise ülkeyi bölge gücü haline getirdi, yaşadığı bölgedeki herhangi bir problemde, “ne dediği” dikkate alınan ve “ne diyeceği beklenen” bir ülke haline getirdi. Bütün bunlar tabii ki kafi değil ama alınan mesafeleri küçümsemek, “hakbilirlik” vasfıyla telif edilemez.
Ustalık döneminden başbakanın ne kastettiğini tam olarak anlamadım. Uzaktan (dışarıdan) görüldüğü kadarıyla ustalık dönemi, yeni anayasa ile yeniden bir devlet kurmak merkezinde yoğunlaşıyor. Gerçekten böyleyse iyi… Fakat bu iyi yalnız başına bir mana ifade etmez, çünkü devlet, medeniyetin taşıyıcısı değilse, zorba bir kuvvet temerküzünden başka bir şey olmaz. Medeniyetsiz devletin zorba olduğunu Kemalist siyasi rejimde gördük, ne var ki bu husus, Kemalist siyasi rejime münhasır değil, her anlayış için caridir. Devlet fikri, medeniyet fikrinin mütemmimidir, medeniyet fikrinden ayrıştırılmış olan devlet fikri her ihtimalde “faşist devlet”e savrulur. Faşizm, bir dünya görüşü değil, aksine dünya görüşüne ve medeniyet fikrine sahip olmaksızın devlet olmaktır. Tarihte bazı faşist dünya görüşü serdetme çabalarına aldanmamak gerekir, faşizm, bizatihi “fikirsizlik” halidir.
Yeni anayasa ve yeni devlet fikri, yeni medeniyet hareketi olmaksızın öncekinin (Kemalist siyasi rejimin) başka isimle tekrarı olur. Bu, devasa bir fikir tuzağıdır. İsmini ve bazı kurallarını değiştirmekle “muhtevanın” değişeceği zannı, sığ idraklilerin, dar zihni havzasındaki hissi manevralar ve psikolojik tatmin formlarıdır. Yeni devlet, yeni medeniyet tefekkürü çerçevesinde değerlendirilmeyecekse, ortaya çıkan netice, iktidar kavgasından başka bir şey olmaz. Eski iktidar sahiplerini tasfiye edip yerine yeni iktidar sahiplerini ikame etmek, Kemalizm’den daha kötüsü olamayacağı için pratik faydayı celbeder ama dünyanın büyük medeniyet hamlesine ihtiyaç duyduğu bu gün kayda değer bir iş olmaz. Ülkeyi Kemalizm’den kurtarmak gibi büyük bir sevaba nail olacağı doğru ama eşiğine kadar gelmiş “misilsiz sevabı” elinin tersiyle itmek gibi de bir anlayışsızlığa yuvarlanmaktır.
*
Şoför mahallinde Akparti’nin oturduğu Türkiye, on yılda bölgesinde güçlü bir mevzi edindi. “Bu mevzii ve gücü nasıl edindiği?” sorusunun peşine düşülmelidir. Çevre ve bölge ülkelerine iktisadi yardım yapmadı, onları diktatörlüklerden kurtarmak için asker sevketmedi, o ülkelere uzmanlar gönderip hastalarını tedavi, müesseselerini ıslah etmedi ila ahir. Bunların bir kısmını cüzi miktarda yaptığı da doğru ama elde ettiği “tesir” ve “nüfuz” gücünü bu tür sembolik hareketlerle elde etmediği aşikar. Neyle elde etti? Türkiye’nin tarihi derinliğindeki devasa müktesebatın harekete geçtiği intibaını uyandırdığı için malum gücü ve tesiri elde etti. Yaptıklarıyla değil, yaptıklarıyla çağrıştırdığı devasa müktesebatın harekete geçeceği ümidi ile bu günkü mevziini kazandı.
İslam tarihindeki “medeniyet müktesebatı”, tarihin tüm kıvrımlarından sonra Osmanlı-İslam medeniyetinde cem olmuştu. İslam medeniyet müktesebatının son temsilcisi olan Osmanlının yerine hiçbir şey ikame edilemediği için hem coğrafyada hem de tarihin mecralarında devasa boşluklar oluştu. Türkiye Cumhuriyeti devleti, o müktesebatın bir ucundan tutacak olsa, yerin yedi kat dibine kadar çöker. Yani küçücük bir ucunu bile taşıyacak çapta kolonları yoktur. Kaderin cilvesine bakın ki, İslam dünyası, Akparti ve Erdoğan’ın şahsında o müktesebatın yeniden harekete geçtiğine inandı. Türkiye’nin gücüyle mütenasip olmayan hayallere, ümitlere, taleplere muhatap olmasının sebebi, İslam dünyasındaki bu tür tefekkür hareketini tetiklemesiydi.
Akparti bu güne kadar ülke içinde tarihi mesuliyetini (kemalizmin tasfiye sürecini başlatmak) yerine getirmeye çalıştı. Bunu yaparken, ülkede ve İslam coğrafyasında, İslam medeniyet müktesebatının harekete geçtiği düşüncesini de üretti. Bundan sonra Akparti, medeniyet hareketini başlatmadığı takdirde, tüm İslam coğrafyasına ve dünyaya ihanet etmiş olur. Akparti’nin medeniyet hareketini başlatma niyetinin olup olmadığı önemli değildir, içinde yaşadığımız çağ Akparti’yi böyle bir eşiğe getirmiştir. Akparti, böyle bir düşünceye sahip değilse eğer, “böyle bir beyanım, taahhüdüm yok” diye kendini müdafaa edemez. Kendinin dışında ve üstünde cari olan “büyük plan”, Akparti’yi bu vazife ve mesuliyet ile baş başa bırakmıştır. Büyük plan… Yani kader…
*
Artık yapılması gereken, medeniyet hareketini başlatmaktır. İsmine “medeniyet şurası” mı denir, “medeniyet hareketi” mi, farketmez. Tüm İslam coğrafyasında ve dünyanın diğer bölgelerinde, yeni bir medeniyete ihtiyaç duyan, tefekkür faaliyetini “medeniyet çapında” gerçekleştirebilen, Müslüman veya gayrimüslim tüm fikir, ilim ve sanat insanlarını toplayacağı büyük bir havzayı oluşturmalıdır. Bir taraftan dünyanın mevcut gerçekliği içinde insani problemleri tartışmaya açarken, diğer taraftan tüm bu problemlere çözüm üretecek bir İslam medeniyet tefekkürünün mayalanmasına yardımcı olmalıdır.
Medeniyet tefekkürünün siyasi alanda ve siyasetçiler eliyle gelişmeyeceği doğrudur. Fakat medeniyet tefekkür havzasının oluşması ve yüksek hızda bir deverana sahip olması için, içinde bulunduğu ülkenin siyasi ikliminin müsait olması şarttır. Bu sebeple Akparti’nin medeniyet hareketini başlatması kabil olmayabilir ama destek vermesi, önünü açması, kaynak aktarması mümkündür ve bunu yapmak tarihi bir mesuliyettir.
*
Medeniyet hareketi, Türkiye’nin tüm fikir, ilim, sanat adamlarının müşterek çabasıyla başlatılmalıdır. Bu hüviyetteki insanların tamamının bir araya gelmesi beklenebilir mi? Pratikte bu çapta bir teşekkül ve teşebbüs mümkün mü? Doğru ve mühim soru budur.
Müslüman fikir, ilim ve sanat insanlarının “medeniyet hareketi” gibi herkesi içine alabilecek çapta bir havzada bir araya gelemeyeceğini söylemek, İslam’ın, kendini, derinliğine anladığı kabul edilen bu kadrolarını bile müşterek bir havzada toplayamayacağını iddia etmek olur. Nazari sahada bu iddia çok gülünçtür fakat ameli sahada iddiayı doğrulamak mümkün olabilir. Pratikte bu iddia doğrulanırsa, İslam’ın medeniyet hareketini başlatacak kadro bu ülkede yetişmemiş demektir. Bu netice öncelikle ahlaki zafiyete işarettir. Müslüman münevverler, İslam’ın iddialarını kendi çapsızlıklarıyla tekzip etme cürmünü işleyemezler. Herkes kendi cemaat, gurup veya içtimai bünyede kalabilir, bununla beraber medeniyet hareketine katılabilir, çünkü bu havzada bulunmak her Müslümanın tarihi mesuliyetidir. Bu çapta bir teşekkül ve teşebbüs mutlaka gerçekleştirilebilmelidir.
Müslüman münevverlerin böyle bir teşebbüste bir araya gelmeleri pratik olarak mümkün görünmüyorsa eğer (ki bu düşünce yaygındır), mesuliyet tekrar Akparti’ye intikal ediyor. Akparti, katılanları teşvik ve taltif, katılmayanları tahkir ve tekdir ederek bu mecrayı açabilir, açmalıdır. İslam coğrafyasının Erdoğan’a teveccüh ve muhabbeti, zengin bir medeniyet kadrosu kurmak için kafidir. Tüm İslam coğrafyasına yönelik çağrının ciddi, derin ve zengin bir kadro nezdinde makes bulması halinde, ülkedeki Müslüman münevverlerin “hizaya” gireceğinden kimsenin şüphesi olmasın.
İçinde yaşadığımız çağ, İslam coğrafyasının topyekun Erdoğan’a teveccüh ettiği bir zaman koordinatına gelip dayanmıştır. Bu teveccüh ve muhabbet, insanın yaptıklarıyla elde edilecek cinsten bir “kıymet” değil. Anlaşılan o ki, Allah Erdoğan’ı sevmiş, sevdiği içinde insanların sevgisini celbeden bir merkez şahsiyet haline getirmiştir. Bu tarihi kompozisyon, kendisine karşı mücadele etmeyi değil, yardım etmeyi gerekli kılıyor. Fakat kendisi de tarihi kompozisyona uygun tarihi mesuliyeti yerine getirmelidir. Böyle bir imkan uzun zamandır Müslümanların eline geçmedi, heba etmek büyük gaflet olur.
*
Medeniyet hareketi, tüm İslam coğrafyasının zeka sekreteryası halinde teşkilatlanabilir. İslam irfan müktesebatı yeniden ele alınabilir, gerektiğinde yenilenebilir, herhalde de üzerine bina etmeye devam edilir.
Medeniyet hareketi ile siyasi sahada gerçekleştirilemeyen “vahdet”, tefekkür alanında gerçekleştirilebilir. “Medeniyet hareketi” gibi bir isimle başlatılacak çalışmaların ne kadar derin ve geniş bir tesire sahip olacağını herkes düşünmelidir. Bir çok siyasi problemin ne kadar kolay ve düşük maliyet ile halledilebileceği anlaşılmalıdır. Böyle bir hareketi arkasına almış bir liderin (Erdoğan’ın) mevcut gücünü kaç kat artıracağı unutulmamalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir