TÜRKİYE’NİN KÜLTÜREL DÖNÜŞTÜRÜCÜ ROLÜ

TÜRKİYE’NİN KÜLTÜREL DÖNÜŞTÜRÜCÜ ROLÜ
Türkiye seksen yıldır nasıl bir profil çiziyordu? Ülke içinde ve dünyada bu profilin yansımaları nasıldı? Herkesin bildiği üzere, kendi kendine bir şey yapamaz, kendi kendine fikir ve ilim üretemez, kendi merkezinde siyaset (özellikle dış siyaset) geliştiremez, doğru düzgün bir devlet kuramaz, halkı yönetemez, sürekli ve kangren olmuş problemlerle uğraşmak zorunda olan, fikir ve bilgi ihtiyacını mutlaka batıdan karşılayan, batıda bir konuda fikir ve tatbikat varken kendi insanlarının o konularda fikir ve bilgi üretmesine dudak büken, dış siyasette koltuk değneği halinde yaşayan, asla kendi merkezinde bir dış siyaset geliştiremeyen, ABD ve AB ne isterse “görev adamı” sadakatiyle yerine getiren, her hangi bir konuda fikri sorulmayan, sorulduğunda da fikri olmayan bir ülke ve halk… Anlaşılacağı üzere çok kötü bir durumdaydı.
Son on yılda bu profilin yüzde doksanı değişti, hala bazı hususlarda ve sahalarda eski kafa, eski davranış devam ediyor olsa da, artık hem kendisi hem de dünya anladı ki, Türkiye kendi merkezinde bir şeyler yapabilir, yapmıştır, yapmaya devam edecektir. Değişimin kafi derecede derinleşmediği doğru, derinleşme istikametinde hala alınacak çok yol var ama en önemlisi “nefs emniyeti”ydi, “biz yapabiliriz” psikolojisinin, özgüveninin oluşmasıydı, bu oluştu, artık hem derinleşecek hem de genişleyecektir.
Bu değişimin kaptan köşkünde tabii ki Akparti oturuyor. Hakkını teslim etmek için yapmak zorunda olduğumuz bu tespit, parti propagandası olmaktan önce, on yıllık değişimin bazı hususlarına işaret etmek için zaruret. Değişimi yöneten kadroların bariz hususiyeti “Müslüman şahsiyetler” olması, bizi de ilgilendiren en mühim nokta.
*
Türkiye’nin son on yılında gerçekleşen değişim, on yıl öncesinin psikolojisine bakıldığında “hayal” mesabesindeydi. Sadece Türkiye’de değil, dünyada da bu kadar kısa sürede bu kadar büyük mesafe alınabileceğine inanan insan sayısı fevkalade azdı. Zihni (Psikolojik) süreçleri yavaş işleyen ve değişen halk için bu kadar kısa sürede bu kadar büyük bir gelişme, hayalin bile ötesindeydi. Tevafuk o ki, Türkiye gelişirken, hem çevresindeki ülkeler hem de dünyanın birçok bölgesi (özellikle de batı coğrafyası) geriledi, bu iki durum hemzaman olarak meydana gelince, Türkiye’deki değişim, olduğundan büyük göründü, gerçekten hayalleri aştı.
Türkiye’deki değişme ve gelişmenin Arap baharına tesirinin hangi nispette olduğu hala araştırılmış değil. Tesir derecesinin tespiti ciddi araştırma ister muhakkak ama araştırmadan önce bilinen o ki, Arap baharını tetikleyen, etkileyen, yöneten ciddi bir amildir.
“Türkiye’deki gelişmelerin Arap baharını neden tetiklediği” sorusu mühim… Fakir Arap ülkelerinin halkları, uzun zamandan beri mahkum oldukları fakirlik, güçsüzlük, itibarsızlık halinin mesuliyetini siyasi rejimlerine yüklediler. Çünkü Türkiye de seksen yıllık siyasi rejimi ile aynı durumdaydı, statükonun değişmeye başlaması, hem hayatın altyapısını kurmaya hem yaşamayı kolaylaştırmaya hem de gelişmeyi hızlandırmaya sebep oldu. Bu kadar büyük gelişmelerin bu kadar kısa sürede olduğunu gören Arap halkları, kendi tabiatları gereği “geri kalmadıklarını”, geri ve fakir kalmalarının sebebini siyasi rejimleri ve idareleri olduğunu gördü. Türkiye eski siyasi rejiminden uzaklaştıkça gelişiyor, güçleniyor, itibar kazanıyordu öyleyse kendileri de aynı şeyi yapmalıydılar, yapabilirlerdi. İşin sırrı, kırılma noktası, harekete geçme sebebi tam burasıydı. Yani kültürel ve psikolojik devrim… Türkiye’nin gelişmesi ve değişmesi Arap coğrafyasında böyle bir kültürel devrim gerçekleştirdi fakat bu devrim önce psikolojik evrende mayalanır, sonra dışarıya çıkar.
İletişim araçlarının gelişmesi, haberleşmenin hızlanması ve ucuzlaması (hatta bedavaya inmesi) Arapların da dünyayı ve Türkiye’yi takip etmesini kolaylaştırdı. Türkiye’deki on yıllık süreci herkes gün gün takip etti. Neler yapıldığını, hangi tatbikatların başarılı olduğunu, neticeye hangi süreçlerle ulaşıldığını gördü. Zihni evrenindeki mayalanma her gün biraz daha kıvamını buldu. Artık ihtiyaç duyulan hadise bir kıvılcımdı ve Tunus’ta bir kişi o kıvılcımı çaktı.
*
Mesele Arap baharından ibaret değil. Türkiye’nin dönüştürücü gücü tüm dünyaya yayılıyor, yayılacak. Avrupa ülkelerindeki iktisadi ve kültürel kriz, Türkiye’deki değişimden en fazla etkilenecek olan ikinci hinterland… Yakın zamana kadar Türkiye’ye “hasta adam” diyen, onlarca yıl kapısında dilenci gibi bekleten, ayakta durması için kendisine muhtaç olduğu zannettiği Türkiye, on yıl gibi kısa bir sürede AB’ye muhtaç olmaktan çıktı, onları umursamayacak seviyeye geldi, şimdi onlar Türkiye ile işbirliği ve ittifak yapmak için çaba sarfediyorlar. Mukayeseli durumun bu noktaya gelmesinde AB ülkelerinin içine düştükleri ve bir türlü de çıkamadıkları krizin çok büyük bir katkısı olduğu doğru. Fakat bu “doğru”, Türkiye’nin dönüştürücü rolünün katsayısı oldu.
AB ülkelerinin halkları, Türkiye’nin kısa sürede aldığı müspet mesafelere mukabil, kendi ülkelerinin kısa sürede yaşadıkları kriz ve yıkım karşısında, meselenin siyasi rejim, siyasi kültür, hükümetler, iyi yönetim-kötü yönetim olduğunu farketti. Bir tarafta çok kötü durumda olan Türkiye’nin on yılda gerçekleştirdiği başarılar diğer tarafta kendi ülkelerindeki krizler… Avrupa’daki isyanların da kültürel tetikleyicileri arasında Türkiye var. Tabii olarak da Avrupa’daki isyanlar, Türkiye’ye meyledecek, sempati duyacak.
*
Meselenin büyüğü ABD’de… ABD’de 30 milyon civarında evsiz, 100 milyon civarında sosyal yardım alan insan var, evsizler onlarca yıldır o haldeler, sosyal yardım alanların sayısı ise son krizlerle hızla artıyor. ABD’de fakirlik sınırının altındaki insanlar isyan ettiklerinde, sadece ABD’ye değil, kuzey ve güney Amerika kıtasının tamamına yeter. Fakat liberal kültür, her şeyi ferde yüklediği için, fakirler, fakirliklerinin sebebini kendi beceriksizlikleri olarak görüyor, bu sebeple de isyan etmiyor.
Türkiye’nin komşuları başta olmak üzere, dünyadaki birçok ülkeye, halka, insanlara yardım etmesi, liberal kültürü aşındıracak, liberal kültürdeki “her insan kendinden sorumlu” kriterini bitirecek, insanlar ancak birlikte ayakta kalacaklarını, bunun insani bir zaruret olduğunu görecek, liberal kültürün bir avuç zengin tarafından üretilmiş bir çeşit soygun düzeni olduğunu farkedecek. İşte o zaman ABD halkının burnundaki liberal kültür zinciri kırılacak ve halk isyan edecektir.
Tarih laboratuvarı göstermiştir ki her şeyin bir “yorgunluğu” var. Madde çeşitlerindeki yorgunluktan farklı olsa da, psikolojik yorgunluk, kültürel yorgunluk, medeniyet yorgunluğu var. ABD’deki liberal kültür çok eski, ABD kadar eskidir, artık kültürel yorgunluk ABD’nin yakasına yapıştı. Krizle birleşen, fakirliğin, açlığın, açıkta kalmanın (evsizlerin) sayısının hızla arttığı bir zamana denk gelmesiyle oluşan liberal kültür yorgunluğu, ABD halkını yakın gelecekte isyan ettirecektir. Sayısal değerlere bakıldığında ABD’deki isyan çok muhteşem olacak gibi görünüyor.
*
Türkiye yeni kurulacak dünyanın merkezinde, yeni bir kültür üretmenin eşiğinde, yeni bir dil kurmanın başlangıcında duruyor. Yeni bir “insani” harita oluşturmak, bunu kültürel kodlarla tezyin etmek, tüm insanlığa sunulabilir hale getirmek gibi ağır bir mesuliyetin altına girmiştir. Türkiye bu mesuliyetin altına bilerek girmemiş olsa da, tarihin akışı onu böyle bir noktaya getirmiştir. Artık alternatifi, başka gidecek yolu, başka çalacak kapısı yok, bu istikamette ilerlemek zorundadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir