“TÜRKLERİ YENMEK İÇİN TARİHLERİNİ DE YENMEK LAZIM”

TÜRKLERİ YENMEK İÇİN TARİHLERİNİ DE YENMEK GEREK
Sabah gazetesinin 17.08.2012 tarihli internet sitesinde bir haber başlığı var; “Dünyanın Gözünde Türkler”… Bu haber başlığı altında, batılı siyasetçi, kumandan, ilim adamı, sanatkar, tarihçi ve daha bir çok meşgaleye sahip insanların, Türkler hakkındaki düşünceleri derlenmiş. Bu haberin 14. Sayfasında şu metin yer alıyor;
“Türkler ölmeyi biliyorlar, hem de iyi biliyorlar. Ben de ölmeyi bilen bir milletin yenilmeyeceğini bilecek kadar tecrübeliyim. Burada hiç yoktan ordular kurmak ve bu orduları ölüme sürüklemek mümkün. Bu imkanlardan bol bol faydalanıyorum. Fakat, meydana getirdiğim orduları sendeleten bir engel var: Türklerin yaşayan hatıraları!
Üç-dört yüzyıl önce her kudreti ve her milleti yenen Türkler, şimdi de silinmez hatıralarıyla her teşebbüsü sendeletiyorlar. Hemen her yürekte bu korkuyu seziyorum. Demek ki yalnız Türkleri değil, onların tarihini de yenmek lazım. Bu durumda ben, Türklerin düzinelerle milleti idare etmelerindeki sırrı da anlıyorum. Onlar milletleri bir kere yeniyor fakat kazandıkları zaferleri ruhlara ve nesillere nakşedebiliyorlar.”
M. Montecuccoli (Avusturyalı Komutan)
Tespit nasıl?
Derdimiz “şanlı tarih” cakası satmak veya Türk kavmiyetçiliği yapmak değil. Derdimiz, Cumhuriyet Rejiminin, Osmanlı ile ilgili tasfiye edici, Osmanlıyı Türk tarihinden çıkarıcı, daha genel olarak da Türklerin Müslüman olduktan sonraki tüm tarihini silici bir yaklaşım içine neden girdiğini dikkate sunmak. Bu milleti tarihinden koparmanın “hususi sebepleri” olduğunu, bu sebeplerin birincisinin de bin yıllık müktesebatın imha edilmek itendiğini hatırlatmak. Tarih, sadece Türkler için değil, her millet için fevkalade önemli. Fakat dünya tarih kitabının sayısız cildini işgal eden Türkler için ayrıca önemli.
Bir millet, tüm tarihi süreci ile varolur, zaten milletlerin tarihleri, varoluş süreçlerinin hikayesi olduğu açık değil mi? 1923 de kurulduğu iddia edilen devletin (bize göre devlet değil), kurulduğu yılı milat alması, tüm tarihi silmesi, bir nesepsizlik iddiası değil midir?
Tarihi inkar etmek, aynı zamanda tarihte size ait olan coğrafyayı da inkar etmek anlamına gelir. Yani, tarihi inkar ettiği için Cumhuriyet Rejimi, “misak-ı milli” sınırlarına mahkum olmamış mıdır? Doksan yıl önce “vatan toprağı” olan Suriye’ye karşı bu gün, yabancı muamelesi yapmak, öncelikle tarihin inkarıdır. Tarih (Haki Demir’in ifadesiyle), milletlerin “nesep silsilesi”dir. Tarihin en kısa, en veciz ifadesi ve tarifi, milletlerin, medeniyetlerin ve tabii ki insanların neseplerini tayin eden zaman çizelgesidir. Ebeveyn ile çocuklar arasındaki nesep münasebetini önemseyenlerin tarihi önemsememesi mümkün değil.
Babası olmayan (nesepsiz) çocuğun muhafaza edeceği tek kıymet, “menfaatidir”. Tabii ki bir kültür havzasında yetiştirilmesi halinde bunların da menfaatlerinden başka muhafaza edeceği “kıymetleri” mevcuttur. Bir milleti tarihinden koparmak, “milli nesebini” imha etmektir. Cumhuriyet Rejiminin uyguladığı programı, “uluslaşma programı” olarak isimlendirmesinin esas sebebi, bu milletin daha önce (tarihte) “hiçbir şey” olduğunu iddia etmektir. Yani halkı nesepsiz hale getirip, size “uluslaşma şansı tanıyoruz” demek gibi bir ucube iddia sahibi olmaktır. Tarihte “hiçbir şey” olduğunu iddia ettikleri milletin ordusuyla karşılaşan bir düşman kumandanının ifadelerine bakın. Bu milleti düşmanları bile Cumhuriyet Rejiminden daha iyi tanımış, daha iyi takdir etmiştir. Öyleyse Cumhuriyet Rejimi bu millet için ne ifade ediyor? Bu soru ev ödevi olsun.
Söylenecek söz çok ama Cumhuriyet Rejiminin yaptıklarına bakınca, çıldırmamak için kendini zor zaptediyor. Bu sebeple az sözle çok mana anlaşılsın diye yazıyı kısa kesiyoruz.
Not: Sabah gazetesinin bahsini ettiğimiz haberinde başka insanların da harikulade tespitleri var. Her biri için bir yazı yazılabilir. Okuyucuların o haberi takip etmesinde fayda var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir