ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI BAŞLADI, SAFINIZI SEÇİN

ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI BAŞLADI, SAFINIZI SEÇİN
Ülkelerin iç işleriyle dış işleri birbirinden tefrik edilemez oldu, iç işlerine ait olduğu düşünülen meselelerin neredeyse yüzde sekseni aynı zamanda dış işleri haline geldi, dış işleri olduğu düşünülen işlerin ise neredeyse tamamı aynı zamanda iç işlerine dahil oldu. Bu durum aynı zamanda ülkelerdeki hükümetlerle muhalefeti de kuşattı. Bir ülkenin iktidarı ile muhalefeti arasındaki mücadele o kadar sert geçiyor ki, panoramik olarak meseleye bakıldığında asla bir ülkenin iki partisi veya siyasi hareketi demek mümkün değil. Türkiye misalinde görüldüğü üzere CHP, ülkenin (hükümetin, devletin) dış siyasetinin tam aksine hareket ediyor ve ülkenin düşmanı haline gelen komşu ve uzak ülkelerle münasebet tesis ediyor. Hal böyle olunca, onlarla kapalı kapılar arkasında ne konuştuğu sorusu da ciddi tereddütlerin yaşanmasına sebep oluyor. Sanki CHP, ülkenin dış siyasetinin karşı tarafındaki ülke hükümetleri ve siyasi hareketlerle görüşürken, “Akparti iktidardan nasıl düşürülür?” sorusuna oralarda da cevap arıyor ve yardım istiyor. Ülke mefhumu ortadan kalktı, siyasi sınırların bir anlamı kalmadı, ülke içindeki siyasi anlayışlar kendilerine benzeyen veya ortak düşmana karşı ittifak yapabilecekleri dış güçlerle aynı cephede mevzileniyor. Bu hadise Mısır’da ve Suriye’de çok daha sert şekilde cereyan ediyor, cunta yönetimi, İsrail, ABD ve benzeri dış güçlerden aldığı destek ve yardım ile halkın üzerine tank sürüyor, namlular ateş saçıyor, bir general üç milyon İhvan üyesini toplama kamplarında tecrit etmekten bahsedebiliyor. Hatırlıyor musunuz Balyoz darbe planında da Fatih camiini Cuma namazında (kalabalık zamanında) bombalamayı, sadece İstanbul’da yüzbinlerce insanı statlara toplamayı planlamışlardı, yani Mısır’da İhvan direnmeseydi de zaten yüzbinlerce Müslümanı temerküz kamplarına toplayacaklardı. İhvanın direnmesini tenkit edenler ya ahmak ya da batının ajanıdırlar.
Artık siyasi sınırlar yok, artık bir ülkenin “iç işleri” yok. Küresel çapta cepheler kuruluyor, dev çatışma hatları oluşuyor, ortadoğu’nun tüm sathı savaş alanına dönüyor. Müslümanlar için “ulus devlet” sınırlarının zaten ehemmiyeti yoktu, artık kimse için yok, üçüncü dünya savaşı başladı.
Üçüncü dünya savaşı başladı, dünyadaki güç haritalarına bakıp da bu savaşın “çok tarafı” olduğunu düşünenler yanılır. Üçüncü dünya savaşı, Müslümanlarla kafirler arasında başladı ve böyle devam edecek gibi görünüyor. Üçüncü dünya savaşı, tüm dünyanın İslam’a karşı açtığı bir savaş, Müslümanların dışındaki herkes “tek millet” haline geldi. Kendi aralarındaki ihtilaflar, rekabetler, bölünmeler tabii ki var ve devam ediyor ama İslam’a karşı açılmış savaşta tek cephe halindeler ve bu konuda sağlam bir ittifakları var. Yeniçağ, küresel bir savaşla başlıyor, Müslümanların acilen akıl ve anlayışlarını bu yeni durumu anlayacak şekilde ayarlaması ve yenilemesi şart.
Üçüncü dünya savaşının “savaş alanı” İslam dünyası… Çünkü dünya güçlerinin İslam dünyasında kendileri adına çalışacak, mücadele edecek, gerektiğinde savaşacak işbirlikçileri var. İçinde bulunduğumuz safhada cepheye sürdükleri güçler bunlar, bunları dışardan destekliyorlar, para ve lojistik yardımı yapıyorlar. Üçüncü dünya savaşının ilk safhası bu ve bir müddet devam edecek.
Kamuoyunda, “İslam ülkeleri ve Müslümanlar birbiriyle neden savaşıyor?” türünden sorular ve propagandalar var. Bunlara aldanmamak gerekiyor, Müslümanlar birbiriyle savaşmıyor, küresel cepheler oluştu, bir tarafta Müslümanlar diğer tarafta kafirler var, bu gün için kafirlerin içerideki işbirlikçileri ile savaş tüm şiddetiyle sürüyor. İran, Suriye, Hizbullah ve benzeri Şii güçlere bakarak, “Müslümanlar birbiriyle savaşıyor” propagandası yapanlara itibar etmemek lazım, Şia; İran, Suriye ve Hizbullah güç merkezleriyle ümmetin karşısındaki cephede sağlam mevzilere yerleşeli çok oldu.
Unutmayalım, anlamaz tavırlar takınmayalım, savaş başladı. Savaşı başlatan da biz değiliz, biz meşru müdafaa hakkımızı kullanıyoruz. Meşru müdafaa hakkını kullananlara, “niye savaşıyorsunuz?” sorusu sorulmaz, bu soruyu soranları işaretleyin, bunlar karşı cephenin içimizdeki ajanlarıdır veya meseleyi küresel çapta anlamayan ahmaklardır. Meşru müdafaa yapan, bu yolla canını, namusunu, şerefini korumaya çalışan insanlara, “birbirinizle niye savaşıyorsunuz?” sorusunu sormak, tecavüz edenin, tecavüz ettiği kişiye “niye direniyorsun?” demesi gibidir. Unutmayın, meşru müdafaa sadece kafirlere karşı yapılmaz, canınızı, namusunuzu, şerefinizi ihlal eden, bunlara tecavüz eden, muhal farz Müslüman bile olsa meşru müdafaa “haktır”, bu hakkı kullananlara karşı propaganda yapanlar alçakların ta kendisidir.
Müslümanlar, asla ilk saldıran olmayın ama size saldıranlara karşı mutlaka meşru müdafaa hakkını kullanın. Meşru müdafaa hakkını kullanmak bazen (Mısır’da olduğu gibi) sivil mahiyet taşıyabilir, mümkün. Bazen de Suriye’de olduğu gibi sıcak savaşın şartları oluşabilir, bu durumda kaçınmamak gerek. Kısacası meşru müdafaanın farklı şekil ve yolları olabilir, bunlar konuşulabilir, şartlara göre herhangi bir yol tercih edilebilir ama asla unutmamalıyız ki, küresel savaş başladı, mutlaka mukavemet etmeliyiz.
Yirminci asrın başında İslam dünyasını yerle bir ettiler. Bugüne gelmemiz bir asrımızı aldı. Mukavemet etmezsek, yirminci asrın başında yaptıklarından daha ağır zulümler yapacaklar, yirminci asrın tecrübesiyle birlikte daha derin tedbirler alacaklar, bu savaşı kaybedersek bir asırda da ayağa kalkamayız. Aman ha…
Bu savaşı kaybeder miyiz? Mümkün… Ama savaşmazsak asla kazanamayız, unutmamamız gereken bu… Önüne geldiğimiz eşik şu; savaşmazsak yok olacağız, savaşırsak Allah’ın izni, yardımı, rahmeti ile kazanma ihtimalimiz fevkalade yüksek. Bizim imanımızın mukavemet için sağladığı derinlik, onların nükleer silahlarından daha fazla, onlar dayanamazlar. Onların gücü, bizim güçsüzlüğümüze dayalıdır.
İçinden geçtiğimiz süreç, savaşı bir tercih olmaktan çıkardı, bir mecburiyettir. Hz. Musa Aleyhisselama savaş emri geldiğinde Yahudilerin büyük bir kısmı, “Sen rabbinle git savaş, biz savaşmayız” diye cevap vermişti. Unutmayın, savaştıklarında ölebileceklerini düşünerek savaştan kaçan Yahudiler, savaşmadıkları (Allah’ın ve Peygamberin emrine karşı geldikleri) için zaten helak oldular. Allah’ım, bizi savaştan kaçarak helak olanlardan etme…
Savaşarak mağlup olmak mümkün ama bu dünyadaki mağlubiyeti kim umursuyor ki… Hangi şehidin gözü arkada kaldı? “Ölmeyen o aziz şehitler”, aramızda dolaşırken, içinde bulunduğumuz zor duruma bakarak üzülmüyorlar, onlar, “Rableri katında misilsiz rızıklara nail oldukları” için, bizim savaşmamamıza üzülüyorlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir