ÜLKELERİ TOPLAMA KAMPI YAPAN ANAYASALAR

ÜLKELERİ TOPLAMA KAMPI YAPAN ANAYASALAR
Cansız varlıkların davranışı dış etkilere bağlıdır. Bitkilerin davranışı dış ve iç etkilere bağlıdır ama davranışları “hareket” seviyesine çıkamaz. Hayvanların davranışı, dış etkilerle beraber sevki tabiye bağlıdır ve davranışları hareket seviyesine ulaşmıştır. Ne var ki hayvanların hareketleri tabiatlarında depolanmış olan ve ne olduğunu anlamadıkları bilgi evreniyle sınırlıdır. İnsanlar, bahsini ettiğimiz davranış ve hareket çeşitlerinin tamamına sahiptirler fakat mümeyyiz vasıfları akıllı olmalarıdır. Akıllı olmaları yani tefekkür faaliyetinde bulunmaları…
İnsan, varlık çeşitlerinin davranış özelliklerinin tamamına sahiptir ve hayatta da bunların hepsine ihtiyaç duyar. Hayatının bir kısmını bunlarla bir kısmını da insani özellik olan tefekkür ile yaşar. İnsanileşme süreci (aynı zamanda eğitim süreci) insana has hususiyetleri öğrenme, anlama, kullanma yoluyla elde etmeye matuftur. “İnsan olma hali”, diğer varlık çeşitleriyle müşterek hususiyetlerini asgariye indirmek ve insan hususiyetlerini azamiye çıkarmaktır.
İnsan hayatın en üst formudur. Üst formlar, kendilerden aşağıdaki tüm formları ihtiva eder ve onların davranışlarını gösterebilir. Bu durum aslında tabiatındaki genişliğe ve zenginliğe işaret eder ama aynı zamanda yanlış anlamalara da sebep olur. İnsanların, hayvani ve nebati davranışları gerçekleştirebilme istidadı, insanlar üzerinde sapkın düşünce uygulamaları yapmayı tarih boyunca tetiklemiştir.
Eski devirlerde sihir, büyü ve benzeri usullerle insanların zihnine ve aklına müdahale etmek ve istedikleri türde insan elde etmek (yetiştirmek değil) için çabalayan alçaklar, modern zamanlarda biyoloji, psikoloji, psikiyatri, parapsikoloji ve eğitim gibi “bilimsel”(!) metotlarla aynı işi yapmaya çalışmaktadır. Günümüz dünyasında bu istikametteki çabaların ciddi neticeler verdiği de (maalesef) malum. Eski veya yeni usullerle yapılmak istenen iş ve elde edilmek istenen netice, “muayyen bir insan türü”dür. Kendi istedikleri gibi düşünen, kendi istedikleri gibi yaşayan, kendi istedikleri gibi hür olduğunu zanneden insan türü… Bu insan türünü “bilimsel”(!) metotlarla elde edemediklerinde veya teşebbüsleri eksik kaldığında yedekte beklettikleri polis ve ordu gibi silahlı güçleri devreye sokmakta ve akıl üzerinde harici baskılar oluşturmaktalar.
En yaygın ve derin zihni müdahaleler eğitim yoluyla yapılıyor. Bir siyasi düşüncenin (mesela materyalizmin) bazı konulardaki teorilerini (ki teori ispatlanmamış düşünce demektir) kesin ilmi bilgi olarak okutuyorlar fakat başka siyasi düşüncelerin teorilerini okutmadıkları gibi “batıl” muamelesi yapıyorlar. Evrim ile ilgili ülkemizdeki duruma bakmak neyi anlatmak istediğimizi gösterir.
*
İnsanların vücut bütünlüğüne yönelik herhangi bir fiil, suçtur. Dayak atmak gibi… Bir uzvun iptali neticesine kadar uzanan vücut bütünlüğüne yönelik fiil ise daha ağır suçtur. Gözünü çıkarmak veya kolunu koparmak gibi… Bir insanın vücudunu (hayatını) iptal edecek neticeye ulaşan fiil ise en ağır suçtur. Bütün bunlar ceza kanunlarında var ve herkes de aşağı yukarı bilir. Fakat nedense insanın aklının bir kısmını kullanması veya bazı faaliyetlerde bulunması engellenir. Hem de kanun ve anayasa ile… Aklın bir kısmının kullanılmasının veya aklın bazı faaliyetleri gerçekleştirmesinin yasaklanması ne demektir? Mesela kişinin doğumla beraber anasından öğrendiği dil, aklın inşasında temel unsurlardandır. Mesela iman, aklın inşasında ve faaliyetlerinde temel unsurdur. İnsanın ana dilini kullanmasını yasaklamak veya imanının gereğini yapmasını yasaklamak, aklın bazı uzuvlarını iptal etmektir. Yani, insanın kolunu koparmak veya bir kolunu vücuduna bağlayarak kullanılmasını yasaklamak gibidir.
Bu ne büyük tezat? Vücut bütünlüğüne müdahale suç fakat akıl (ve zihin) bütünlüğüne müdahale suç değil. Aksine aklın bütünlüğünü muhafaza ve bütününü kullanma teşebbüsü suç… Aman Allah’ım… İnsanı insan yapan akıl değil miydi? İnsandan aklı aldığınızda geriye kalan bedeni (biyolojik tarafı) hayvani davranışlar göstermez miydi? Veya bir şekilde (muhalfarz) hayvanlara akıl nakledebilsek onları insan seviyesine çıkarmış olmaz mıyız?
*
İnsanlarla hayvanlar arasındaki münasebet, hayvanlardan faydalanma yoluyla gerçekleşmektedir. Hayvanları evcilleştirebilirsek onlardan faydalanıyoruz. Evcilleştirdiğimiz hayvanı nasıl yaşatıyoruz peki? Büyük baş hayvanların her biri için birkaç metre kare, küçükbaş hayvanların her biri için bir metre kare, kümes hayvanlarının her biri için birkaç yüz santimetre karelik hayat alanları hazırlıyoruz. O küçük hayat alanlarında bizim istediğimiz gibi yaşamalarını istiyor ve aksi bir davranış içine girerlerse de cezalandırıyoruz. Evcilleştiremediğimiz hayvanlara ise “vahşi hayvan” sıfatını layık görerek onları rastladığımız yerde öldürüyoruz.
*
Anayasa, belirli bir insan türünü, belirli bir kişilik tipini, belirli bir hayat tarzını esas alır ve diğerlerini reddederse ne olur? Bu tariflere ve çerçevelere uymayan insanları ne olarak görmüş olur? Yukarıdaki kısa izahları toplayıp terkip ettiğimizde mesele vuzuha kavuşuyor ve bu soruların cevapları ortaya çıkıyor.
Bir hayat tarzını esas alıp diğerlerini reddetmek, hayvanlara birkaç metre karelik ahırlar veya kümesler hazırlayarak onları zapt altına almak ve faydalanmaktan başka bir manaya gelir mi? Dolayısıyla insanlara hayvan muamelesi yapmak değil midir? Kız kardeşini başörtüsü ile üniversiteye almayan veya devlet kurumlarında çalıştırmayan yaklaşım, onları belli mekanlara hapsetmiyor mu? Evcil hayvanları besler ve onlardan faydalanırız ama evimizin salonuna almayız. Bundan ne farkı var, başörtülü kadınların hizmetçilik yaparken başörtülü çalışmasına müsaade etmenin fakat bakan olacağı zaman yasak getirmenin?
Anayasa, kayıt altına aldığı “muayyen hayat tarzının” dışındaki iman ve fikir sahiplerinin aklının bütününü veya bir kısmını imha etmiyor mu? İmha etme teşebbüsünde bulunmuyor mu? Bir insanın kolunu koparmak suç ama aklının bir kısmını imha etmek (veya buna teşebbüs etmek) suç değil mi? İnsanlara, “bir kolunuzu mu kaybetmeye razı olursunuz yoksa aklınızı mı?” sorusunu sorun bakalım, hangisini tercih edecekler? Aklını kaybeden insan kolunu ne yapsın ki? İnsanların yüzde yüzünün “kolumu kaybetmeyi tercih ederim” cevabını vereceğinden emin olmayan var mı? Durum buysa, milyonlarca insanın aklını iptal (veya imha) etme suçunu alenen işlemek demek olan mezkur anayasayı yapma hakkını hangi alçak kendinde görebilir? Veya o alçakların bu türden anayasa yapmasına kim razı olabilir?
Muayyen bir hayat tarzını esas alan ve diğerlerini reddeden anayasa, o hayat tarzını kabul etmeyen insanları hayvan yerine koymakta ve onların hayatı nasıl ve hangi mekanlarda yaşayacaklarını çerçeveleyen bir mafya racon listesi değil midir? Halkın kahir ekseriyetinin hayat tarzını reddeden anayasa, kendini cari ve baki kılmak için milyonluk orduları seferber etmek zorunda kalmıyor mu? Durum buysa, o melun anayasaları yürürlükte tutabilmek için milli orduların(!) görevi, vatanı dışarıya karşı değil içeriye karşı korumak haline gelmiyor mu? İnsanlara ahır, ağıl ve kümes planı yapmış olan anayasayı halka karşı korumak, tüm vatanı temerküz kampı haline getirmek değil midir?
Ülkede yaşayan halkın bir kısmına insan bir kısmına hayvan muamelesi yapmak, yeryüzünün en büyük organize suçudur. Bu suçu işleyenler, suça yardım ve yataklık edenler en büyük organize suç örgütüdür. Halkın kahir ekseriyetine hayvan muamelesi yapmak, vatanın tüm sathını temerküz kampına çevirmek gibi devasa suç, ancak anayasa gibi “temel hukuk metni” ile ve ancak ordu çapındaki büyük örgütlenmelerle gerçekleştirilebilir.
*
Diktatörlüklerde ve oligarşilerde tüm ülke alenen temerküz kampına çevrilir. Adına demokrasi dedikleri ama laiklik, Kemalizm, basçılık, faşizm, sosyalizm gibi siyasi cereyanların birini veya birkaçını asıl unsur sayan rejimler ise, temerküz kampının duvarlarını şeffaf malzemeyle kaplarlar. Bu çeşidi yirminci asrın modern keşfidir.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir