ÜTOPYA VE GERÇEK

ÜTOPYA VE GERÇEK
Niall Ferguson nam bir adam, Wall Street Journal nam gazete için on yıl sonrasının ütopyasını hazırlamış. Eskiden bu işlere Fütürizm, bu işleri yapanlara da fütürist derlerdi, şimdilerde ütopist mi demeye başlamışlar. Bu adam Avrupa merkezli olmak üzere dünya ile ilgili tahminlerde bulunmuş. İlginç tahminler…
Bu günden yakın geleceğe doğru bakıldığında neler görünüyor? Neler demiş adamımız? AB dağılmış ve yerine yeniden bir oluşum sağlanmış ve Avrupa Birleşik Devletleri namıyla yeni bir birlik kurulmuş, merkezi de Viyana olmuş. İngiltere AB’den çıkmış ve Çin’in ekonomik işgaline uğramış.
Batının artık içi boşalmış olan gururu hala devam ediyor. AB’nin yıkıldığını ama yerine Avrupa Birleşik Devletlerinin kurulduğunu söylüyor. Yani batı aklının, şu anda içinde bulundukları krizi mutlaka çözeceğini düşünüyor. Halt ediyor. Bu kriz, ekonomik kriz filan değil ki. Haki Demir’in, “Batı Akıl Krizinde” başlıklı yazısında ifade ettiği gibi, batı, ürettiği aklın sonuna geldi. Aklının ufkunda geziniyor ve mevcut kriz ise o ufkun krizi. Yani sistem çapındaki bir kriz, neyle çözeceksiniz. Krizi çıkaran batının aklı, o akılla krizi nasıl çözüyorsunuz? Aha da buraya yazıyorum, nah çözersiniz, çözün de dünya görsün. Medeniyetiniz çöküyor, hala haberiniz yok. Kof bir gurur, hala gerçekleri görmelerine engel oluyor. At gözlüğünü çıkarmadığınız müddetçe, hep geri gideceksiniz. O gözlüğü de çıkaramazsınız çünkü sizin medeniyetiniz, kültürünüz, aklınız, ufkunuz o gözlükte.
Başka ne demiş kahinimiz, İran ile İsrail arasında savaşın başladığını, ABD’nin İsrail’e yardım etmediğini, ABD’nin Hürmüz boğazını açık tutmaya çalıştığını fakat ABD savaş gemisinin mürettebatıyla ve askerleriyle birlikte İran tarafından esir alındığını söylemiş. Bakın burada büyük oranda isabet kaydetmiş. İsrail ve ABD’nin artık askeri başarılarının sonunun geldiği, bu coğrafyada meydana gelecek savaştan bunların karşı ve galip çıkamayacağı artık tüm dünya tarafından anlaşılmaya başlandı.
İsrail ile İran’ın savaşması kaçınılmaz. Aslında İsrail ile İran değil, İsrail ile bölge ülkelerinin savaşı kaçınılmaz. Şu anda gündemde olan İran olduğu için konu o merkezde konuşuluyor. Bu günden geleceğe doğru bakan adamımız da bu günün gerçekliğine saplanıp kalıyor. Bölgede İsrail’in içinde olacağı büyük bir savaş yakın gelecekte mutlaka olacak gibi görünüyor. İsrail’in bu zamana kadar girdiği savaşların hepsinden (son Hizbullah ve Hamas savaşı hariç) galip çıkmış olması, sürekli böyle devam edeceğini göstermez. Artık gerileme dönemi başladı ve İsrail tarihinde ilk defa gerçekten kuşatıldı. Önümüzdeki üç-beş yıl içinde kuşatma hatları sağlamlaştırılacak. Bu sebeple İsrail’in son günlerde İran’a saldırı tehditleri, blöf olmayabilir.
İsrail, İran’a saldıracak ve netice alacak durumda değil. Fakat biraz daha (üç beş yıl) beklediğinde değil İran, Mısır’a bile saldıramayacak hale gelecek. İsrail’in bu günlerdeki İran’a saldırı tehdidi, gücünden ve cesaretinden değil, yakın gelecekte kuşatmanın sağlamlaşacağı “korkusundan” saldırma ihtimali var. Hızlı bir şekilde geriliyor, batı desteğini kaybediyor, batı kendi derdinden İsrail’i düşünme imkanı kalmadığı için desteğini çekiyor, daha da çekecek, İsrail için bu aralar iyi planlanmış bir saldırı son şansı. Fakat bu şansı bile kendi çöküşünü hızlandırmaktan başka bir işe yaramaz.
Adamımızın Türkiye ile ilgili yaptığı tespit isabet kaydetmiş. Türkiye’nin on yıl sonra artık laik bir siyasi rejime sahip olmayacağını söylemiş ve tam isabet etmiş. Bunu bizim laik, Kemalist, ateist, solcu filan taife hala anlamadı. Müslümanların ülkede sürekli iktidar olacak kadar halka nüfuz ettiğini, siyasi iktidarın yanında Haki Demir’in son yazı dizisinde ifade ettiği gibi “Sosyal İktidara” sahip olacağını, ülkenin en büyük iktisadi gücü haline geleceğini ta ABD’deki adam bile görüyor. Ülkedeki en güçlü siyasi akım olacak ama hala eski ve pörsümüş laik-kemalist siyasi rejime tahammül edecek, olacak iş değil. Bu nasıl bir şey, zengin bir adamın yanında asgari ücretle çalışan bir işçinin, patronundan daha zengin olmasına rağmen asgari ücretle çalışmaya devam etmesine benzer. Aklınızı peynir ekmekle mi yediniz siz? Böyle saçmalık olur mu? Ama bizim laik, Kemalist, solcu süprüntülere bakarsanız, yüzde doksan da alsanız, boyun eğeceksiniz. Sevsinler sizin aklınızı… Ne kadarı kaldıysa, gerçi kırıntısı bile kalmamış gibi görünüyor ya, neyse.
Adamamızın sözünü ettiği türden spekülatif düşüncelerin anlamı nedir? Bunların esas anlamı, psikolojik analizlerini yapmamıza imkan vermesidir. Artık batı, birçok alanda hakimiyetini kaybetmekte ve bu çöküş bilim ve düşünce adamlarına kadar sirayet etmektedir. Adamımızın düşüncelerinden “batılı gururunu” mahsup ederseniz, ortaya çıkacak neticelerin büyük bir kısmı mümkün görünüyor. Bir olayın olması, geniş kitlelerce beklenmeye başladığında o olay gerçekleşir. Batı, tüm kof gururuna rağmen, kendi içindeki bilim ve düşünce adamlarının psikolojisine bile hakim ve sahip olamıyor artık. İşte çöküş böyle bir şey. Çöküşü durduracak ve yeniden inşa edecek olan düşünce ve bilim adamlarının psikolojisi çökmeye başladığı için, kim, nasıl çöküşe engel olacak?
Bay bay batı…
FARUK ADİL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir