‘YAĞMUR, ZAMAN VE TOPRAK KOKUSU (EMİNE ÖZKÖSE)

YAĞMUR, ZAMAN VE TOPRAK KOKUSU (EMİNE ÖZKÖSE)

EMİNE ÖZKÖSE*
İstanbul’da bir güz yağmuru. Vakit ikindi. Yağmurda edilen dualar kabul olurmuş. Annem öyle derdi. Küçük bir dilek düşüyor kalbime. Ardından bir şükür. Kırkikindi yağmurları geliyor aklıma sonra. İstanbul’u dilediğim memleketimin kırkikindi yağmurları. Annem haklıymış. Yağmurda edilen dualar makbul dualardanmış.
İstanbul’da bir ikindi yağmuru. Zamanı düşünüyorum, akıp giden, asla geri gelmeyen zamanı. Sonra bir zaman düşlüyorum, bir zaman diliyorum, sıkışmışlık arasında bahşedilen genişletilmiş bir an kırıntısı. Avuçlarımdan kayıp giden zamana acıyorum sonra. Zamanımın boşluğuna dolu gözlerle bakıyorum. Zamansızlığıma şaşıyorum sonra.
İstanbul’da bir yağmur zamanı. Yalnız kalmak istiyorum, bir başıma yağmuru dinlemek, cama vuran damlaların dağılışını izlemek, düşünmek biraz, derinleşmek kendi içime. Ama ne mümkün? Cep telefonu çalıyor, sosyal medyadan bir bildirim takılıyor gözüme, bir mağaza indirim haberini mail atıyor, televizyondan bir siyasetçi bağırıyor ağzından tükürükler savurarak. Yalnızlığım hayal oluyor böylece.
Vazgeçiyorum, dönüyorum esaretime. Yağmur orada kalsın. Yağsın bardaktan boşanırcasına, yıkasın İstanbul’u boydan boya; başka nasıl temizlenir bu şehir, başka nasıl akar onca kir? Yalnız kalamadım ya İstanbul’a atıyorum çamuru. İstanbul’un ne suçu var? O da benim gibi, herkes gibi modern çağın zavallı bir tutsağı değil mi?
Hayatlarımızı kolaylaştıran bunca teknolojik gelişme sorumluluklarımızı da artırmıyor mu esasında? Yükümlülüklerimizin esiri olmuyor muyuz günbegün? Yalnız kalabiliyor muyuz bir an olsun? Kapayıp bir kenara koyabiliyor muyuz cep telefonumuzu, internete ‘sen bugün şöyle uzakta dur’ diyebiliyor muyuz?
Sosyal medyadaki hesabımızda geçirdiğimiz vakti iç muhasebemizde harcayabiliyor muyuz? Ya televizyonun başında harcadığımız saatler? Ya gözümüzü kırpmadan seyrettiğimiz futbol maçları, diziler?
Farkında mıyız acaba çocukluğu ve gençliği televizyon ve bilgisayar karşısında tükenmiş, hayal gücü dikdörtgen bir ekrana sıkışıp kalmış bir apartman neslin yetiştiğinin? Yaşadıkları mekân ne kadar apartmansa hayatları o kadar müstakil. O kadar yalnız bir kuşak. Erdem Bayazıt’ın dizesindeki gibi;
“Bir de baharlar bilirim
Apartman odalarında büyüyen çocukların bilmediği bilemeyeceği”
Yağmur hızlanıyor. Yalnızlık kovalıyor yine. Yakalanıyorum. Hiç itirazım yok, gönüllüyüm. Önce cep telefonunu kapatıyorum, ardından bilgisayarı. Televizyonun fişini çekiyorum. Safi sessizlik. Peşi sıra yağmur sesini algılıyor kulaklarım. Gözlerim yine pencere camında. Yağmurun yağışına ilk kez şahit oluyormuşçasına bakıyorum bu kez. Yapıştırıyorum yüzümü cama.
Çocukken de seyretmeyi severdim yağmuru. En çok da şunu merak ederdim: İnsan toprak kokusunu neden sever? Ne bir çiçek kokusuna benzer ne de esans veya parfüm kokusuna. Güzel koku ne kadar bu dünyaya bağlıyorsa insanoğlunu, toprak kokusu o denli yalnızlığını anımsatır ona. Ölümü hatırlatır. Toprağın altındaki yalnızlığını. Hani şu gündelik hayatta bir türlü vakit bulamadığı yalnızlığı.
Bizler, 21. Yüzyıl insanlığı… Teknolojiyle çepeçevre kuşatılmış, yalnızlık ve sosyallik algılarımız alt üst edilmiş bizler. Değişim şu dünyanın kaderinde var, bu muhakkak. Ahir zamanın hızına yetişmek mümkün mü bilmiyorum? Bir güne 24 saat yetmiyor. Bir saate 60 dakika az geliyor. Teknolojinin hızlanıp bize zaman kazandırmaya çalışmasına doğru orantılı bir şekilde artıyor sorumluluklarımız veyahut bizi bağlayan telaşlarımız. Teknoloji çağında her şey makineleşiyor olabilir. Ancak insan hala etten kemikten. İnsan hala toprak kokusunu seviyor. İnsan hala fiziksel ve zihinsel yalnızlığı arıyor.
Belki alıp başını uzaklara gitmek, her dünyevi kaygıyı bir kenara bırakıp inzivaya çekilmek mümkün değil. Ancak; yağmurlu bir günde yahut gecede tüm mekanik seslere kulaklarımızı tıkayabiliriz belki. Gözlerimizi yalnızca yağmur damlacıklarına odaklayıp, rahmetin dingin sesine bırakabiliriz ruhumuzu. Toprak kokusunu çekerken içimize yağmurun sesiyle birlikte ruhumuzun çığlıklarını da duyarız belki. Şükrederiz sonra Sezai Karakoç’un diliyle:
“İyi ki bilmiyor kalabalıklar
Yağmura bakmayı cam arkasından
İnsandan insana şükür ki fark var
Birine cennetse birine zindan
İyi ki bilmiyor kalabalıklar”

*EMİNE ÖZKÖSE (BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ SİYASET BİLİMLER ÖĞRENCİSİ)

‘YAĞMUR, ZAMAN VE TOPRAK KOKUSU (EMİNE ÖZKÖSE)” hakkında 1 yorum

  1. GÜZEL DUYGULARIN SAYFADAKİ İZ DÜŞÜMÜ VE YANSIMASI BU OLSA GEREK. YÜREĞİNİZE SAĞLIK… ALLAH YAR VE YARDIMCINIZ OLSUN….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir