YAPMA ALİ ÜNAL, KENDİNİ KAYBEDİYORSUN

YAPMA ALİ ÜNAL, KENDİNİ KAYBEDİYORSUN

Ali Ünal bu gün (04.08.2014) çok ağır bir yazı yazmış, ağırlığı ölçü ihlalinden kaynaklanıyor. Ali Ünal’ın son zamanlardaki yazılarında bir muhteva ve merkez kayması yaşanıyor, yazılardan böyle anlaşılıyor, önceden beri mi böyledir son sarsıntılar mı bu hale getirdi, onu bilmiyorum. Ruh halindeki kayma, doğru istikamette değil, yani inkişaf etmiyor, savruluyor ve dağılıyor.

Yazısının başlığı, “Zevk zemzemesi ve gaşy içindeyim”… Bu başlık, yazının muhtevasını anlatmak için atılmış, yani son yıllarda ihanet örgütünün başına gelen hadiselerden dolayı “zevk-i ruhani” yaşadığını söylüyor. Allah muhafaza…

Ali Ünal, yazısına, ihanet örgütüne ve başındaki adama övgüler düzerek başlıyor ve meseleye şöyle giriyor;

“Evet, bilhassa son 3 yıldır Hizmet hareketi adına bazı zahirî acılar yaşanıyor; daha ağırları da yaşanarak devam edebilir. Ama her bir hadise, yaşanan her bir tecrübe, çekilen her bir sancı, Kur’ân’dan bir âyeti tefsir ediyor;”

Buraya kadar mümkün, kainattaki bir yaprak kımıldaması bile Kur’an-ı Kerim’in tefsirine dairdir, nazari çerçevede bunu söylemekte beis yok, hatta doğrusu budur. İhanet örgütünün yaşadığı hadiseler de, Kur’an-ı Kerim’in tefsirine dairdir, her şey gibi, ne var ki hangi Ayet-i Kerime’nin tefsiri olduğu hususu ayrı…

Bu umumi doğrudan meseleye giren Ali Ünal, bir adım sonra bakın neler diyor, paragrafı baştan alalım;

“Evet, bilhassa son 3 yıldır Hizmet hareketi adına bazı zahirî acılar yaşanıyor; daha ağırları da yaşanarak devam edebilir. Ama her bir hadise, yaşanan her bir tecrübe, çekilen her bir sancı, Kur’ân’dan bir âyeti tefsir ediyor; Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.), Kur’ân’da kıssaları geçen rasûllerin ve peygamberane hizmet ortaya koymuş Ashâb-ı Kehf gibi kahramanların hayatlarından karelerle birebir örtüşüyor. Her bir hadisede bir veya daha fazla âyet, âdeta “İşte benim manâm!” diyor;”

İfadeye bakın, “Kur’an’da kıssaları geçen rasullerin ve peygamberane hizmet ortaya koymuş Ashab-ı Kehf gibi kahramanların hayatlarından karelerle birebir örtüşüyor”… Birebir örtüşmek ne demek? Bari, “sanki” ifadesini kullan veya “gibi” ifadesini kullan. Bir benzetme edatı kullan yahu…

Tamam, ihanetinizin çapını gördükçe dilimizi yuttuk, nutkumuz tutuldu, aklımız şaştı. Ama be kardeşim, biraz kendinize bakın, biraz kendinize çekidüzen verin, biraz nefs muhasebesi yapın. İhanetinizin çapı karşısında patlayan öfkemize rağmen, halinizi gördükçe merhametimiz ayaklanıyor, bu kadar yapmayın. Ali Ünal, nasıl söylersin bunu, aklın nerede, mikyasın nerede, hassasiyetin nerede? Yahu halimizi anlamıyor musun, bu ifadelerinden dolayı seni evire çevire fikren döveriz ama merhametimiz müsaade etmiyor, bir Müslümanın bu hale gelmesine vicdanımız izin vermiyor.

Burada bitmiyor Ali Ünal’ın paragrafı;

“Evet, bilhassa son 3 yıldır Hizmet hareketi adına bazı zahirî acılar yaşanıyor; daha ağırları da yaşanarak devam edebilir. Ama her bir hadise, yaşanan her bir tecrübe, çekilen her bir sancı, Kur’ân’dan bir âyeti tefsir ediyor; Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.), Kur’ân’da kıssaları geçen rasûllerin ve peygamberane hizmet ortaya koymuş Ashâb-ı Kehf gibi kahramanların hayatlarından karelerle birebir örtüşüyor. Her bir hadisede bir veya daha fazla âyet, âdeta “İşte benim manâm!” diyor; Kur’ân, sürekli yeniden ve taptaze iniyor ve her bir hadise bu inişe, bu tenzile sebeb-i nüzûl oluyor;”

Kur’an-ı Kerim’in yeniden inmesi, ihanet örgütü ile ilgili hadisenin her birinin “sebeb-i nüzul” olması… Bir Müslüman bu ifadeleri nasıl kullanır, Kur’an-ı Kerimi kendi gurubuna, kendi camiasına, kendi inhisarına nasıl alabilir, sadece kendini işaret ediyor gibi nasıl anlayabilir? Bu durumda ihanet örgütü üyelerini, sahabe, başhaini de peygamber yerine koymuş olmuyor mu? Böyle bir şey yaptığını söylemiyoruz, Ali Ünal bile olsa bunu kastetmiş olması mümkün değil, ama beyanlarının nereye doğru gittiğini anlamayan bir adamla karşı karşıyayız ve belli bir sınır aşıldığında “iyi niyet” tüm anlamını kaybeder.

Buraya kadarını bir Müslümanın söylemeyeceğini düşünüyoruz ama Ali Ünal, bir oryantalistin bile söylemeye cesaret edemeyeceği şeyleri peynir ekmek gibi geveliyor, bakın paragrafın devamında ne var;

“Kur’ân, sürekli yeniden ve taptaze iniyor ve her bir hadise bu inişe, bu tenzile sebeb-i nüzûl oluyor; Kur’ân’ın ve İslâm’ın hakkaniyetine, Allah’a ait oluşuna yeni bir mühür basıyor.”

İhanet örgütünün yaşadığı hadiseleri, Kur’an-ı Kerim ve İslam’ın hakkaniyetine, Allah’a ait oluşuna dair delil sayıyor. Be gafil, bu hadiseleri yaşamasaydınız ne olacaktı? İman etmek için delillerin mi eksilecekti?

Ve paragrafın sonunda şu ifadeyi kullanıyor;

“Dolayısıyla da kalbe, ruha bir zevk-i ruhanî, bir gaşy hali yaşatıyor.”

Söylenecek bir şey kaldı mı? Bizim söyleyecek sözümüz kalmadı ama Ali Ünal’ın var. Yazısının son paragrafında tamamen çıldırmış ve gözaltına alınan ve bir kısmı tutuklanan polislerin hallerini, “Ayet-i Kerime” meali olarak vermiş. Allah’ım, imanımızı ve aklımızı koru.

“Kur’ân’da Peygamber Efendimiz’e de önceki rasûllerin kıssalarının anlatılmasından sonra zaman zaman öyle buyrulmuyor mu: “Bu seçkin zatlar, Allah’ın her bakımdan doğru yola erdirdiği kimselerdir ve (ey Rasûl’üm), sen de onların aynı doğru yolunu takip et!” (6, 90) “Allah’ın sünneti (daima câri olan kanunu ve yolu) budur ve Allah’ın sünnetinde hiçbir değişiklik bulamazsın.” (28, 23) “Allah’ın sünneti (toplumların hayatı için koymuş olduğu ve dolayısıyla) daha önce geçen bütün toplumlarda geçerli olan kanunu ve yolu budur. Allah’ın sünnetinde asla bir değişiklik bulamazsın.” (33, 62) O bakımdan, evet, şu son dönemde zalimane uygulamalarla mağdur olan kahraman Emniyet mensupları da ve yaşadıkları da bu Sünnet’in dışında değil. Allah (c.c.), onları ve onları istihdam eden Yargı mensuplarını uzun yıllardır başarılamayan bir kahramanlığa muvaffak kıldı. Elbette bunun bir bedeli olacaktı. Onlar, kahramanlar olarak sözlerinde hiçbir değişikliğe gitmediler (33, 23) ve Allah onlardaki imanı gördü ve onları şahitler olarak seçti (3, 140). Öyleyse sevinin ey kahramanlar ve onların ebeveynleri, eşleri, çocukları. Ve asla yılgınlığa düşüp, gevşemeyin ve üzülmeyin ey Âhir Zaman kudsîleri.”

*
Ali Ünal’ın ve diğer ihanet örgütü mensuplarının yaşadığı psikolojik sürece yakından bakalım. Bu sürecin iyi anlaşılması gerekiyor çünkü sadece Ali Ünal ve ihanet örgütü yaşamıyor bunu, Türkiye’de birçok cemaat ve gurup bu girdaba yakalandı ve “fikri intihar”a sürüklendiler. Süreci özetlemeye çalışalım;

Önce bir harekete katılıyorsunuz ve onun doğru yolda olduğuna ikna oluyorsunuz. Bir müddet sonra o hareketin, “fırka-i naciye” olduğuna inanmaya başlarsınız, diğer cemaat, gurup ve hareketlerin bir şekilde istikametini şaşırdığını düşünürsünüz. Birinci viraj burasıdır. “Fırka-i Naciye”nin Ehl-i Sünnet anlayış ve mecrası olduğunu unuttuğunuz andan itibaren, dini tekelinize almaya, kendi cemaatinize katılmayanların yoldan çıktıklarına inanmaya başlarsınız. İkinci viraj da burasıdır. Bir müddet “kurtulmuş” olmanın, kurtulanların arasına katılmanın sonsuz hazzını yaşarsınız. İşte son viraj, artık nefsin uçsuz bucaksız tuzağının kapanı üzerinize kapanmıştır.

Kurtulmuş olmanın sonsuz hazzıyla insanlar arasına çıkarsınız, istersiniz ki onlar da kurtulsun. O kadar iyi niyetlisiniz ki, herkesin kurtulması için çalışmaya başlarsınız, herkes sizin içinde bulunduğunuz “kurtuluş yoluna” girmeli ve ebedi saadeti hak etmelidir. Niyetinizden ve gayretinizden asla şüphelenmezsiniz, çünkü nefs kapanını üzerinize kapatmış ve sizi teslim almıştır, artık nefs muhasebesi yapmazsınız, zaten isteseniz de yapamazsınız, kural yerini bulsun diye yapmaya çalıştığınızda ise, nefs muhasebenizi bizzat nefsin kendisi yaptığı için, sizin kurtulmuşlardan olduğunuz konusunda yeminli şahitlik eder.

İnsanları kurtarmak için canhıraş bir mücadeleye girersiniz, ne var ki insanların size karşı itirazları, tenkitleri, tavırları ile karşılaşırsınız. Önce şaşırırsınız, “nasıl olabilir böyle bir şey” diyerek söylenirsiniz. İnsanların “kurtulmamak” için direnmesine bir anlam veremezsiniz, buna rağmen nefs muhasebesine girmezsiniz, çünkü nefsin elinde bu ihtimaller için hazır tedbir paketleri vardır, “Bunlar cahil” der geçersiniz.

Sonra dört bir taraftan tenkitler ve itirazlar yağar. Tenkitler çoğaldıkça nefsinizin merkez karargahına çekilirsiniz, itirazların artması nefs muhasebesi yapmanızı değil, nefsinizi tahkim etmenizi tetikler. “Fırka-i Naciye” sizsiniz ya, nefs muhasebesi de ne oluyor?

İşte insanın kendini en derin şekilde aldattığı nokta burası. Tenkitler nefs muhasebesi yapmanızı değil de nefsinizi tahkim etmeyi gerektiriyorsa, istikametiniz şaşmış demektir. Zaten Fırka-i Naciye olduğunuza inandığınız andan itibaren istikametiniz şaştığı için, elinizde onu düzeltecek mikyasınız yoktur. Her tenkit kendinizi sorgulamanız yerine, nefsinizi tahkim etmeye sebep oluyorsa, insanların sizden elini çekmesi zamanı gelmiştir.

Son safha, artık sağırlar diyaloğu başlamıştır. Asla size yöneltilen tenkitlere cevap vermezsiniz, sadece rakiplerinize saldırırsınız. Hiçbir soruya cevap vermek, hiçbir tenkidi değerlendirmek, hiçbir itirazı “haklı olabilir” vicdani refleksiyle okumak zahmetinden kurtulursunuz. Ve hem kendinize hem de yoldaşlarınıza şöyle dersiniz; “Ve asla yılgınlığa düşüp, gevşemeyin ve üzülmeyin ey Âhir Zaman kudsîleri.” Ahir zamanın kudsileridir onlar çünkü siz “fırka-i naciye” mensubusunuz.

Mesele Ali Ünal ve ihanet örgütünden ibaret değil, bu gayya kuyusuna düşen kaç tane cemaat, gurup, hareket gördük. Onlarca misali olan, defalarca tecrübe edilen bir süreç bu… Bu kadar tecrübeden sonra, hala bu çukura düşmek ahmaklıktan öte bir şey…

*
Ali Ünal yapma… Bizim için değil, Erdoğan için değil, başka rakipleriniz için değil, kendin için yapma… Halini görünce ruhumuz acıyor.

YAPMA ALİ ÜNAL, KENDİNİ KAYBEDİYORSUN” hakkında 2 yorum

  1. Ey kardeşim, tarih tekerrür eder diye bir söz vardır. Ondan ziyade bir müslüman olarak biz peygamber efendimiz (sav)’i ve sahabe efendilerimizi örnek almalıyız onların gittiği yoldan gitmeliyiz doğru yol budur ve Ali Ünal’ın orada anlatmak istediği budur, Efendimiz(sav)’in zamanında yaşanan sıkıntılar bugünde yaşanıyor, tekerrür edıyor.

  2. Ve son kısımda ise diyor ki siz fıkra-i naciye mensubusunuz, yani siz doğru yoldasınız,sahabe efendilerimiz de ne sıkıntılar çektiler biz o sıkıntıları çekmeden nasıl iman ettiğimzi düşünebiliriz ki sıkıntılara göğüs gerip ye’se düşmemektir onemli olan,Mazlumiyetle ölmek zalimiyetle yaşamaktan hayırlıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir