Yargı Bağımsızlığının Ön Şartı Hukuk Bağımsızlığıdır

YARGI BAĞIMSIZLIĞININ ÖN ŞARTI HUKUK BAĞIMSIZLIĞIDIR
Türkiye’de hukuka bağlı bir devlet değil, devlete bağlı bir hukuk var. Bu ters ilişki, birçok problemin kaynağıdır. İlişkinin tersliği fark edilmediği ve üzerine gidilmediği için de problemler çözülmüyor. Çünkü problemin kaynağı bizzat siyasi ve hukuki sistemin kendisi…
Hukuk bir ülkedeki ihtilafların nihai çözüm merciidir. Nihai çözüm mercii olabilmesi için de herhangi bir mercie bağlı olmaması gerekir. Hukukun bir mercie bağlı olması, nihai müessese olmadığını gösterir ki, nihai müessese değilse, nihai çözüm mercii de değildir. Hukuk devlete bağlı bir mevzuat yığını ve yargı devlete bağlı bir müessese haline gelirse, ihtilafları nihayete erdirme imkan ve salahiyetinden mahrum olur. En azından insanlarla devlet arasındaki ihtilafların halli imkansızlaşır. Çünkü hukuk ve yargı devlete bağlı olduğunda, devlet tek ve sınırsız yetkili kuruluş olur.
Hukuk ile diğer alanlar arasındaki münasebetleri kurma meselesi yüksek bir maharet ister. Ülkedeki tartışmalara bakıldığında sadece “yargı bağımsızlığının” konuşulduğu görülüyor. Hiçbir fikir ve hukuk adamı, yargı bağımsızlığının kaynağı olan hukuk bağımsızlığından bahsetmiyor. Her meselede olduğu gibi bu bahiste “ortasından” ele alınmakta ve çok sığ şekilde konuşulmaktadır. Herhangi bir konu, nihayetine (kaynağına) kadar tartışılmazsa, o meselenin anlaşılması kabil olmaz. Hukuk bağımsızlığı, yargı bağımsızlığının kaynağı olmasına rağmen, hukuk bağımsızlığından bahsedilmeden yargı bağımsızlığını tartışmak, akıl ve iradesi olmayan insanın hürriyetinden bahsetmek kadar ucubedir.
*
Ülkemizde ve demokratik ülkelerde kanunu “yasama meclisi” yapar. Yasama meclisini teşkil eden müessese ise siyasettir. Malum olduğu üzere partiler seçime girer ve seçilen milletvekilleriyle meclisler teşekkül eder. Bu meclisler de yasama faaliyeti yapar. Öyleyse hukukun kaynağı siyasettir. Hukuk siyasetin müştakı (türevi) ise, hukukun bağımsızlığından bahsetmek kabil midir? Hayır.
Demokrasilerde silsile, halk-siyaset-hukuk-idare-halk şeklinde bir daire oluşturur. Her şey bu daire içinde deveran eder. Dairenin her halkası diğerinin hem üstünde hem de altındadır. Böylece her biri diğerini hem denetler, hem de diğeri tarafından denetlenir. Bu zincirin bir halkası koptuğunda sistem çöker. Bu haliyle sistemin “iyi” olduğu düşünülür. Oysa bu düşünce de sığdır ve meseleye “ortasından” bakmaktır. Sistem bu haliyle ele alındığında, sistemin içinde işleyeceği kültürel iklim görülmez. Konunun püf noktası burasıdır.
Bir siyasi ve hukuki sistemin çalışabilmesi, insanların ihtiyaçlarını karşılayabilmesi ve ihtilaflarını çözebilmesi için “medeniyet ve kültür havzası” gerekir. Demokratik siyasi sistem, batı medeniyet havzasının üretimidir. Sistem başka bir iklime taşındığında çalışmaz, işlemez, ihtilaf çözmez, ihtiyaçları gidermez aksine ihtilaf kaynağı, problem kuluçkası haline gelir.
Kültür ve medeniyet ikliminin meseleye tesirine bir misal… Avrupa anayasalarında değiştirilemez madde bulunmasına gerek yoktur. Anayasa maddesi olarak değiştirilmez hükümlerin olmamasına rağmen, kültür iklimi, anayasanın temel esaslarını değiştirmez. Türkiye gibi herhangi bir kültür ve medeniyet ikliminde yaşamayan ülkelerin anayasalarında bulunan “değişmez maddeler”in muhafazası, kültür ve medeniyet ikliminde yaşayan ülkelerin anayasalarındaki değişmez hükmü olmayan temel maddelerinin muhafazasından daha zordur. Çünkü Türkiye ve benzeri ülkelerde hayat (ferd, cemiyet ve devlet hayatı) medeniyet ve kültür ikliminde üretilmediği için anayasalar silaha dayalı olarak yapılmaktadır. Silahla yapılan anayasalar, tabiatı gereği halkın değerlerine aykırıdır. Muhafaza etmek için de arkasına milyonluk orduları yığmak gerekir.
Anayasa mahkemesini doğuran ihtiyaç, silahlı ve sivil bürokrasinin kurduğu oligarşik siyasi sistemi muhafaza etmek için yasama meclisini de denetim altında tutmaktır. Çünkü yaptıkları anayasa, kültür, medeniyet ve halk tarafından muhafaza altında değildir. Ülke yabancı kültür işgali altındadır ve o kültürün (batı kültürünün) işgalinin devamı için ülke ve millet zapt altında tutulmalıdır.
*
Türkiye’deki batılılaştığı vehminde olanların anlamadığı konu, bir medeniyeti terk edip başka bir medeniyete mensup olabilmek en azından birkaç asır sürer. Bu süreç ise Müslüman milletlerde en aşağı birkaç bin yıldır. Çünkü İslam imanı, yabancılaşmaya çok derinden manidir. Bu ülkenin gönüllü batılılaşma taraftarları bile iki yüz yılı geçen batılılaşma macerası sonunda hala batılılaşabilmiş değildir. İslam ahlakından kaçmayı batılı olmak şeklinde anlayan orta zekalılar, çatalı sol elleriyle tuttuklarında batılılaştıklarını zannediyorlar. Türkiye ve diğer İslam ülkelerinin hiçbirinde batılı kültür ve medeniyet ikliminde yeşermiş hiçbir sistem, model ve müessese işlemez, işletilemez. İlla da bu yapılmak istenirse, milyonluk insan kütlelerini katletmek gerekir. Doğrusu bunu da yaptılar. Fakat bu ağır maliyete rağmen işlemediğini hale göremiyorlar.
*
İslam kültür ve medeniyet (kısaca İslam irfan) ikliminde yeşeren hayat ise çok farklıdır. Hukuk (Şeriat) ve ahlak başköşede oturur, diğer tüm unsurlar aynı hizada olmak üzere karşısında dizilir. Siyaset, idare, halk… İslam ahlakı hayatı inşa eder, İslam hukuku (Şeriat) hayatı muhafaza eder, diğer tüm unsurlarda hukuk ve ahlaka riayet eder. Devletin, siyasetin, idarenin ve halkın hukuka bağlı olabileceği tek medeniyet iklimi, İslam irfan havzasıdır. Neden? Çünkü İslam hukuku, iman konusudur. İman edilmiş olan hukuk, “üstün hukuk”tur. Üstün hukuk olmadan “hukukun üstünlüğü” olmaz. İman edilmemiş hukuk, kudretlilerin elinde çelik çomak oyununa malzeme olur. Bir adamın ağzından çıkanın kanun olmasıyla beş yüz elli adamın ağzından çıkanın kanun olması arasında mahiyet farkı yoktur. Beş yüz elli kişi kanun yapabilirse bir kişi de kanun yapmaya başlar. Böylece hukuk ve kanun, güçlülerin elinde evirip çevirdikleri bir malzeme haline gelir.
Hukukun üstünlüğü gerçekleştirilmeden devlet, siyaset, idare zapt altına alınamaz, murakabe edilemez, hesaba çekilemez. Fakat “üstün hukuk” olmadan, hukukun üstünlüğü gerçekleştirilemez.
Hukukun bağımsız olabildiği tek iklim, İslam irfan havzasıdır. Bu sebeple yargı bağımsızlığının sağlanabileceği tek siyasi sistem, İslam devletidir.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir