YAVUZ DONAT, YAZAR MI MUHABİR Mİ?

YAVUZ DONAT, YAZAR MI MUHABİR Mİ?
Türkiye’de köşe yazarlığının bir ölçüsü yok. Diyelim ki yazarları bir ölçüye hapsetmek doğru değil, onları serbest bırakmak gerekiyor. Bu gereklilik, köşe yazarlığının bir çerçevesi olmasını gerektirmez mi? Tamam, mümkün olduğunca geniş bir çerçeve olsun. Yazarları bir çerçeveye sıkıştırmak da doğru olmayabilir. Hadi çerçeveden de vazgeçtik, pekala bir “seviye”sinin olması damı gerekmez? İşte bu noktada hiçbir itirazı kabul edecek halimiz yok. Seviye… Hangi işte lazım değil ki, köşe yazarlığında gerekmesin.
Konumuz Yavuz Donat… Sabah gazetesi yazarı… Hani şu eski Tercüman’da yıllarca yazan adam… Köşe yazarlığının bir çerçeveye ihtiyacını olduğunu yazarlık hayatı boyunca ispatlamış birisi. Seviye meselesine gelince, en büyük ispatı bu konuda yaptığını kabul etmek lazım…
Nedir Yavuz Donat’ın özelliği? Hiçbir fikir beyan etmeden, hiçbir teşhis yapmadan, hiçbir teklifte bulunmadan olayları nakletmek… Uzun yazılar halinde de değil, kısa kısa notlar şeklinde. Yazılarına bakınca, biraz uzun olayı haber yapma mahareti yokmuş gibi hissediyor insan. Tamam da bu bir gazetecilik değil mi? Evet, gazetecilik, hiç şüphesiz. Fakat köşe yazarlığı mı, muhabirlik mi?
Anlaşıldığı üzere buradaki öncelikli konu, muhabir ile köşe yazarı arasındaki sınırın tespiti. Türkiye’de medyanın haline bakınca, daha önce şu soruyu mu sormak gerekiyor acaba, “muhabirlik ile köşe yazarlığı arasında fark olması gerekiyor mu?”. Tabii ki olması gerekir diyenlerin çoğunlukta olduğu zannıyla ekleyelim ki, köşe yazarlarının ciddi bir kısmı bu sınırı bilmiyor gibi görünüyor. Bir kısmı köşesinde gevezelik yaparken, bir kısmı da muhabirlik yapıyor. Ne var ki hakkını teslim etmek gerek, köşesinden muhabirlik yapmanın “prototipi”ni oluşturan Yavuz Donat.
Birkaç misalle yolumuza devam edelim. Yavuz Donat’ın tüm yazıları aynı olduğu için, 21.11.2011 tarihli köşesinden misal vermekle yetinelim. Buyurun…
“Sokak Manzaraları” başlıklı yazı parçasında (parça parça yazıyor çünkü);
“İpekyolu Caddesi… Sonra Cumhuriyet Caddesi… Haydi, Van’ı gezelim… O cadde senin, bu sokak benim. Bisiklette bir adam. Bisikletin önünde “eşya taşıma” düzeneği… Düzeneğin içinde “T.C. Van Valiliği” yazılı yardım paketi. Derken bir kadınla karşılaşıyoruz. Sırtında yardım paketi… Taşımaktan yorulmuş… Bir otomobile dayanmış. “Bacım” diyoruz: – Yardım edeyim mi? Kadın, az ötedeki “sakallı ihtiyarı” gösteriyor: – Ben taşıyabilirem… Sen o herife yardım edesen… Bak, yükünü (yardım paketi) taşıyamiir.”
Gördüğü olayı olduğu gibi aktarıyor. Tabii ki tahrif etmesin olayı, söylemek istediğimiz bu değil. Ve bu olay nakledilmeli de… Zira olayda bir “hassasiyet”, bir “yüksek ahlak” var. Fakat yapacağınız bundan ibaretse, neden köşe işgal ediyorsunuz? Bunu bir muhabirin yapamayacağını mı zannediyorsunuz? Türk medyasında muhabirler bu kadar seviyesiz, donanımsız ve yetersiz mi?
Tekrar yukarıdaki soruya dönelim, “muhabir ile köşe yazarlığı arasında fark olmalı mı?”. Fark olmayacaksa, köşe yazarlığının anlamı ne? Veya köşe yazarları neye göre seçiliyor? Muhabirler arasında yazı tura mı atılıyor, köşe yazarı olmak için? (Böyle mi gerçekten, şüpheleniyor insan).
Yavuz Donat’ın tüm yapabildiği, halkın içine girip, bazı olayları seçerek köşesine taşımak. Aktardığı olaylara bakıldığında, herhangi bir muhabirin (hatta staj yapan muhabirin bile) yapabileceği iş gibi görünüyor. Bunları yaparken, hem halkın içine girmek için “yolluk” alarak seyahat yapıyor (keyfe bak) hem de köşe yazarı ücreti alıyor. Güzel iş…
Muhabir ile köşe yazarı arasında fark olması gerekiyorsa (ki mutlaka gerekiyor) farkların birincisinin “fikir” olması şart. Köşe yazarının fikir üretmesi dolayısıyla “fikir adamı” olması lazım… Buna bir itirazı olan var mı? Muhtemelen yok, Yavuz Donat ve benzeri köşe yazarlarından başka…
Haksızlık yapıyor olabilir miyiz yazarımıza? Galiba haksızlık yapıyoruz. Çünkü aynı tarihli yazı parçalarının içinde bir “teşhis” ve bir “teklif” var. Okuyalım…
“Sağol Çaykur” başlıklı yazı parçasında şunları söylüyor.
“Simav’da deprem oldu “Çaykur” oradaydı.
Van’da deprem oldu… “Çaykur” burada.
“Seyyar çay ocağı” bütün gün depremzedenin hizmetinde… Taze demlenmiş… Bedava…
İç içebildiğin kadar.
Allah rızası için bu ülkede “Çaykur’dan başka çay fabrikası” yok mu?
Çaykur’u örnek alıp birkaç “gezici çay ocağı yollamak” zor mu?”
Gerçekten bir teşhis ve teklif var. Hatta bir de tenkit… Güzel… Lakin bir problem var. Hangi muhabirin bu kadarını yapamayacağını söyleyebiliriz ki? Yavuz Donat’ı köşe yazarı ve fikir adamı olarak değerlendirmek durumunda kalırsak, farkına varmadan başka bir iş daha yapmış oluruz. Ülkedeki muhabirlerin tamamını, çok seviyesiz, çok anlayışsız ve çok donanımsız kabul etmiş oluruz. Yavuz Donat’a yaşından dolayı torpil geçeriz, problem değil, muhabirlerin topuna birden hakaret etmiş olmasak.
Nasıl oluyor bu iş? Medyada bizim bilmediğimiz işler mi dönüyor? Mesela köşe yazarı olmak için zannettiğimizden başka kurallar mı var? Zannettiğimiz ne? Fikir üretmek, donanımlı olmak, tekliflerde bulunmak filan… Görünen o ki başka kurallar var. Başka kuralların olduğu görünüyor ama kuralların ne olduğu görünmüyor. Sahi Genel Yayın Yönetmenleri, bir açıklasanız da bilsek.
Nedense köşe yazarlarının seçiminde genel yayın yönetmenlerinin fazla yetkisi olmadığı hissine kapılıyorum. Gerçekten böyleyse bu bir açıklama. Fakat bu açıklama başka bir karanlık nokta üretiyor. Patronlar genel yayın yönetmenlerinden daha mı ahmak? Ben işin içinden çıkamadım. Anlayan varsa, anlatsın da anlayalım.
Yavuz Donat veya onu sevenler, sanırım şöyle bir itirazda bulunacaklardır. “Kardeşim, yazarın tarzı o”. Öyle ya, bir de tarz meselesi var. Adam öyle bir tarz oluşturmuş ve yıllardır (sahi kaç yıl) o şekilde köşe yazarlığı yapıyor ve kabul görüyor, sana ne… Ama bu biraz ucuz bir eleştiri olmaz mı? Bir defa böyle bir tarzın yıllarca devam etmesi, kendi içinde bir problem zaten… Diğer taraftan tarz dediğiniz, ilgili mesleğin veya alanın çerçevesi içinde oluşturulmaz mı? Siz hiç doktorun mühendislik tarzıyla ameliyat yaptığını gördünüz mü? Görürseniz, “doktorun tarzı bu” diye itiraz etmeyecek misiniz? Komik, çok komik… Yahu adamın tarzı, “muhabir tarzı”…
İBRAHİM SANCAK
İbrahimsancak2011@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir