YENİ BİR HAMLE YENİ BİR HEYECAN

YENİ BİR HAMLE YENİ BİR HEYECAN

(Terkip ve İnşa dergisi 1. sayı)

İslam medeniyet tasavvurunu hedefleyen, yeniden medeniyet hamlesini başlatacak olan, bunun için bir tefekkür mecrası ve havzası açmaya çalışan bir dergi… Böyle bir hamlenin içinde olmak müthiş bir heyecan… Meselenin ufkuna bakınca insanın gece gündüz çalışma iştiyakına sahip olmaması mümkün değil.
“Hedeflenen menzillere planlandığı gibi ulaşılabilir mi yoksa hiç mesafe almadan akim mi kalır?” türünden soruların hiçbir anlamı yok. Esas olan yolda olmaktır ve o yolda doğru hedefe yönelmesi, doğru istikameti tercih etmesi kafidir. Üç günlük dünyada serseri serseri dolaşmaya “hayat” diyenlerin aksine, “yolda” olmayı şeref bilen bizler için böyle bir hamle müthiş kıymetli ve heyecanlıdır.

İnsanın ne yaptığını biliyor olması harikulade bir duygu… Ne yaptığını bilen bir tefekkür heyeti ile birlikte çalışmak ise ayrı bir heyecan… Fikirteknesi külliyatından basılan eserlerin medeniyet tasavvuruna dair ana fikri oluşturduğu, “Medeniyet Akademisi” kitabının ise güzergah haritasını çizdiği dikkate alınırsa, bir avuç barutun bile boşa atılmayacağı kabul edilebilir. Öyleyse yapılacak iş, kırk derece ateşler içinde yanarcasına fikir çilesi çekmek, keşf-i hikmet cehdinin muharrik kuvvetiyle imal-i fikirde bulunmaktır.
Ben, meseleyi dergiden ziyade bir fikir hareketi olarak görüyorum. Fakat meselenin ortaya konuluş şekline bakıldığında “fikir hareketi” ifadesi hafif kalıyor. Özellikle de “fikir hareketi” ifadesinin kullanıldığı bazı misallere bakınca bu kanaatim kökleşiyor. Bu sebeple, “mecra açmak” ifadesini kullanan arkadaşlar haklı. İslam tefekkür mecrasının yeniden açılması, günümüzdeki üretimlerin bu mecraya dökülmesi ve burada verimlendirilmesi doğru olacaktır.
Ne var ki İslam tefekkür mecrasını açmak çok büyük bir iddia… Fikirteknesi heyeti ve tefekkür akrabaları ve dostları ile başlayan hamle ve hareket istidadı, böyle bir iddia için belki de ülkedeki en uygun içtima merkezidir. Bununla beraber, İslam tefekkür mecrasını açma iddiası çok büyüktür ve muhtemeldir ki bu iddianın “gerçeklik” kazanması için yüzlerce fikir ve ilim adamı gerekir. Üstelik fikir ve ilim adamlarının, sadece mevkii ve şöhret yığınağı değil, hakiki manada yeni ama kadim müktesebata sadık fikirlerinin olması şartı var. Bir şekilde şöhret sahibi olmuş ama muhtevası boş birkaç eserden ibaret “yazarlığı” ile gündemi işgal eden isimlerden yüz binlercesi bir araya toplansa maksat hasıl olmayacaktır.
Böyle bir teşebbüse kim nasıl tepki verir, bilinmez. Beni ilgilendiren nokta, Türkiye’de İslami tefekkürün böyle bir teşebbüsü başlatmış olmasıdır. Fikrin kıymetini müellifinden müstakil olarak bilen, müellifini ise telif ettiği fikrin kıymetiyle mütenasip şekilde seven birisi olarak, gazete köşelerindeki kırıntı fikirlerin ve kavgaların çok ötesinde bir ufukla işe başlayanları takdir etmek, içinde bulunma fırsatı tanındığı için de teşekkür etmek mevkiindeyim.
“Yeni” olanların ilk teşebbüste muvaffak olmama ihtimalleri az değildir. Ama “yeni” olan, doğru, güzel, iyi ise eğer, birinci teşebbüste muvaffak olmasa bile, daha sonra ikinci, üçüncü, onuncu, yüzüncü teşebbüsler mutlaka gelecek ve nihayet birisi muvaffak olacaktır. Kaçıncı teşebbüste muvaffak olursa olsun, esas şeref birinci teşebbüs sahiplerinindir, tarih her zaman böyle kaydetmiştir. Neticesine bakmaksızın birinci teşebbüsün içinde bulunmaktan dolayı hayatımın en büyük heyecan ve zevkini yaşıyorum.
Tabii ki çetin bir işten bahsediyoruz. Sınırsız sayıda yapılacak işe mukabil sınırlı ve kısıtlı kaynaklara sahip bir heyetin başlattığı teşebbüs, ümit ederim ki mali kaynak kifayetsizliğinden akim kalmaz. Tefekkür zafiyeti varsa ve bu sebeple akim kalırsa, bunu anlarım. Zira ihtiyacı karşılayacak hacimde imal-i fikirde bulunacak kadro yoksa zaten akamete uğraması mukadderdir, bu durumda akamete uğraması iyidir zira aksi takdirde istismar mevzu haline gelmesi beklenir. Ama telif istidadı ve faaliyeti, ihtiyacı karşılayacak hacimde olur da, mali kaynakların kifayetsizliğinden dolayı akim kalırsa, para gibi adi bir nesneden dolayı muvaffakiyetsizliğe düşmek çok ağırıma gider.
Büyük iddia sahibi olmak nefsin hoşuna gider. İslam tefekkür mecrasını açmak gibi, İslam medeniyet tasavvurunu telif etmek gibi iddialar, son birkaç asırlık zaman diliminde misli görülmemiş çapta iddialardır. Fikirteknesi kadrosu ve fikir akrabalarının tavır ve edaları bu işleri yapmak iddiasından ziyada, bu meseleler üzerinde keşf-i hikmet ve imal-i fikirde bulunmamız gerektiğini söylüyor. “Meselenin büyüklüğü, iddianın büyük olmasını gerektirir” türünden düşünceler özü itibariyle nefsin tazyiki ve şeytanın hilesidir. Bununla beraber, muhakkak ki meselenin büyüklüğü, gayretin büyük olmasını gerektiriyor.
Büyük meseleyle meşgul olmak, nefsin arzularına ve şeytanın hilelerine büyük çapta düşmek tehlikesini davet eder. Ne kadar büyük bir işle meşgulseniz, yanlışınız da o nispette büyük olur. Bundan kurtulmanın yolu ise, meselenin büyüklüğü nispetinde tevazu ve tevekkül gerektirir.
“Çocuklarınız sizin için fitnedir”, “Servetiniz sizin için fitnedir” mealindeki mukaddes ölçülere bakınca anlaşılıyor ki, insanın sahip olduğu kudret ve imkan aynı zamanda onun için fitne kaynağıdır. Bir deha için en büyük fitne kaynağı zekasıdır, bir fikir adamı için en büyük fitne kaynağı eserleridir ila ahir… Bu sebeple ciddi bir külliyata sahip olmak aynı derecede tehlikeyi davet ediyor, büyük meselelerle meşgul olmak büyük yanlışları davet ediyor, büyük iddialara sahip olmak ise kendi fitnemizi kendi elimizle üretmek manasına geliyor. Dikkat etmek şart, zira idrak etmek iddia sahibi olmayı sanki zaruri kılıyor. İnsanın hayatında yaşayabileceği en muhteşem hadise, “idrak”tir, bunu derinliğine yaşayan yüksek zeka sahibi fikir adamları sanki bizzarure büyük iddialara savruluyor. Oysa nefs her şeyden beslenir, bunu biliyor olmalıyız. Nefsin en fazla beslendiği ise insanın en fazla sahip olduğu şeydir, zaten fitne olarak tarif ve tavsif edilmesi de bundan olsa gerek. Her insan kendi kudret ve imkanlarının imtihanını yaşıyor, sahip olduklarının hakkını vermek gerekir, iddiasını sürmek değil.
Fikrin kıymetini muhafaza etmek için vakara ihtiyacımız var ama vakar ile kibrin birbirine karıştırıldığı bir içtimai vasatta bu mesele çok girift ve kritiktir. Fikirteknesi kadrosu, bu güne kadar bu tür tuzaklara düşmeyecek bir basiret sergilemiş halde, umarız bu basiret zaafa uğramaz.
Ne diyelim, sözün güzeli; gayret bizden tevfik Allah’tan…
ALİHAN HAYDAR
alihanhaydar@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir