YENİ BİR HAMLE ZAMANI

YENİ BİR HAMLE ZAMANI
Son on yıldır ülkede yaşanan gelişmeler, dünya çapında hamleler için zemin hazırladı. Daha önceki dönemlerde, batı karşısında sinmiş, ruhi kaynaklarını kaybetmiş, söylemeye dilimiz varmıyor ama “aşağılık kompleksine” kapılmış, kendi kendine hiçbir şey yapamayacağını, beceremeyeceğini düşünen, tarihinden kopartılmış, gelecek hayalinden uzaklaştırılmış bir halk görüntüsü veriyordu. Bir çeşit ölüydü, kimsenin kendinden medet ummadığı çünkü kendi kendinden ümitsiz bir ruh haline hapsolmuştu. Bu gün nispeten kendine gelmiş, çevresine misal ve umut dağıtmaya başlamış, kendi merkezinde bir şeyler yapabileceğine inanmış bir manzara sergiliyor. Bu, yeni bir durumdur.
Ne kadar farkına varıldığını anlayamadığımız bir tabir kullanılmaya başlandı; “Yeni Türkiye”… İfade doğru, artık Yeni Türkiye var. Bu tabirin içinin doldurulması, yepyeni bir ruh ve heyecan üflenmesi, yeni hamlelere ana rahmi olmasının zamanı geldi.
Hayatın pratiğine dair birçok şey başarıldı. Özellikle teknolojiyle ilgili gelişmeler hızlandı. Fakat bir hususun gözden kaçtığını düşünmemek mümkün değil. Teknoloji gibi pozitif bilime dayalı, nakli ve tatbiki mümkün olan alanlardaki gelişmeler kolaydır, zor olan “fikir” ve “ilim” üretimi, özellikle de fikir imali…
Zamana hakim olmak, zamana kendi muhtevasını üflemek, zamanı tasarruf altına almak, “fikir” ile mümkün. Zamanın muhtevasını dolduracak kadar derin ve yoğun bir fikir üretim hamlesi başlatmak… İşte ihtiyacımız bu…
*
İslam coğrafyasında oluşan ve yakın zamanda başka kültür coğrafyalarında da oluşmasını beklediğimiz gelişmelerin özü, Türkiye’nin ümit ve istinat merkezi olması… Gerçekten Türkiye’nin son yıllardaki hamlesi, kendinde olandan fazla bir “ümit” üretti. Dünyadaki gelişmelerin teknoloji ve iktisat merkezli olması, fikrin kıymetini ve imalini dikkatlerden uzaklaştırdı. Oysa bu gün dünya, tarihinde hiç olmadığı kadar fikir ihtiyacı içinde… Çünkü dünyanın fikir imal merkezi olan batı yaklaşık bir asırdır felsefi krize girdiği için fikirsizlik hali derinleşti. Hala tefekkürün kaynağının batı olduğunu düşünenler var ama bunlar hızla marjinalleşiyor. Marjinalleşme hızlarını artıracak olan ise batı dışında bir kültür havzasının fikir imaline başlaması ve dünyanın fikir ihtiyacını karşılayacak haline gelmesidir.
Türkiye’nin on yıldır cüssesi büyüyor, büyüme bu hızla devam ettiğinde yakın gelecekte dev bir cüsseye sahip olacak. Ne var ki fikir imalindeki gelişmeler, cüssedeki büyümeye paralel değil. Cüssenin büyüme hızı aynı şekilde devam eder de, fikir imali mevcut kısırlığında ısrar ederse, yakın gelecekte dev bir cüsse ama küçük bir kafa (beyin) komikliği ile karşılaşacak. Bu durum, müsaade ve tahammül edilebilecek bir ihtimal değil. Mevcut gelişme sahalarındaki hızı düşürmek ve durdurmaktan bahsetmiyoruz tabii ki, mümkünse hızlandırılmalıdır. Mesele, fikir ve ilim imalinde de aynı hıza ulaşmak hatta geçmek şart.
*
Problemin özü, Türkiye’deki hareket adamlarının fikir adamlarından önde olması… Ülkeyi idare eden siyasi kadronun ufku, fikir adamlarının ufkundan daha geniş… Böyle olmaz. Fikir adamları buna nasıl tahammül eder? Hareket adamlarının fikir adamlarından ileri olmasına tahammül etmek için fikir adamlarının, fikirle iştigal etmek yerine gevezelik yapıyor olması lazım.
Akparti’nin kurucu kadrosu, Türkiye’de mütedeyyin insan ve gurupları tek şemsiye altında toplama maharetini göstermiştir. Pratiğin bir takım menfaatlerle harmanlanmış yapısı, pratik birlikteliğin daha zor olduğunu gösterir. Buna rağmen Akparti kurucu kadrosunun bunu başarması, fikir adamları için emsal oluşturmalıdır. Esas olan ise fikir adamlarının bir çerçeve oluşturması ve fikir imalini o çerçeve içinde gerçekleştirmesidir. Tüm fikir adamlarını ihtiva etmesinin zorluğu malum ama büyük guruplar halinde birkaç tefekkür havzası oluşturmak imkansız mı?
Fikir adamları hükümetin kendilerini dinlemediğinden şikayet ederlerken, her nedense hükümete yönelik tekliflerinin bir işe yaramayacağını, bir kıymetleri olmadığını farketmiyor. Fikri yoğuracak bir tekne kuramayan, her biri bir tarafta kalan, fikir bedeviliği cinsinden tezahürlere sebep olan durumları, dışarıdan bakılınca çok komik görünüyor. Herkesin aynada gördüğü yüzüne aşina olmasından kaynaklanan sevgisi misali, kendi fikirlerini(!) orijinal bulan, o fikir kırıntılarına itibar edildiğinde kurtuluşun gerçekleşeceğini zanneden fikir adamları, dışarıdan nasıl göründüklerini merak bile etmiyorlar. Herhangi bir konuda derli toplu bir fikriyat imal edememiş adamlar, üç beş kırıntı fikirle ülkenin ve milletin (hatta ümmetin) kurtulacağını zannediyorlar ve itibar edilmemesine de fena halde içerliyorlar.
*
Fikir ve ilim adamlarının tüm dünyanın fikir ihtiyacını karşılayacak havzalar, çerçeveler, platformlar oluşturma zamanı geldi. Gerçekten fikri olanların bir araya gelmesi, eserlerini aynı havzada vermesi, fikirler arasında tezatları giderici teatilerde bulunması, mümkünse müşterek fikir imalinin şartları ve usulünün oluşturulması gerekiyor. Çok mu zor bir şey istiyoruz?
Fikir adamlarının bir araya gelememesi gibi bir şahsiyet ve ahlak zafiyeti düşünülebilir mi? İslam, kendisini derinliğine anladığı iddiasındaki fikir adamlarını bile bir araya getirmekten (haşa) aciz mi? Fikir adamları birkaç havzada buluşamıyor, müşterek fikir imaline katkıda bulunamıyorsa, insanlara birleşme çağrısı yapması komik değil mi? Gerçi komikliğin farkına varmış olmalılar ki son dönemlerde birleşme çağrısı yapan da kalmadı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir