Yeni Parti mi Yeni Devlet Anlayışı mı?

Siyasi parti, hükümet etmek yani devlet yönetmek için kurulur ve seçime girer. Maksadı budur. Siyasi partinin maksadı, “nasıl bir parti?” sorusu için elimizdeki en önemli ölçüdür.
Devleti idare etmeye talip olmak, “devletin ne olduğu” sorusunu doğru cevaplamayı gerektirir. Fakat garip bir şekilde ülkemizde “devlet nedir?” sorusu sorulmamıştır. Devlet bahsi, doksan yıldır tartışmaya hiç açılmamış bu sebeple, Türkiye’deki devlet tarifi, ne yazık ki, Kemalist jargon tarafından yapılmıştır. Üzerinde tartışılmayan tek devlet tarifi olması, maalesef ülkedeki herkesi etkilemiştir.
“Devlet nedir?” sorusunun cevabı, en kestirme ifade ile halkın tamamının içinde yaşayabileceği coğrafya parçası genişliğinde bir “çatı örgütüdür”. Devlet, kurulduğu coğrafya parçasında (klasik adı vatandır) yaşayan insanların tamamını içine alacak hacimde bir örgütlenmedir. Halkın bir kısmını içine alan ve diğerlerine (en hafif tabirle) misafir gözüyle bakan siyasi kavrayıştan devlet çıkmaz, çıksa çıksa “çete” çıkar. Kemalist siyasi rejimin devlet kavrayışı da tam olarak budur. Halkın bir kısmını içine alıp, diğer kısmını dışarıda tutan Kemalist siyasi kavrayış, çeteden başka bir şey üretmemiştir.
Halkın tamamını içine almak, her kesimin inancını, kültürünü, hayat tarzını ihtiva etmektir. Her ülkede birbiriyle çelişen dünya görüşleri veya hayat tarzları vardır. Buna rağmen halkın tamamını içine alacak hacimde bir örgütlenme gerekir. Çelişkilerden çatışma çıkarmak, en seviyesiz aklın fevri savruluşudur. Marifet, çelişkileri de içine alabilecek bir çatı örgüt kurmaktır. Bu noktada karşımıza çıkan problem, devletin bir dünya görüşüne sahip olup olmamasıdır.
Devlet bir dünya görüşüne dayanmazsa, tanzim faaliyetini hangi fikri kaynağa göre yapacaktır? Devlet bir dünya görüşüne (veya ideolojiye veya dine) dayalı olarak inşa edildiğinde diğer dünya görüşlerine ve hayat tarzlarına nasıl yaklaşacaktır? İki ihtimal (ve bu ihtimallerden neşet eden iki soru), çetin bir mesele ile karşı karşıya olduğumuzu gösterir.
*
Türkiye’deki mevcut rejim için bu ihtimallerden birinin tercih edildiği ve adına “Atatürk Cumhuriyeti” denmekle devletin bir ideolojiye (aslında ise ideoloji müsveddesine) dayandığı ilan edilmiştir. Doksan yıllık Kemalist rejim, ülkedeki siyasi kültürü etkilemiş ve devleti, “ideolojik cihaz” olarak tarif etmiştir. Kemalist rejim, sadece Kemalistlere temel hak ve hürriyetleri tanımış diğer halk kesimlerini işçi ve hizmetçi sınıfı (aslında ise bir tür köle) olarak görmüştür. Bu topraklarda devlet, doksan yıldır, “ideolojik devlet” olarak anlaşılmış ve bu devletin ürettiği tecrübe de zulüm olmuştur. Kemalist rejime karşı son yıllarda iyice güçlenen muhalefet, aynı zamanda “ideolojik devlete” karşı geliştirilen bir “sistem muhalefetidir”. Hem Kemalist rejimi hem de ideolojik devleti hedef alan muhalefet, mecburen “demokratik muhalefet” olarak kendini ifade etmiştir. “Demokratik devlet” talebi, devletin ideolojilerden arındırılmış olmasını esas almıştır. Zira ideolojik devletin bu topraklardaki tecrübesi, Kemalist devlettir. Kemalist devlet ise doksan yıldır zulüm üretmiştir. Doksan yıllık tecrübe birikimine bakıldığında, Kemalist rejime karşı gelişen ve “demokratik devlet” talebinde merkezleşen muhalefete karşı söylenecek bir söz kalmamış gibi görünüyor.
Tam bu noktada ciddi bir problem var. Bu ülkenin gördüğü tek ideolojik devlet misali, Kemalist devlettir. Kemalist devlet ise, ideolojik devlet çeşitleri içinde en kötü olanıdır. Bu misal üzerinden “ideolojik devlet” meselesini tamamen gündemden kaldırmak, fevkalade üzücüdür.
Fakat demokratik devlet talebinin dayandığı tecrübe birikimi, sadece ülkemizdeki tecrübeden ibaret değil. Dünyadaki ideolojik devlet misallerinin tecrübelerinden de beslendiği doğrudur. İdeolojik devlet tecrübeleri dünyada da feci neticeler vermiştir. Bu cihetten bakıldığında demokratik devlet talebi, çok güçlü görünüyor. Hakikaten “sosyalist devlet”, “faşist devlet” ve “nasyonal sosyalist devlet” misalleri hatırlandığında, “ideolojik devlete” muhalefet etmek, “insani görev” haline geliyor. Dünyadaki ve ülkemizdeki tatbikatlarına bakıldığında, ideolojik devletin herhangi bir türünün (görülen türlerinin dışında bir türünün) tecrübe edilmesine cesaret etmek nasıl mümkün olabilir? Kim böyle bir teklifte bulunabilir?
İşte bu nokta, Müslümanların boy göstermesi gereken yerdir. İslam’ın ürettiği dünya görüşlerinin tatbik edildiği devlet, “ideolojik devlet” olarak gösterilmektedir. Ne var ki bu tasnifi yapanlar, Müslümanlar değil, İslam düşmanlarıdır (naif ifadeyle, karşıtları). Dünyadaki ve ülkemizdeki mevcut siyasi kültür, (Müslümanlar tarafından üretilmediği için) İslam devletini, “ideolojik devlet” olarak tasnif ve tarif ediyor. Bazı Müslümanların, bu tür yaklaşımlardan etkilendikleri veya mevcut kültürü bir şekilde benimsedikleri görülmektedir. Bu etkilenme neticesinde, İslam devletinin olmayacağını söylediklerine şahit oluyoruz. Oysa İslam devleti, “ideolojik devlet” değildir.
“İdeolojik devlet”, kendi ideolojisini tüm halka dayatan, başka dünya görüşlerinin varlığına tahammül etmeyen, “farklı hayat gerçekliklerinin” olabileceğine inanamayan devlet çeşididir. Herhangi bir devlet örgütlenmesi, ülkede birden çok dünya görüşünün yaşamasına imkan ve fırsat tanıyorsa, o devlet, ideolojik devlet değildir. İdeolojik devlet çeşitlerinin tamamı, (sosyalist, komünist, faşist, kemalist ve nasyonal sosyalist) kendi ideolojisinden başka hiçbir dünya görüşünün kendi siyasi hakimiyeti altında varlığına tahammül etmemiştir. İdeolojik devletin ana karakteristiği budur. Bu özellik yoksa ideolojik devletten bahsetmiyoruz demektir.
İslam Devleti, bir dünya görüşüne dayanır. Dünya siyaset tarihinde, başka misali olmaksızın İslam, kurduğu devlette tüm dünya görüşlerinin yaşamasına imkan vermiştir. En yakın tatbikat misali olan Osmanlıda, Müslüman unsurların dışındaki tüm unsurlar, kendi hayat tarzlarını, kendi ahlak anlayışlarını, kendi kültürlerini yaşama ve en önemlisi hukuk sistemlerini tatbik etme imkanına sahip olmuştur. Bu sonuncusu (çok hukukluluk), hala hiçbir siyasi sistemin gerçekleştiremediği bir hürriyet alanıdır.
Dünyadaki demokratik sistemler hala, ülkede yaşayan farklı dünya görüşlerine mensup insanların hukuk nizamlarını tatbik imkanı tanımamıştır. Demokratik siyasi rejimlerden çok daha ileride bir hürriyet ve hayat hakkı tanıyan İslam’ın siyasi sistemi, Müslümanların konu üzerinde çalışmamasından ve anlatamamasından dolayı, baskıcı, otoriter veya totaliter siyasi rejim muamelesi görmektedir. Bu durum hem ülkemizde böyledir hem de dünyada…
Aynı siyasi şemsiye altında birden çok dünya görüşünü, en geniş hayat alanlarıyla yaşatabilen İslam, bu günkü dünyada, tam aksine bir intiba ile yaşamak zorunda bırakıldı. İdeolojik devlet tarifine asla girmeyen İslam Devleti, insanlığın içinde en rahat yaşayabileceği tek devlet çeşidi olmasına mukabil aksine bir intibaa itilmiştir.
*
Yeni bir parti kurma aşamasında olan Numan KURTULMUŞ, böyle bir tarihi mesuliyet ile muhatap… İslam’a ve İslam devletine, siyasi alanda giydirilmiş olan “deli gömleği”ni yırtıp atmak ve yerine şanına layık bir libas giydirmek mesuliyeti… Bu mesuliyetin altına girer mi, girmez mi bilmem… Fakat bu mesuliyetin altına girer ve hakkıyla yerine getirirse, tarihi bir iş yapmış olacağı açık…
Ülkedeki mevzuatın “İslamcı Partiye” müsaade etmediğini biliyoruz. Konuya kör bir gözle bakmıyor, küt bir akılla anlamaya çalışmıyoruz. Öyleyse ne yapmaya çalışıyoruz? Anlatalım…
Ülkede “ideolojik devlete” karşı güçlenen bir demokratik muhalefet var. Bu muhalefetin önünde durmak fevkalade zordur zira sağlam bir tecrübe birikimine ve “sağlam bir mantığa” dayanıyor. Dolayısıyla herhangi bir partinin bu muhalefeti arkasına alması kadar pratik faydası olan başka bir siyaset stratejisi olamaz. Fakat bu durum aynı zamanda pragmatist bir yaklaşımı ifade eder. Dünya görüşü olan insanların “ideal olan” ile bağını koparması, ahlaksızlaşmanın yolunu açar. Bu zaviyeden bakıldığında, Numan KURTULMUŞ ve kuracağı parti, “Kemalist devlete” karşı bir siyasi beyanname geliştirmelidir. Bu beyannamenin kaynaklarını, demokratik rejimden devşirmek, pratik faydası da olan kolay yoldur. Beyannamenin kaynaklarını İslam’dan alması ise kısa vadede siyasi faydaları olmayabilecek bir yaklaşım gibi görünebilir. Buna rağmen siyasi tezlerinin kaynaklarını İslam’dan alması halinde “ideal olan” ile bağlarını koparmamış ve orta ve uzun vadede fevkalade fayda devşirmiş olacaktır.
Kemalist devlet misali üzerinden “ideolojik devlete” karşı gelişen ve demokratik rejim talebinde bulunan muhalefet, Müslümanlar için kaynağı aynı, görüntüsü farklı olan iki ihtimalin birinden diğerine savrulmaktır. Kemalist rejim ile demokratik rejimin her ikisi de kaynaklarını batı kültür, düşünce ve hayat anlayışında görür. Müslümanlar temelde batılı düşünce ve ahlak anlayışına muhaliftir. Bu muhalefet, çok daha derin ve çok daha köklüdür. Zira bu muhalefet, medeniyet merkezli ve medeniyet çapında bir muhalefettir.
Numan KURTULMUŞ ve kuracağı parti, mevzuat gereği “İslamcı parti” tarifine girmeyecektir. Fakat siyasi tezlerinin kaynağını İslam’dan alabilir. Veya siyasi tezlerini ifade ederken, İslam’ın siyasi alanda neler sunduğunu söyleyebilir. Böylece İslam’ın, siyaset ve devlet alanında neler teklif ettiği gündeme getirilmiş olur. Demokratik muhalefete yaslanma çabası, Müslümanları, bir musibetten korumaya çalışırken diğerine savurmaktadır. Böyle bir işin manivelası olmaktansa, musibetin birinden kurtulma aşamasına gelinen bu gün, aslına dönmenin kanallarını açmaya çalışmak, tarihi bir iş yapmak demektir.
Demokratik muhalefete yaslanma düşüncesi her ne kadar kolay ve faydalı gibi görünse de, bu alan AKPARTİ tarafından işgal edilmiş durumdadır. Bu alanı AKPARTİ’nin elinden almak, pratikte fevkalade zor görünüyor. Bunu yapmaktansa doğrudan doğruya kaynaklarını İslam’dan temin etmek, hem nazari lüzum açısından hem de orta ve uzun vadeli tatbiki fayda zaviyesinden tercih edilmelidir.
Numan KURTULMUŞ’un bunu yapması bazı tehlikeleri göze almasını gerektirir. Mesela partisinin kapatılması ihtimali mütemadiyen gündemde kalır. Fakat partinin kapatılmasını dert edinmemelidir. Bu ülkede kapatılan partilerin halkta bir karşılığı varsa daha da güçlenerek geldiği malumdur. Bu çerçevede partinin kapatılması en iyi propaganda yoludur.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir