YENİ ÜSTADLAR(!) VE ÜSLUP MESELESİ

YENİ ÜSTADLAR(!) VE ÜSLUP MESELESİ
Yusuf Kaplan’ın Yeni Şafak’taki son birkaç yazısı ve Haki Demir’in sitedeki (fikirteknesi) “İslam Medeniyet Tasavvuru” başlıklı seri yazısı… Konumuz bu yazıların üslubu ve bu iki yazar. Bu yazıyı yazmak benim için zor çünkü her iki yazar da sevdiğim, takip ettiğim ve etkilendiğim fikir adamları. Bu sebeple yazıda “ayar” oluşturmak zor.
Her iki yazarın da medeniyet meselesi ile ilgili yazılarında dikkatimi çeken bir üslup hususiyeti var. Hakim bir dil, vaziyet eden bir tavır… Tam bir muallim (öğretici) edası… Yani satır aralarında (hatta satırlarda, açıkça) şöyle sesleniyorlar gibi hissediyorum, “bu böyledir, böyle biline…”. Sanki her manaya vakıf olmuş, her problemi çözmüş, her meseleyi halletmiş, her mevzuu yerli yerine oturtmuşlar gibi… Konunun nihayetine varmışlar, hacmi ölçülemeyecek kadar büyük olan medeniyetin tüm teorik izahlarını yapmışlar, inşa faaliyeti için insanların önlerinde sıraya girmesini talep etmişler gibi bir duruş… Bana mı böyle geliyor yoksa hakikaten böyle mi? Özellikle Haki beyin “idrak” ile ilgili yazılarına bakıldığında görülecektir ki, “anlamak”, uçsuz bucaksız bir faaliyettir ve insan ömrü anlama faaliyetini sonuna kadar götürmeye kafi değildir. Bu tür fikirler kaleme alan bir fikir adamının üslubunu bu şekilde tespit etmek yanlış olmalıdır diyorum içimden ama medeniyet tasavvuru ile ilgili makalelere bakınca her nedense “hakim tavrını”, “muallim edasını” hissediyorum. Eğer gerçekten yanlış anlıyorsam bu yazarlardan çok çekeceğim olduğunu biliyorum çünkü kalemlerinin ne kadar güçlü olduğu açık… Yusuf bey beni tanımaz ama Haki bey samimiyeti mi bildiği için sanırım o cepheden göreceğim hasar hafif olacaktır. (İşi biraz espriye alıyorum ki hasarı hafif atlatayım).
“Hakim tavır” konusunda hangisinin daha ileri gittiğini anlama çabam netice vermedi. Sanki ikisi de aynı seviyede hakim tavır sergiliyorlar fakat üslupları farklı olduğu için aynı ağırlıkta olduğu gözden kaçıyor. Yusuf Kaplan’ın üslubu daha keskin ve daha sert… Bu sebeple Yusuf beyin yazılarındaki “hakim tavır” açıkça görülüyor. Haki beyin üslubu ise mukayeseli olarak daha munis… Bu sebeple “hakim tavır” bağırarak kendini izhar etmiyor. Fakat Haki beydeki “konuyu çerçeveleme cehdi” o kadar ileri ki, yazıyı okuduğunuzda başka bir ihtimal bırakmak istemediğini görüyorsunuz. Oysa her zaman başka bir ihtimal var. Dolayısıyla her ikisindeki hakim tavır da, sanki aynı seviyede.
Üslupta hakim tavır, etkileyicidir. Gerçekten içini dolduran insanlardaki hakim tavır “ham” kaçmıyor ve tesirli de oluyor. Bu sebeple “hakim tavır”, kolay vazgeçilecek bir üslup özelliği değil. Ne var ki İslam İrfanı “hakim tavrı” hoş görmez. Daha doğrusu İslam İrfanı, kat’i olan hususlarda “hakim tavrı” tavsiye eder, Şeriat’ın izhar ve ifadesinde olduğu gibi… Mesela farzların ve haramların beyanında tavsiye ettiği üslup, hakim tavırdır çünkü mesele kesin ve mühimdir. Şeriat’ın temeli olan farz ve haramlar, fikirde lazım olan müphemliğe kurban edilemez. Diğer taraftan hikmet ve tefekkürle meşgul olanların “hakim tavrını” reddeder.
Gerçekten derin idrak sahibi insanların az olduğu fikir piyasasında, bunlar gibi adamlara tahammül etmemiz gerekmez mi? Tabii ki nazlarını çekeriz ama birilerinin de bunlara “ayna tutması” ihtiyaç değil mi? Demem o ki, bazı konuları derinliğine idrak etmek, aklı azmanlaştırmıyor mu? Hala dengelerini koruduklarını görmek sevindirici fakat denge dediğin bir gramlık fazlalık veya eksiklikle bozulmuyor mu? Sanırım herkese bir Molla Kasım gerek.
Yahu beyler, üç-beş tane matematik denklemi mi çözüyorsunuz ki, bu kadar hakim bir tavır, bu kadar kesin ifadeler kullanıyorsunuz. Kızmayın, bu yazıyı, kavgayı göze alarak yazıyorum, samimiyeti mi buradan anlayın. Hakikaten yazılarınıza attığınız her başlık, yüzlerce ciltlik eserle telif edilmesi gereken konular ama bir makalede halletmiş edalarla çevrenize tavsiyeler (yoksa emir mi demeliydim) saçıyorsunuz.
Tamam, hakkınızı yemek haddim değil. Yazılarınızı dikkatle takip ediyorum ve fevkalade faydalanıyorum. Zaten derdim (doğru anlatabildiysem eğer) muhteva ile ilgili değil. Şurası yanlış diyeceğim bir husus yok. Fakat üslubunuz biraz daha “hikmetli” olsa ya… Hikmet dediğiniz kıymetin bir tarafı “müphem” alanda değil mi? Öyleyse bu “kesinlik” ve “keskinlik” niye? Şu piyasada hepi topu beş-on adam var, onların da her biri Üstad kesildi başımıza. Yahu tamam, serkeşlik yapmayalım ama siz de demoklesin kılıcı gibi tepemizde sallanmayın. Hayır, dert etmeyeceğim, zaten uğraştığımız bir sürü adam var da, hassasiyetime çarpıyor.
“Medeniyet çapında düşünen kaç tane adam var memlekette, sende herkesi eleştirmek zorunda mısın?” diyenler çıkabilir. Evet, benim işim eleştirmek… Sitede yazmamın sebebi, eleştiridir, özellikle de kitap eleştirileri. “Eleştiri kapsamına kendi sitemiz ve yazarları da giriyor muydu?” derseniz, insan bir defa eleştirinin iştihasına kapılmaya görsün, hızını alamayıp kendi kendini bile eleştiriyor.
Ben bir yazının (veya kitabın) “doğru” olmasından korkarım. Doğrudan korkulur mu be adam demeyin, sebebi şu; insan zihni “doğruyu” bulduğunda “arayışını” durduruyor. Yanlışta donma olmaz çünkü yanlış sürekli saldırıya uğrar. Donma ve tortulaşma umumiyetle doğru fikir ve tatbikatların başına geliyor. Fikir ve tatbikat doğru olduğunda arayış duruyor, arayış durduğunda ise ilerleme ve gelişme tıkanıyor. Bu iki yazarın medeniyet konusundaki tespitleri doğru fakat bu tespitleri öyle bir tavırla ortaya koyuyorlar ki, sanki arayış ve gelişme orada duracak, donacak, tıkanacak zehabına kapılıyorum. Be vicdansızlar bari üslubunuzu biraz müphemleştirin de, tefekkür ve arayış devam etsin.
Aslında daha uzun yazmayı düşünüyordum ama bu kadarı kavga için kafi. Bu aralar ağır hasar almaya niyetim yok. Daha zinde olduğum bir zamanda, daha uzun bir yazı yazmaya niyetliyim. Zaten esas kavga kitapları basıldıktan sonra…
NURETTİN SARAYLI
nurettinsarayli@gmail.com

“YENİ ÜSTADLAR(!) VE ÜSLUP MESELESİ” için bir yanıt

  1. s.a

    sayın saraylı; herhalde bu sefer baltayı sert iki taşa vurdun. bu iki taştan kopacak değil, çıkacak küçük çınkı lar bile seni yakmaya yeter de artar da. yusuf beyin uslupta hakim tavır takınmasının zamanı gelmemiş miydi daha acaba? yer yer kasımpaşalı olmak ta gerekiyor anasını sattığım şu dünyada. adamlar bizim geçmişimizden medeniyetimizde aldıkları her şeyi bizlere yeni bir dünya inşa ettiklerini bağırarak satarlarken hem de büyük pahalara. üslup biraz sert olmuş, hakim olmuş bunun hesabı mı yapılır. yusuf kaplan’ nın medeniyet inşaası yazılarında bahsettiği said nursi :’benim evim yanıyor içinde çocuğum var’ feryadının günümüzde yaşandığı demdir bu dem. yusuf beyin üslubu az bile desek ne dersin? koşan atın başına vurulmazmış. zaten dediğiniz gibi; topu topu üç beş kişinin var olduğu bir alan. haki bey de zaten, yaptığı çalışmalarını zevkle takip ettiğimiz bir değer. allah ikisinin de yolunu açık etsin…..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir