YUNANİSTAN, BATININ ÇÖKÜŞÜNÜN PİLOT UYGULAMASI

YUNANİSTAN, BATININ ÇÖKÜŞÜNÜN PİLOT UYGULAMASI
Yunanistan başbakan yardımcısı ve maliyet bakanı, “Yunan halkının ekonomik krizle mücadelede büyük fedakarlıklar yaptığını, buna karşın Avrupa’nın halen kararsız bir şekilde bocaladığını” söylemiş. İsrafa eden, har vurup harman savuran, geliri ile giderini dengeleyemeyen, günde dört beş saatten fazla çalışmayan Yunanistan, içinde bulunduğu krizi AB’ye havale etmek niyetinde. İlginç… Krizden çıkabilmek için gerekli işlerin AB tarafından yapılmadığını oysa Yunan halkı tarafından gerektiği kadar fedakarlık yapıldığını söylemiş. Çok komik.
Ne oluyor? Halkın isyanından korkuyor Yunan yetkililer ve halkın duygularına tercüman olmak için saçmalıyorlar. Halk da bu işin içinde Yunan devleti de. Birinin sorumluluğu diğerinden daha az değil ki. Yunan yetkililer, AB ile ilişkilerinden daha fazla Yunan halkı ile ilişkilerini umursuyorlar. Bu doğru bir yaklaşım fakat Yunan halkı da ahlaksızlık ve israf konusunda olağanüstü maharet sahibi… Dolayısıyla halk doğru bir noktada değil ki onun yanında yer alacaksınız. Halkı AB’den daha fazla umursamaları değil yanlış olan, yanlış olan halkın durduğu yerin yanlış olması.
Yunanistan konusunda AB’nin de yanlış noktada duruyor olması mümkün, bu tartışılır. Fakat halkın hayata bakışının ve çalışma alışkanlıklarının doğru olmadığı açık. Bu büyük bir paradoks… Yunan hükümetlerinin önlerinde bulduğu (aslında uzun bir zaman diliminde kendilerinin ürettiği) bu paradoks, içinden çıkılır gibi değil. Şimdi iktidarlarını muhafaza edebilmek veya iktidara gelebilmek için halkın duygularına tercüman olmaya çalışıyorlar. Fakat bu yaklaşım, daha derinlerde meydana gelen paradoksu ortadan kaldırmıyor aksine derinleştirmeye devam ediyor.
Ne olacak şimdi? Yunan hükümeti ne yapacak? AB ne yapacak? Yunan halkı ne yapacak? Dikkat ederseniz hiçbiri ne yapacağını bilmiyor. Sürekli birbirini suçlayıp duruyorlar. Yunan halkı, hem hükümetini hem de AB’yi suçluyor, Yunan hükümeti halka yeni tedbirleri anlatamadığı (isyandan korktuğu için) AB’ye isyan ediyor, AB ise hem Yunan halkına hem de hükümetine ateş püskürüyor. Bu problemli sacayağı sadece çırpınıyor ve çırpındıkça batıyor.
Çeşitli yazılarımızda ısrarla, problemin çok derin olduğunu ve çözülmesinin mümkün olmadığını söylüyoruz. Çöküşün alternatifsiz sonuç olacağını iddia ediyoruz. Ancak çöküşten sonra yeni bir çözüm düşünülmeye başlanabilir.
Neden?
Çünkü mevcut siyasi, içtimai, iktisadi ve idari sistemler bu krizi üretti, onların içinde kalarak çözüm üretmek imkansızdır. Sistemin değiştirilmesi şarttır. Sistem ise ahlak (hayat anlayışı) ile birlikte değişir. Öyleyse bunu yaparak krizden çıkabilirse diyenler için yazıyorum, çöküş zaten odur. Batı sistem değişikliğine gitmekten sürekli imtina edecek, bu da çöküşü derinleştirecektir.
Sistem değiştirmenin en son (ve en yakın) örneği, Sovyetlerin dağılmasıdır. Sovyetler Birliğinin merkezi olan Rusya, mevcut sistem ile gidemeyeceğini anladığında onu değiştirmeye çalıştı. Ortaya çıkan netice nedir, çöküş. Dünyada işgal ettiği coğrafyayı hatırlayın, şimdiki durumuna bakın. Ne kadar geri çekildiğini görürsünüz. Sovyetlerin çöküşü ile batının çöküşünü birbirine karıştırmamak lazım. Çünkü Sovyetler çökerken, yeni sistem olarak liberal-kapitalist sistem hazır halde dünyada vardı ve doğrudan o sisteme geçtiler. Çok pahalıya maloldu ama hazır bir sistem olmasından dolayı yine de kolay oldu.
Batının çöküşü, tüm batı kültürünün ve sistemlerinin çöküşüdür. Sovyetlerin çöküşünde olduğu gibi hazır bir yeni sistem de yok. İşin sırrı burada… Batının çöküşü, Sovyetlerin çöküşünden misilsiz daha büyük olacaktır. Mevcut sistemden vazgeçeceklerini kabul etsek bile yerine ne koyacaklarını bilmiyorlar. Tarihteki en büyük çöküş olacak, batının çöküşü. Yunanistan misali üzerinde bu çöküşün dinamiklerini anlamak mümkün.
FARUK ADİL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir