YUSUF KAPLAN-2-GERÇEK FİKİR ADAMI

YUSUF KAPLAN-2-GERÇEK FİKİR ADAMI
Yeni Şafak gazetesi yazarı Yusuf Kaplan’ın, 23.12.2012 tarihli, “Alim, Arif, Hakim:Seyyaliyet, sey/ya/riyet, devamiyet başlıklı yazısı harikulade. Yazarın toparlayıcı, bir mihenge bağlayıcı ve çerçeveleyici anlayış ve anlatışı çok güzel… Fikir piyasasının, Haki Demir’in ifadesiyle, “parça fikir” ile iştigal eden insanlarla kaynaştığı bir vasatta Yusuf Kaplan’ın bu yazısı, hakikatin övgüye değer. İslam irfan ve medeniyetini ifade edişteki mahareti, derin idrak sahibi olduğunu açıkça gösteriyor. Ki derin idrak sahibi olduğu, başka yazılarından da malumumuz.
Yusuf Kaplan ile ilgili ikinci yazımız bu. Daha önce “Yusuf Kaplan, bari sen yapma” başlıklı yazımızı okurlar hatırlayacaktır. O yazımızda da Yusuf Kaplan ile ilgili müspet şeyler söylemiştik. Fakat o yazımıza konu edindiğimiz makalesi, “dil” bakımından problem ihtiva ediyordu ve biz de onu tenkit etmiştik. Yanlış yanlıştır. Sahibi kim olursa olsun. Fakat Yusuf Kaplan, bir yanlış yapmakla gözden düşecek biri değil. O kadar kıymetsiz değil. Biz insanların yaptıkları bir hatayı sürekli gündemde tutacak ve o hata üzerinden sürekli tenkit geliştirecek bir hafifmeşreplikten Allah’a iltica ederiz. Tenkit etmenin nasıl bir iştihayı harekete geçirdiğini de biliriz. Yaptığımız işin salt tenkit olmadığını veya menfi tenkit olmadığını, bu iştihaya kapılıp gitmediğimizi göstermek bakımından, Yusuf Kaplan’ın 23.12.2012 tarihli yazısını görmezden gelmemiz mümkün değil.
*
Yazı, İslam İrfanının tarihi seyrini, ana mecraları işaretlemek bakımından mahirane bir şekilde ve kısa bir makalede ifade etmiş ki, bu maharet arayıp da nadir bulabildiğimiz bir kıymettir. Alim, Arif ve Hakim’in şahsında izah etmeye çalıştığı ilim, irfan ve hikmet mecraları, İslam medeniyet ve tarihinin özetidir. Bunlar arasındaki münasebetin, tartışma ve çatışma değil, birbirine paralel seyreden mecralar olduğu, yer yer birbiriyle birleştiği, yer yer ayrıldığı, her ayrılmada kendi mecralarının verimlerini topladıkları, her birleşmede ise kendi mecralarında topladıkları verimleri irfan sofrasında birleştirdikleri ve birbirini besledikleri mealindeki ifadeleri, hakikaten bir tarih tezi çapındadır. Yusuf Kaplan tam olarak böyle söylemese de biz böyle anladık. Zaten yazı, yazarı ile okuyucunun maksadının toplamından meydana gelmez mi? Eğer o güzelim yazıda bunları kastetmediğini düşünenler varsa, yazdıklarımızı müspet tenkit (katkıcı tenkit) olarak anlasın. Böylece bir makaleye sığmayacağı açık olan o mevzuu tamamlamış olalım.
Şu ifadenin önünde tazimle eğilmek, fikir namusu gereğidir.
“Alimin yaptığı iş, esas itibariyle bir tafsil işiydi: Eşyanın, alem’in ve insanın oluşturucu zahiri ve batini unsurlarını ayrıştırıyor, belirliyordu. Arif, bu unsurları terkip ediyor; Hakim ise, tevhid ediyordu”. İşte bu… Biri tahlil ediyor, biri terkip ediyor, diğeri ise tecrit ve tenzih ediyor. İslam da zaten bu… Sadece tahlil edersen, yıkarsın, dağıtırsın. Sadece terkip edersen, hayatı yaşayacak malzeme bulamaz, hayatı imha edersin. Sadece tecrit ve tenzih edersen, yerinden kımıldayamaz, nefes bile alamazsın, zikrini bile kalbinle yapmak zorunda kalırsın, zaten kalbinden başka bir uzvun çalışmaz hale gelir. Bu işleri ayrı şahsiyet çeşitlerinin üstlenmiş olması ile bir şahsiyetin üstlenmiş olması teferruattır. Mesele, medeniyet yatağınızda ve irfan bahçenizde bu üç nehrin de akıyor olmasıdır.
Yazı uzun… Mutlaka okunmasını tavsiye ederim. Ben, zevkle okudum. Yazarın kalemine sağlık… Fakat bu kadar övgü sanki ölçüyü aştı gibi… O zaman dengeyi kuralım. Bir tenkidim var bu yazıyla ilgili. Yine yazının diline dair. Gerçi yazının dili çok güzel, fakat bir ifade çok çiğ kalmış, tespit etmeden geçemedim.
Üçüncü paragrafın ilk cümlesinde, Alim, Arif ve Hakim’den bahsederken, bunlar için “kurucu figür” gibi bir tabir kullanmış. “Figür”… Bahsettiği şahsiyet çeşitlerinin yaptıklarını söylediği (üstlendiklerini söylediği) vazifelere bakınca, “figür” kelimesi çok abes kalmış. Derdim figür kelimesiyle ilgili değil, bu kelimeyle yaptığı terkip ve bu terkibe yüklediği mana… İfade tam olarak şöyle;
“Sonuçta bu üç “kurucu figür”, Yaratıcı’nın eşyada, alemde ve –küçük alem- insanda tezahür ve tecelli eden hakikatin izdüşümlerinin gizlerini araştırıyor, derinliklerinde hiç bitmeyen bir kendini keşif, eşyayı keşif, kainatı keşif ve nihayet Yaratıcı’yı keşif yolculuğu yapıyordu.”.
Alim, Arif ve Hakim isimleriyle ifade edilecek olan şahsiyet terkipleri için fazla hafif değil mi o kelime? Her neyse… İnsanın bir boşluğuna geliyor işte.
Tekrar tebrik ederim, Yusuf Kaplan’ı…
İBRAHİM SANCAK
İbrahimsancak2011@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir