YUSUF KAPLAN NE ZAMAN ERGENEKONCU OLDU Kİ SEVİNİYORSUNUZ
Vatan gazetesi, Yeni Şafak gazetesinin 18.02.2012 tarihli nüshasında yayınlanan Yusuf Kaplan’ın “Neyin kavgasını verdiğimizin farkında mıyız acaba?” başlıklı yazısını, “Yeni Şafak gazetesinde Ergenekon sanıklarını savunan isyan!” başlığı ile haber yaptı. Vatan gazetesi yöneticileri, bu faaliyete “gazetecilik” adını veriyor olmalılar.
Vatan gazetesinin haberinde, başlık ile ilgili hiçbir şey yok. Çünkü Yusuf Kaplan’ın yazısında, Vatan gazetesinin haber başlığı ile ilgili hiç bir ifade yok. Uzun yazıda kısa bir paragraf Ergenekon konusuna sadece “misal” olarak temas etmiş. Misali, merkezi konu haline getirmişler ve Müslümanlar arasına fitne sokmak için malzeme yapmışlar. Artık Müslümanlar arasında ihtilaf çıkmasını bekliyor, fitne çıkarmak için çalışıyorlar. Anlaşılan o ki, yeni bir sürece (devreye) girdiler.
Gerçekten yeni bir devreye girmiş olmalılar. Artık hiçbir kaygı taşımıyorlar, hiçbir inandırıcılık tasası çekmiyorlar. Gazetelerinin müsvedde kağıdı haline geldiğini anlamış ve kabullenmiş olmalılar ki, psikolojik tatminlerin peşindeler. Okuyanların üzerinde nasıl tesir icra edeceğini on saniye bile düşünmüyor olmalılar. Bu haberle elde etmek istedikleri faydanın meydana gelip gelmediğini merak bile etmiyorlar. Özet olarak, daha önceleri “kırıntı” miktarında bulunan akıllarını hepten imha etmiş olmalılar. Aklı kırıntı halinde taşımaktansa, tamamen atmak daha iyidir. Akıllı olmanın faydalarını elde edemeseler de, akıllı olmanın bazı külfetlerinden de kurtulmuş olurlar, mesela ceza ehliyeti gibi… Yusuf Kaplan, sanırım bu haber için Vatan gazetesine dava açmaz, çünkü artık onların ceza ehliyeti yok. Ceza ehliyeti olmayan birine açılacak davayı kazanma şansı yoktur.
Fakat bir problem var. Vatan gazetesinin okuyucuları arasında da “ceza ehliyetine” sahip olmayan bir kitle var. Ceza ehliyetine sahip olanların birçoğu gazeteyi bıraktı. Yüzbinlerin altına düştü bir müddettir. Ceza ehliyetine sahip olanlardan hala kalanlar varsa onlar da fazla sürmez, gazeteyi okumayı bırakırlar. Geriye ceza ehliyeti olmayan okuyucular kaldığında ortaya nasıl bir manzara çıkar? Gazetenin haber başlığına bakıp Yusuf Kaplan’ın Ergenekoncuları savunduğunu zannederler. Haber metnini bile okuma zahmetine katlanmaya ceza ehliyeti mahrumları, piyasayı “şayia” bombardımanına tutar. Haberin metnini okuyan ceza ehliyeti mahrumlarının başka şekilde anlayacağını da beklemeyiz. Bu durumda bir sürü insan Yusuf Kaplan’ın Ergenekoncuları savunduğuna inanmaya başlar. Şüyuu, vukuundan beter bir durum… İşte bu nokta insanı kara kara düşündürür. Yusuf Kaplan için çözümsüz bir problem… Ceza ehliyetinden mahrum olanlarla uğraşsa mı iyi, uğraşmasa mı?
*
Yusuf Kaplan’ın yazısında, Ergenekon ile ilgili sadece bir paragraf var. O da şu;
“Yine başta STV olmak üzere, iktidar yanlısı bütün televizyonların ve gazetelerin Ergenekon soruşturması dolayımında kurdukları dil, laikçi primitiflerin ürpertici, pravdavârî dilinden farksızdır. Suçu ispatlanmamış bir insan, suçu ispatlanana kadar (aslâ “canavar” olarak sunulamaz) masumdur ve haklarını sonuna kadar gözetmek boynumuzun borcudur. Oysa yapılan habercilik, İslâm’ın yüce adalet fikrine ve ahlâk anlayışına taban tabana terstir.”
Vatan gazetesi kendi yaptığı haberde de bu paragrafa yer vermemiş, anlaşılan o ki, Yusuf Kaplan’ın yazısını iktibas ederek, bizzat yazıdan okunmasını istemiştir. Pekala bu paragraf nasıl okunur?
Birincisi, İslam’ın adalet bahsindeki keskin tavrının Müslüman şahsiyetlerin akıl ve vicdanında meydana getirdiği anlayış ve hassasiyeti gösterir. Bu cihetle Yusuf Kaplan, Ergenekon davalarından bahsetmiyor, adaletin ne olduğunu gösteriyor, Ergenekon sadece bir misal. Fakat İslam’ın adalet anlayışı her insana (hatta varlığa, hayvana, bitkiye) şamil olduğu için Ergenekon da buna dahil. Paragraftaki mana (yani işin özü) İslam’ın adaleti ve Müslüman’ın hassasiyeti…
İkinci olarak, cumhuriyet tarihinin Kemalist siyasi rejimi, Müslümanlara o kadar ağır zulümler yaptı ki, Müslümanlar adalet duygusunu kaybetti. Başörtüsü için tıp fakültesinden atılan bir kız öğrencinin hangi duyguları taşıması beklenir? Şapka için onbinlerce insanı asan bu rejime karşı adil davranabilmek nasıl mümkün olabilir? Müslümanız dedik diye peygamberlik iddiasında mı bulunduğumuzu zannediyorsunuz? Biz insanız… Kolay mı bu kadar uzun dönem bu kadar ağır zulme dayanmayı… Kaybettik işte bazı hassasiyetlerimizi ve kıymetlerimizi. Seksen yıllık zulümden sonra, Türkiye’de yaşayan en akılsız ve ahmak Müslüman’ın bile hali, Kemalistlerden binlerce daha “insani” seviyededir. Zulme maruz kala kala, metodik olarak Kemalistleşti Müslümanlar. Yusuf Kaplan’ın tenkit ettiği hadiseler, Kemalist zulümlerin (uygulamaların) Müslümanların ruh dünyasındaki tahribatı gösteriyor.
Üçüncüsü, hukuk ve siyaset bahsi her ne kadar birbirine göbekten bağlı olsa da, farklı iki alan… Ergenekon terör örgütünün yargılanma süreçlerinde adalet ve hakkaniyet ölçülerine riayet edilmesi talebi, o örgüt ve siyasi cereyan ile siyasi alanda hesaplaşmaya mani değil. Cumhuriyetin resmi ideolojisi, onun kurucu örgütü olan CHP, bugünkü yer altı temsilcisi olan Ergenekon terör örgütü, Müslümanların bu ülkedeki siyasi hasımlarıdır. Siyasi alandaki hesaplaşma tüm dikkat ve hassasiyetle devam etmelidir. Siyasi hesaplaşmaların da adil olmasının gerektiğini söylemek, “yiğitlik” ve “civanmertlik”tir. Fakat buradan hareketle Yusuf Kaplan’ı Ergenekon dostu ilan edecek noktaya kadar çekiştirmek için hiçbir yazısını okumamış olmak hatta mezkur yazısını bile baştan sona okumamış olmak gerekir. Yusuf Kaplan’ın yazısı, Ergenekon ile ilgili müstakil bir yazı değil ki. Ergenekon ile ilgili müstakil bir yazı yazdığında, “Ergenekon isyanı mı” yoksa “Ergenekon’a isyan mı” görürsünüz.
*
Son zamanlarda bu güruh, kendi güçleri kalmadığı, hızla tasfiye edildiklerini anladıkları için, dört gözle, hasretle, iştiyakla Müslümanların birbiriyle hesaplaşmasını, birbirine düşmesini bekliyorlar. MİT hadisesi kamuoyunda bu güruhun hasret ve iştiyakını açığa çıkardı. Ordudan ve diğer güçlerden (eskiden zinde güçlerdi, artık zinde güç kalmadı) ümidi kestikleri için, Müslümanlar arasında çıkacak bir kıvılcımdan ülkeyi küle çevirecek çapta yangınlar çıkarma arzusundalar.
Müslümanların birbiriyle hesaplaşması olabilir mi? Nazari olarak hayır ama tarihte ve hayatta bir takım hesaplaşmalar yaşandığı vaki. Olmamasını arzularız ama günümüzde de tekrarlanabilir. Eğer Müslümanların birbiriyle görülecek bir hesabı varsa ve bu kaçınılmazsa, bazı şartları olduğu unutulmalıdır. Bu bahis, İslam hukuku, ahlakı, edebi gibi kaynaklara ve bu kaynaklardaki ölçülere tabidir ve uzundur. Burada, aktüel gerçeklikten kaynaklanan önemli bir noktaya temasla iktifa edelim.
Müslümanlar kendi aralarındaki hesaplaşmalarda “yabancı unsur”, “yabancı malzeme”, “yabancı vasıta” ve “yabancı güç” kullanamazlar. “Yabancılık” özelliği taşıyan hiçbir unsur, Müslümanlar arasındaki hesaplaşmaya dahil edilemez. Böyle bir durum, İslam’ın mahremiyetini ihlal etmektir.
Bu ölçüyü Müslümanlar bilir. Bilmeyen, yabancılardır. Müslüman ülkede yaşamasına rağmen, İslam’ı bir Avrupalı kadar bile bilmeyen ahmaklar, İslam’ın mahremiyetine, Müslümanların harimine giremezler. Vatan gazetesi, yaptığı haber doğru bile olsa, böyle bir hadisenin içine giremez, burnunu sokamaz, müdahale edemez, söz sahibi olamaz.
Vatan gazetesinin yöneticileri, yazarları, editörleri İslam’ı bilmemekten dolayı mazur sayılamaz. Müslüman olup olmadıkları kendilerini ilgilendirir fakat Müslüman memleketinde İslam’ı bilmemek mazeret değildir. İslam’a hakaret aynı zamanda Müslümanlara hakarettir, Müslümanlara hakaret aynı zamanda İslam’a hakarettir. Müslümanlar arasındaki ihtilaflara burnunu sokmak ise her ikisine birden aynı anda hakarettir. Böyle bir haddini bilmezlik, böyle bir ukalalık, böyle bir densizlik yapamazlar, yaptıkları takdirde hiçbir mazerete sığınamazlar, bir mazerete sığınmaya kalkıştıklarında masun sayılamazlar.
*
Bunların İslam’ı, Paris’teki herhangi bir moda akımı kadar bilmedikleri malumumuz. Bu yazının yazılma sebebi de zaten bunların İslam konusundaki dipsiz cahilliğidir. Bu cahillikleridir ki, ülkenin tüm güçleri, kaynakları, makamlarına sahip olmalarına rağmen mağlubiyetlerine sebep oldu. Bundan önce Müslümanların kendileriyle nasıl yaşamaları gerektiğini dikte eden bu güruh, bundan sonra Müslümanlarla beraber nasıl yaşanacağını hızlı şekilde öğrenmek zorundadır. Fakat bunlar güçlü olduğu dönemde bile ancak aklın kırıntısına sahipti, şimdi ise onun da kalmadığı anlaşılıyor. Yeni bir devrin başladığını da anlamazlar, hatırlatmak istedik.
Bundan sonra yapacağınız iş, ilmihal okuyacaksınız. İslam hukukunun ve ahlakının günlük hayat için ihtiyaç olan özetini öğreneceksiniz. Öğreneceksiniz ki, Müslümanlarla beraber yaşayabilmenin içtimai altyapısını öğrenesiniz. Asla haddinizi aşmayacaksınız… Asla Müslümanlar arasındaki hesaplaşmaya burnunuzu sokmayacaksınız. Asla Müslümanlar arasındaki hesaplaşmalarda taraf tutmayacaksınız. Eğer Müslümanlar kendi aralarında hesaplaşırlarsa, size bu hesaplaşmada “konu mankeni” olarak bile yer yok.
İBRAHİM SANCAK
ibrahimsancak2011@gmail.com

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir