ZAMAN MEKAN VAROLUŞ -E KİTAP-

Bu kitaptaki konular ile ilgili düşünceler asla “hükümler” ihtiva etmemektedir. Eğer üsluptan böyle neticeler çıkıyorsa yazarın ifade zafiyetinden kaynaklanmaktadır ve asla kastı o değildir.

Okuyucunun, kitapta beyan edilen fikirleri, kabul veya ret etmesinden ziyade, ilgili konulara dair tefekkür temrinleri olarak bakması daha doğru olur. Neticede bu konulara dair yazar, ulaştığı noktaları beyan ettiğini ve bir başkasının mesela “zaman” ile ilgili daha ileri noktalara ulaşabileceğini ve daha ileri noktalarda zamanın farklı anlaşılabileceğini biliyor ve kabul ediyor.

Konuların mücerret mahiyet taşıdıkları, mücerret konuların ise “hüküm” ihtiva eden bir üslupla ifade edilmesinin yanlışlığı hikmet ve ilim ehli tarafından bilinir. Muhatabın (okuyucunun) kitaptaki fikirleri, ilgili konularda fikrin nihai noktası olarak kabul etmemesi şarttır. Böyle bir temayül ve tavırdan dolayı yazar hiçbir şekilde manevi mesuliyet üstlenmediğini beyan etmek ihtiyacı duyar.

Bu ihtiyacın duyulması, kitabın ne kadar satacağı ile ilgili olmayıp, manevi mesuliyeti izhar babındadır. Kitabı bir kişinin okumuş olması ve bu bir kişinin kitaptaki bir cümleyi dahi “hüküm” vasfında zihnine yerleştirmesi ihtimali endişe vericidir. Yazar dahi bu kitaptaki fikirlerinin yanlış olması ihtimalinden Hz. Allah’a (CC) iltica ederken, kitabı tek bir okuyucunun dahi bu hassasiyet ile okumaması rahatsız edicidir.

Türkiye’deki yazar ve okuyucu profili ilginçtir. Her yazar “üstad”dır ve her okuyucu müriddir. Her yazar en azından üslubuyla inanç (din değil) üretir ve okuyucudan aynı iddialı tavrı muhatap pozisyonunda talep eder. Ciddi konularda kitap yazmayı zorlaştıran bir durumdur bu. Zira kitap, hacimli fikir beyanıdır ve muhatabında zihni değişimler gerçekleştirebilir. Zihni değişim ve oluşumlar insanın hayatını etkileyecek kadar önemli olduğunda mesuliyeti ağır olmalıdır. Yazarların böyle bir mesuliyet altına pervasızca girebilmesi “hikmet”ten azade bir tavırdır.

*

Bu eser netice itibariyle bir kâinat tasavvurudur. Bir ontoloji denemesi de denilebilir.

Özellikle pozitif bilimin bu gün ulaştığı noktalarda zafiyet geçirdiği ve patinaj yaptığı inkâr edilemez hala gelmiştir. Varlığın, derinliğine tahlili ve genişliğine kâinat tasavvuru noktalarında tıkandığı açıktır. Her iki istikametteki tıkanmanın aslında aynı konulara tekabül ettiği düşüncesi bilim dünyasının gündemine girmelidir. Parça parça varlıktan ve çeşit çeşit uzay tasavvurundan bahsedilirken, konunun en netice zaman, mekân ve varlık üçlemesi içinde cereyan ettiği fark ediliyor veya fark edilmiyor.

Varlığın zaman ve mekândan azade bir şekilde tetkik edilemeyeceğinin yanında, zaman ve mekânın da birbirinden bağımsız şekilde idrak edilmesinin imkânsızlığı açıktır. Kâinat denilen yekûn, zaman ve mekândan ibarettir ve bunların birbiriyle temas etmesinden varlık zuhur eder. Bu anlamda varlık arızidir ve aslolan zaman ve mekândır. Başka bir ifadeyle varlığın temel iki unsuru vardır ve bunlar zaman ile mekândır. Varlık sadece bu ikisinin temasında ortaya çıkan bir görüntüdür.

Varlık ile vakit kaybetmektense doğrudan zaman ve mekân ile ilgilenmek gerekir ama zaman ve mekân ile ilgili idrak faaliyeti maalesef varlık üzerinde kabildir. Bu sebeple varlığa yönelen idrak yanlış bir yaklaşım içinde değildir ama zaman ve mekânı gündemine almadığı için varlığı da anlamaktan aciz kalmaktadır.

Zaman ve mekana inememiş, bu iki bahiste ciddi bir fikir imaline teşebbüs edememiş bakış, görüş, kavrayış ve anlayışlar, kesrette boğulmakta, bilgiyi çoğaltmakta, terkibe ulaşamamaktadır. Vahdete, kainat denilen varlık yekununda ulaşabilmenin eşiği olan zaman ve mekan bahsi, diğer tüm mevzuların anahtarıdır. Zaman ve mekanı varlığın bir özelliği olarak görmek, pozitif bilim mecrasında (mesela fizikte) olduğu gibi zamanı maddenin bir boyutu olarak anlamak, meseleyi tamamen çıkmaza sokuyor. Zaman ve mekanın varlıkta (ve maddede) tezahür ediyor olması, bu ikisini varlığın (hele de maddenin) boyutu seviyesine indirmeyi gerektirmez. Ne var ki pozitif bilimin, madde dışına (maveraya) kör olması, her şeyi maddedeki tezahürlerinden anlama zaruretini doğuruyor. Bu sebepledir ki Müslümanlar, varlık telakkisini (ontolojiyi) pozitif bilimin inhisarından kurtarmalı, en azından kendi varlık telakkilerini pozitif bilimin cenderesini parçalayarak kurmalıdırlar.

Pozitif bilimin maveraya (metafiziğe) kör olması, zaman ve mekan bahislerini varlıktan müstakil olarak tetkik ve idrak etmesini engeller. Fizikteki gelişmeler, maddi (fizik) evrenin müntehasına yaklaştıkça patinaj yapma yoğunluğu artıyor. Fizik biliminin bu gün ulaştığı nokta, fizik evren ile metafizik evren arasındaki sınırın biraz berisidir. Artık fizik bilimi, ilerlemede değil patinaj yapmakta yoğunlaşmaktadır.

E-KİTABI İNDİR ZAMAN MEKAN VAROLUŞ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir