ZAMAN VE HAREKET-1-

ZAMAN VE HAREKET-1-
Hem zaman olmayan iki işin önceki bitmeden sonraki gerçekleşmiyor.
Önceki iş bitirilmeden beklendiği müddetçe sonraki işin gerçekleşmemesi, zamanın sabit akan bir muhteva olmadığını gösteriyor.
İnsanın zaman ile kurduğu ilişki münferittir. Objektif zamanın akmaya devam etmesi ayrıdır ve her insan kendi zamanına sahiptir.
Varoluşun sırrı zamanın muhtevasında mahfuzdur.
Mazi, zamanın muhtevasında mahfuz olan varoluş potansiyelinin gerçekleşmiş olan kısmıdır, ati ise zamanın muhtevasında mahfuz olarak gerçekleşme şartlarını beklemektedir.
Mazi, varoluş sürecinin gerçekleşmiş haliyle zamanın muhtevasında varlığını devam ettirmekte ve bu müktesebatın tamamını “an”a ve atiye doğru taşımaktadır.
Zaman bu anlamda en büyük hafızadır veya en büyük hafızayı kendinde barındırmaktadır.
Bir sonraki anda gerçekleşen varoluş çizgisinin ilgili noktası, muhtevasında varoluşun tümünü barındırıyor.
Zaman varoluş sürecinin gerçekleşen kısmını, gerçekleşmekte olan ana taşımasaydı, her insan tüm hayatı en başından anlamak ve öğrenmek zorunda kalırdı.
Bir asır önceye gittiğinizde bilim adamlarının dahi anlamadığı veya hayal dahi edemediği bir konuyu şimdiki zamanda ilköğretim öğrencilerinin anlıyor veya öğrenebiliyor olması, zamanın, varoluş sürecinin gerçekleşmiş kısmını bir sonraki “an”a tamamen taşımasıyla mümkündür.
*
Hareket durdurulduğunda zaman durmuş olmaz, sadece zamanın oluş amili vasfı tezahür etmez. Fakat hareket durdurulduğunda varlık yokolur. Eğer hareket durdurulduğunda varlık yok olmazsa zaman durdurulmuş olur. Ne var ki bu ihtimal muhaldir çünkü zaman hareketin bir neticesi değil, hareket zamanın neticelerinden biridir. Hareketin durdurulması halinde zaman varlığını devam ettireceği için ortaya çıkacak olan enerji, kâinattaki toplam enerjiden fazladır.
Hareket durduğunda zaman saf haliyle ortaya çıkar. Zamanın varlığa nüfuz etmiş haliyle tezahür etmesi, kullanılmış enerji gibidir. Saf haliyle zuhur ettiğinde ne büyük bir enerji ortaya çıkaracağı hesaplanamaz.
Nükleer fizikteki çalışmaların, atom altı parçacıkların hareketlerini yavaşlatmaya yoğunlaşması gerekiyor. Durdurmaya dönük çalışmaların meydana getirebileceği tehlike dikkate alınırsa durdurma çabası akıllıca değildir ama yavaşlatmaya çalışmakla elde edilecek varlık ve zaman ile ilgili bilgiler bilim için devasa bir adım olacaktır.
Tıpta uygulanan “insanı dondurarak” gelecek zamanda diriltme düşüncesi temelsizdir. Zira dondurulan insanda zaman işlemeye devam etmektedir. Dondurularak zamanın işleyişini yavaşlatmak düşüncesi yanlış değildir. Zira zaman katı halde daha yavaş sıvı ve gaz halde daha hızlı akar. Ancak dondurulan insanda zamanı durdurmak mümkün olmadığı için, zamanı bittiğinde yaşaması kabil değildir. Yaşamak varolabilmeye devam etmektir.
*
Varlığın hakikati ve gölgesi zamanlı değildir. Varlığın hakikati zamandan önce olduğu için zaman, onda cari değildir. Gölge ise vücut bulacak kadar varlık sahibi olmadığı için zamana bağlı değildir.
Varlığın hakikatine bilimle ulaşamadığımız için onun zaman ile ilgisini (yani ilgisizliğini) fark ve idrak etme imkânına sahip olamıyoruz. Gölge ise zamanlı bir uzayda göründüğü için zamandan bağımsız olduğunu idrak edemiyoruz.
İdrak sınırımız, zamandır. Zamanın içinde olanı idrak etme imkânına sahibiz ama dışında olanı idrak etme imkânına sahip değiliz. Zaman hem insanın hem de insan idrakinin en önemli sınırı ve perdesidir. İnsan zamanın dışına çıkabilir ama zamanın dışını veya zamansız varlık ve hadiseleri idrak edemez. Bir varlığın idrak edilebilmesinin ilk şartı terkip özelliğidir. Eğer bir varlık mürekkep değil de basit (tek) bir bünyeye sahip ise idrak sınırları dışındadır. Terkip ise zamanın içinde mümkündür. Bu sebeple zaman mürekkep varlıklar (maddi varlıklar) için varoluş amilidir. Madde varolabilmesini zaman ile mekânın temasına borçludur.
Varlığın hakikati değişmez. Zira zamanın dışındadır ve değişme zamanın bir fonksiyonudur. Varlığın hakikati değişmediği için zamanın dışında bulunmakta veya zamanın dışında olduğu için değişmemektedir. Neticede zamanın dışında olanı idrak etme kudretine sahip olmadığımız için hakikat mi zamanın dışına çıkmıştır yoksa zaman mı hakikate tesir edememektedir anlayamıyoruz. Ya da zaman hakikatin bir fonksiyonu mudur, bilmiyoruz.
“Büyüklerin” beyanlarına ve nakillerine bakıldığında, varlığın hakikatinin, “alem-i misal”de olmadığı, dolayısıyla zaman öncesinde veya üstünde veya dışında olduğu görülüyor. Zamanın varlığa mukaddem olduğu fakat varlığın (ve tabii ki zamanın da) hakikatinin ise zamana mukaddem olduğu anlaşılıyor.
Zamanın içinde hareket ile değişme aynı anlama geldiği halde zamanın dışında hareket ile değişme aynı anlama gelmemektedir. Zamansız varlıkların hareket etme imkânı olduğu doğrudur. Fakat bu varlıkların hareketi aynı zamanda değişme mahiyeti taşımamaktadır.
Zaman ile hareketin birbiri ile ilişkisine bakıldığında zamanın olduğu yerde hareket, hareketin olduğu yerde zamanın olduğunu düşünmek mümkündür. Bu düşünce zamanlı varlıklar için doğrudur ama zamansız varlıklar için doğru değildir. İnsanların zaman-hareket zorunluluğu ile ilgili idrakleri aslında zamanı değil de hareketi kavrayabilmelerindendir. Hareketi idrak eden insan zihni, zamanı harekette müşahede etmektedir. Önce zaman idrak edilebilse, zamanın harekete bağlı olmadığı aksine hareketin zamana bağlı olduğu fark edilecektir. Bu sebeple zamansız varlıkları ve zamansız hareketleri idrak etme imkânına sahip olamamaktayız.
Hareket için şart olan zaman değil mekândır. Hareket, en basit ifadesiyle “yer değiştirmek” ise, gerekli olan tek şart mekândır. Buradaki temel problem aslında mekânın zamansız haliyle (saf haliyle) bulunup bulunamayacağı problemidir. Mekânın saf haliyle bulunamayacağı düşünülürse eğer, zamansız varlıkların mekânda hareket edebilmeleri için zaman perdesini geçmeleri ve zamanın içine girmeleri gerektiği vakadır. Fakat böyle olsa dahi, zamansız varlıklar mekânda hareket ederken, zaman ile ancak bir sürtünme mesabesinde temas halindedirler ve bu durum hareketi, zamansızlık sınırına kadar sürükler. İnsan idrakinin bunu kaldırabilmesi ise kabil değildir ve doğrusu bu günkü bilimin kavrayış imkânlarıyla bakıldığında o hareket zamansız hareket olarak görülebilir.
Mekan saf halde bulunabiliyorsa (ki böyle olmalıdır), zamansız varlıkların hareketleri için tek şart mekandır. Mekanın mevcudiyeti hareketi mümkün kılabilmekte dolayısıyla zaman ile temas kurmak gerekmemektedir. Zaten bazı hareketlerin “zamansız” olması mecburiyettir, başka izah yolu yoktur.
Zamansız varlıkların zamanın içine girmelerinin imkânsızlığından bahsediyor değiliz. Girmeme imkânlarının olduğundan bahsediyoruz. Zamansız varlıklar zamanın içine girme imkânına sahiptirler. Zira zamansız olarak varolabilmek, zamanlı varlıkların “varoluşlarına” göre daha yüksek bir mertebedir. İmkânsız olan, alt mertebenin üst mertebeye çıkabilmesidir. Üst mertebenin alt mertebeye inmesi imkân alanındadır.
Zaman ile mekânın varolabilmeleri birbirini şart kılmaz. Zaman mekândan azade ve mekân da zamandan azade bir şekilde vardırlar. Fakat birbirinden azade bir şekilde varolmaları halinde “varlık” ortaya çıkmayacağı için ayrı ayrı varolmalarının, “zamani varlıklar” için bir anlamı yoktur. Zaman üstü varlıklar ise zaman ile mekanın temasından önce de vardırlar, sonra da varolmaya devam ederler.
Zamansız varlıkların mekânda hareket edebilmeleri, zaman parantezinin içine girmelerini gerektirmez ama zaman ile mekânın birbirinden azade halde olmadığı, aksine birbirine nüfuz etmiş halde bulunduğu bir ihtimalde, mekânda hareket etmeleri halinde, mekânda varolan varlıkların zamanı da muhtevalarında taşıdıkları için zaman ile ilişki kurulması varlık marifetiyle de olsa sözkonusu olabilir. Ancak zaman ile ilişki kurmak başka şeydir zamanlı bir varlık olmak veya zamanlı hareket etmek başka şeydir. Zamanlı varlık veya zamanlı hareketten kasıt, zamanın, varlığın muhtevasına sirayet etmiş ve hareketin tabiatına nüfuz etmiş olmasıdır.
Varlığın hakikatinin zaman dışında olmasına rağmen varlığın zaman içinde meydana gelebilmesinin açıklaması nedir?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir