ZAMAN VE HAREKET-3-

Zamanın akışı gibi bir ifade, zamanı anlamaya engel oluyor. Zamanın akışından değil varlığın akışından (hareketinden) bahsetmek gerekir. Zamanın akışı sözkonusu olsaydı, düz bir akış (hareket) olarak görmek kabil olacaktı. Doğrusu uzun bir müddet zamanın (ve hatta varlığın) düz bir harekete sahip olduğu kabul edilmişti. Fakat varlığın (ışık da dâhil) hareketlerinin düz (doğrusal) bir harekete sahip olmadığı ve olamayacağı anlaşılmıştır.
Kâinatta hareket eden ışığın çekim merkezleri tarafından eğildiği ve dolayısıyla doğrusal harekete sahip olamayacağı fizik olarak anlaşılmış durumdadır. Bu durumda hem ışığın ve hem de varlığın kâinatın dışına çıkamayacağı ve çekim merkezleri tarafından yönü değiştirilerek (eğilmesi sağlanarak) kâinatın içinde kalacağı tespiti, zamanın aktığını değil varlığın aktığını göstermektedir.
Kâinatta ışık hızından daha yüksek hızların olduğunu fizik olarak tespit edememek, olmadığı anlamına gelmez. Öncelikle “düşünce hızının” ışık hızından daha yüksek olduğu açıktır. Zamanın akış hızını kâinattaki en yüksek hız ile açıklamak ve “geçmiş” ve “gelecek” kavramlarını bu noktaya nispet etmek doğru olsa dahi, ışık hızından daha yüksek hızların olduğu tespit edildiğinde zamanda yolculuğun ışık hızı ölçü alınarak açıklanamayacağı fark edilecektir.
Hız artıkça zamanın akışının yavaşlayacağı ve ışık hızına ulaşıldığında duracağı düşüncesi, zaman ile ilgili hiçbir sağlam bilgiye ulaşılamadığını gösterir. Burada zaman ile ilgili anlayışların tamamen hıza ayarlı hale getirildiği ve aslında nispet noktası olarak alınanın hız olduğu anlaşılmaktadır. Uzay-zaman tasavvurundaki zaman faktörü tamamen “hız” olarak tahayyül edilmektedir.
Hızın artmasının zaman ile ilgisinin olması konusu ayrıdır. Hız arttıkça zamanın yavaşlaması değil, zamandan uzaklaşma sözkonusudur. Zamanın etkisini az hissetmek ile zamanın yavaşladığını düşünmek aynı şey değildir. Zamanın bir akış içinde olmadığı bu sebeple yavaşlama veya durmanın sözkonusu olmayacağı anlaşılmalıdır.
Hızın artması ile varlığın zaman-mekân sarmalından uzaklaştığı (etkisinden uzaklaştığı) doğrudur. Varlığın zaman-mekân sürtünmesinden uzaklaşma oranı hem zamanın ve hem de mekânın etkilerini azaltır. Fakat bu durum aynı nispette varolma kudretini kaybetmesidir. Bu sebeple hızın bir sınıra kadar artması halinde varlığın yok olacağı düşüncesi doğrudur. Zira varlığın sınırı (varolabilme sınırı) zaman ve mekân ile temasını kaybetme noktasıdır.
Hareket (dolayısıyla hız) zaman ve mekânın bir fonksiyonu veya neticelerinden birisidir. Bu sebeple hızın bir üst sınırı vardır. Zira hızın üst sınırı aşması halinde zaman ve mekân ile temasını kaybedeceği vakıası, hızın aynı zamanda zaman ve mekânın bir fonksiyonu olması ile tezat teşkil eder. Hızın üst sınırını aşma imkânsızlığına rağmen teorik olarak bu sınırı aşacağı tasavvur edilse hızın duracağı (yok olacağı) görülecektir. Hareketin durdurulması ile hızın üst sınırı aşması halinde meydana gelecek olan netice aynıdır. Zaman ve mekânın birbirinden ayrışması… Mevcudiyeti zaman-mekan temasında gerçekleşen varlığın, varoluş parantezi, hızın altı ve üst sınırları arasıdır, sıfır hızda da yok olur, üst sınırı aştığında da yok olur.
Zaman ve mekânın birbirinden ayrışması yekûn anlamında imkânsızdır. Burada bahsedilen konu, hızı durdurulacak veya üst sınırı aşacak olan varlık için sözkonusudur.
Işık hızı varlığın üst sınırı olamaz. Zira ışık da varlığın bir görünüşüdür. Işığın maddi özellikler göstermemesi onun kâinatta varolabilen bir varlık çeşidi olmadığını göstermez. Fizik biliminin ışık hızını en üst hız olarak anlaması ve özellikle de zamanı bu hıza nispet etmesi yanlıştır. Işık hızında varlığın, varolmaya devam ettiğini ışıktan biliyoruz. Kâinattaki en yüksek varlık hız sınırının ışık hızından birkaç metre daha fazla olması dahi (ki bu ışık hızına göre ihmal edilebilir) ışık hızını varlık sınırı olarak tespit etmeye manidir. Zira varolabilmenin hız üst sınırı, varlığın mahiyetine dönük çok önemli bir tespit olacaktır ki, bunun neticesinde zaman ve mekân ile ilgili ipuçları bulabileceğimiz bir vasat elde ederiz.
Gerçekten ışık hızının varlığın üst hız sınırı olarak kabul edilmesi ya da daha yüksek bir hızın tespit edilmesi halinde dahi bilmeliyiz ki, bu hız sınırı varlık olarak anladığımız üç boyutlu madde ile ilgilidir. Eğer maddenin bu gün bilmediğimiz daha fazla ve farklı boyutları varsa tüm tespitlerin neticesi de bizi hedefe ulaştırmayacak ve kavrayışlarımız yine de yanlış olacaktır.
Maddenin hız sınırını tespit etmiş olmak, kâinat tasavvuru için kâfi değildir. Kâinatta maddeden farklı özellikler taşıyan varlıkların olması (matematik kavrayışla olması gerektiği) ihtimali, kâinat tasavvurunun madde ile sınırlı olmasına engeldir. Maddi özellikler taşımayan varlıkların, maddi dünyaya tesir edeceği ya da ettiği düşünüldüğünde, maddi (üç boyutlu) kâinat tasavvuru yanlış olacaktır.
Düşünce hızının (buna şuur hızı da denilebilir) ışık hızından daha yüksek olduğu malumdur. Düşünce hızının ise ruhun hızına bağlı olduğu ve ruhun hızının daha fazla olacağı anlaşılabilir.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir