ZAMAN VE VARLIK

ZAMAN VE VARLIK
Kâinat her an yeniden yaratılıyor. Varlık-yokluk deveranı (ritmi), kainatın varlık ile yokluğunun eşit seviyede ve sürede (zaman yoktur ya orada) bulunduğunu gösteriyor. Her an yeniden yaratılan varlığın, iki yaratılış arasındaki yokluk halinin (anının) görünmemesi ve sürekli varlık halinin görünmesi, gözün varlığa endeksli olmasındandır ve bir anlamda gözün körlüğüdür. Zira “yokluk” yansıma imkânına sahip olmadığı için gözün onu görmesi kısa zaman dilimlerinde (an) mümkün olamamaktadır. Oysaki varlığın varlık süresi ile yokluk süresi büyük ihtimalle bir birine eşittir ve yokluğu görme istidadı olanların onu seyredebilmeleri varlığı görebilmek gibidir.
Her an yeniden yaratılan kâinatın bir öncekinin devamı ve tekrarı olmadığı ve yeni ve başka bir şey olduğu fakat sürekliliği devam ettiği için farklılıkların anlaşılamadığı ve zaten idrakin ulaşabildiği alanda olmadığı tespit edilmelidir.
Kâinatın her an yeniden yaratılmasında iki yaratılış arasındaki yokluk anı, (ruhun varlığını devam ettirdiği ve yok olmadığı zira ruhun her an yeniden yaratılmadığı ve bir defa yaratıldığı hatırlanırsa) ruhun bu berzahta topyekûn varlık kaydından kurtulduğu düşünülebilir. Ruh bedenle birlikte tüm varlıktan, bununla beraber zaman ve mekândan kurtulmakta ve aslında beden öncesi hayata ulaşabilmektedir. Ruh mahiyeti itibariyle zamanüstü bir varlık olduğu için iki yaratılış arasında geçen varlıksız (maddesiz) zamanı fark etmekte ve o zaman diliminde zamanüstü hayatı yaşamaktadır. (En doğrusunu Allah Azze ve Celle bilir)
Ruhun iki yaratılış arasındaki anı fark edebilmesi aynı zamanda yaratılışa şahitlik edebilmesi veya yaratılışı müşahede edebilmesidir. (En doğrusunu Allah Azze ve Celle bilir) Bu anlamda ruhi istidatlar ile ilgili yapılacak çalışmalar teorik fizik çalışmalarının sonuçlarına varmayı sağlayabilecektir.
Fizik biliminin üzerinde ittifak ettiği kâinatın oluşumu ile ilgili big bang teorisi aslında eşyanın her zerresinde (atom altı parçaları olarak anlayın) ve yekununda mütemadiyen gerçekleşmektedir. Fizik biliminin, big bang teorisini, zamanda geriye doğru giderek hesaplamak gibi afakî çalışmalarla vakit kaybedeceğine, kuantum fiziğinde yoğunlaşarak aslında bir kısmını fark ettikleri ve fakat hala anlamlandıramadıkları “varoluş çekirdeğine” ulaşmaları gerekmektedir. “Varoluş çekirdeği”, Higgs Bozonu ve benzerleri ile karıştırılmamalıdır.
Varlığın hareketinin düz bir istikamette seyretmediği aksine dairevi bir hat takip ettiği anlaşılmaktadır. Dairevi bir hat üzerindeki hareket (deveran), varlığın bir yere (hedefe) gitmediğini göstermektedir. Bir yere gitmiyor olan varlığın neden hareket ettiğinin anlaşılması gerekir. Bu nokta zamanın, varoluşun ve varlığın sırlarının ipuçlarını verecek mühim konulardan biridir.
Fizik bilimi kâinattaki her cismin hareket halinde olduğunu tespit ettiği gibi, her cismin kendi içinde de (atom altı parçacıklarında da) hareket halinde olduğunu tespit etmiştir. Hareketsiz hiçbir varlığın olmaması bu noktanın ne kadar önemli olduğunu göstermeye yeter.
Varlığın hareketinin düz bir istikamette seyredemeyeceği, kâinatta tespit edilen dört temel kuvvetten biri olan çekim kuvvetinin hareketi eğdiğini tespit etmesiyle fizik bilimi tarafından anlaşılabilir hale gelmiştir.
Dairevi hareketin (deveranın) sebebi ve anlamı ne olabilir? Varlık neden aynı hat üzerinde aynı hareketi tekrarlıyor olabilir? Ya da varlık dairevi hareketinin her turunu farklı yapıyor da biz tekrarladığını mı zannediyoruz? Tekrarlamıyorsa her turunun farklılığı nedir?
Hareketin tekrar olduğu zannı, her turdaki farklılıkları görebilecek veya anlayabilecek bilgi ve hassasiyet zafiyetinden kaynaklanıyor. Her dairevi hareket bir öncekinden farklıdır ama her iki tur arasındaki farklılığın küçüklüğü mikro kozmostaki yoğunluktan dolayı anlaşılamamakta fakat makro kozmostaki ölçülebilecek kadar yakın mesafelerde fark edilebilmektedir. Her tur bir öncekinin ve bir sonrakinin aynısı olsaydı varoluş sürecinden bahsetmek kabil olmayacaktı. Varoluş sürecinin olmadığından bahsetmek, varoluşun gerçekleştiği ve kesinleştiği (varlığın kararlı hale geldiği) anlamına gelir ki, bu durumda hareketin olması gerekmeyecektir. Oysa varlığın varolduğu zannı (ya da şu andaki varlık hali) ancak hareketin devamlılığı ile mümkün olmaktadır.
Hem hareket var, hem bir hedefe doğru gitmiyor ve hem de kendini tekrar etmiyor. Bu ne demek? Bu sorunun cevabında zaman ve varlık problemi ne kadar varsa mekân problemi de o kadar vardır. Zaman, varoluşun muhtevasını tayin ederken, mekân varoluşun gerçekleştiği mahaldir. Her ikisinin de sınırı vardır. Varlığın hareketi düz bir istikamette seyretseydi, sonsuza kadar devam edecekti ki, bu durum mekânın olmamasını veya sonsuz olmasını gerektirirdi. Mekânın olmaması veya sonsuzluğu muhaldir. Mekânın sınırlılığı, hareketi zapt altına almakta ve varlığın hareketini eğerek kendi eksenine yönlendirmekte, kendi ufku içinde tutmaktadır. Varlık yeterince geniş bir hareket alanı (mekân) bulamamakta ve kendine dönmektedir.
Varlık için tayin edilmiş zamandan bahsedilir fakat tayin edilmiş mekândan bahsedilmez. Bu, önemli konudaki bilgi ve idrak zafiyetidir. Zamanın belirlenmişliği, mekânın belirlenmişliğidir. Mekânın belirlenmişliği sadece sınırlandırma ile ilgili değildir aynı zamanda muayyenleştirilmiştir.
*
Varlığın zamanın şu anında varolabildiğine dair zannımız, fotoğraf çekmek gibi bir şeydir. Varolabilmek, sabit olmakla mümkündür ve varlık asla sabit hale gelemez. Buna rağmen zamanın şu anında varolduğu zannı, görüntüyü asıl yerine koymaktır.
Kâinattaki tüm varlık bir an dursa, hiçbir şey görünmez olur. Zira hiçbir varlık kalmaz. Başka bir ifadeyle varolduğunu zannettiğimiz her şey yok olur. Yokolma tabiri doğru değil, daha doğru ifade şudur ki, varlık olarak gördüğümüz her şey, “varolabilme iktidarı” olmadığı için varolamaz ve görünmez. Gözün gördüğü varlık değil harekettir ve hareket varlık olarak anlaşılmakta ve görme itiyatlarından dolayı da varlık olarak kabul edilmektedir.
Zaman sabit olanda cari değildir. Sabit olan, zamanın dışına (üstüne) çıkmış demektir. Bu durum muhaldir. İnsanın zamanüstüne çıkması ruhen mümkündür fakat bedeniyle zamanın tasarrufu altında kalmaktan kurtulamayacağı için ruhuyla zamanüstüne çıkmış olması zamandan azade hale gelmesine kâfi değildir. Zamanın nüfuz ettiği varlık hareket mecburiyetindedir. Zamanın en bariz tecellisi harekettir.
*
Zaman, kâinatın varlık-yokluk deveranında seyreden varoluş ritmindeki sır olmalıdır. Ya da varoluş, varlığın dehşetengiz bir hızla dönen varlık-yokluk temposunun gerçekleştiği zamanın muhtevasında gizli kalmış bir sırdır.
*
Tek zamanlı varlıklar ile farklı zamanlı varlıkların tespit edilmesi gerekir.
Tek zamanlı varlıklar, eşzamanlı varlıklar değil, aynı zamana tabi varlıklardır. Farklı zamanı değil aynı zamanı kullanan ve bu sebeple aynı hareketleri yapan veya farklı hareketleri aynı zamanda yapan varlıklardır.
Asıl ile gölge tek zamanlı varlıklardır. Asılın hareketlerinin aynısını yapan gölge, zuhur zemini farklı olduğunda farklı hareketleri yapsa dahi asıldan ayrılmaz ve mesela farklı mesafeleri aynı zamanda (çünkü asıl ile aynı zamana tabi) kateder. (Fizik biliminin meşhur uçak problemi)
Tek zamanlı varlıklar, sadece asıl ile gölge değildir. Kâinatta her varlık başka bir varlıkla aynı zamana tabidir.
Bir varlık başka bir varlığın zamanına dâhil olabilir. Bu durumda her iki varlık tek zamanlı varlık haline gelmez ama aynı zamana muhatap olarak varlığını devam ettirebilir.
Aşk, gerçek anlamda meydana geldiğinde âşık ile maşuk aynı zamana muhatap hale gelir ki, birbirinden fazla yaşamadıkları bile müşahede edilmiştir.
İman etmek aynı zamana tabi hale gelmektir. İman edilmekle, iman edenlerin tamamı aynı zaman koridoruna girmektedirler, girmelidirler.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir