ZAMAN

ZAMAN
Zaman, varoluş sürecinin muhtevasıdır. Varlık, mekânın muhtevasında gizlidir ama varoluş süreci de zamanın muhtevasında mahfuzdur. Varoluş, mekânda mahfuz bulunan varlığa zamanın müdahale etmesi ile gerçekleşir.
Mekânın muhtevasında mahfuz olan varlık, varolabilmek için zamanın müdahalesine muhtaçtır. Bu müdahale gerçekleşmediği takdirde varlık, mekânın muhtevasında gizli ve mahkûm olarak kalır, bil-kuvve vardır lakin tecessüm edemez, varolamaz. (En doğrusunu Allah Azze ve Celle bilir)
Varoluş süreci her ne kadar zaman ile mekânın teması ile başlarsa da, bu temas kaotik ya da kaba bir temas olmayıp, zaman ve mekânın muhtevasının, birbiriyle mütenasip noktalardaki temasıdır.
Mekân, tüm varlığın tabiri caizse kodlarına (şifrelerine) sahiptir ama mekânın kendisi bunları harekete geçirme kudretine sahip değildir. Müdahaleyi yapan zaman olduğu gibi müdahalenin şeklini (o noktada şekil de yoktur ya…) tespit ve tayin eden de zamandır.
Zaman hangi varlık muhtevasına yönelirse varoluş o varlık merkezinde sürecini başlatır.
Varlık, varolma imkânını mekândan, varolma kudretini (diyelim ki enerjisini) zamandan alır. Başka bir ifadeyle varlık, mekânda bil-kuvve (potansiyel olarak) vardır fakat zaman ile varoluşunu tamamlar ve zuhur eder.
Zaman, varolma imkânına sahip olan varlığın varoluşunu gerçekleştirebilir. Varolma imkânı olmayan varlığın (ki böyle bir varlık yoktur) varoluşunu gerçekleştiremez. Bu nokta önemlidir. Zira zaman üstü (dışı) varlıklar varoluş sürecine bağlı olmadıkları gibi varlıkları zamanın müdahalesine de ihtiyaç duymaz.
Zaman ile mekân arasında anlaşılmaz bir temas ve temas kıvamı var. Zamanın mekâna müdahalesinin yanlış olması muhaldir. Nazari olarak her müdahalenin “doğru müdahale” olabilmesi mümkün görünmezken (çünkü insan zihni mutlaka problem öngörüsünde bulunur) hiçbir müdahalenin hata olmadığı, neticelerinden bellidir.
Zaman ile mekânın birbirine yönelişi veya birbirini çekişi fevkalade bir hadisedir ve varlığın ve varoluşun en ince ayarı burada görülebilir.
Zamanı varlığın varolma kudreti olarak görmek, onu, varlığın enerjisi olarak sınırlandırmayı gerektirmez. Zamana varlığın enerjisi demek yanlış olmaz ama eksiktir. Zamanı varlığın varolma kudreti olarak görmek, varlığın enerjisi olduğunu tespit etmektir zaten ama bu bir özelliğinin tespitidir ve zaman bundan ibaret değildir.
Zamanın mekânda müdahale ettiği nokta, varlığın meydana geleceği noktadır. Bu sebeple mekân o noktada yoğunlaşır ve zamanın müdahalesi ile varlık ortaya çıkar. Zaman tam bu noktada idrak edilebilir hale gelmektedir. Zaman bir anlamda mekândaki yoğunlaşmayı gerçekleştiren tesirdir.
Mekân ile temas etmeyen zamanın varlığı, idrak dışıdır. Zira mekâna müdahale etmediğinde tesirsizdir ve varolmaya devam ediyorsa eğer, saf halde bulunmaktadır.
Zamanı harekete geçiren, mekânın kendi muhtevasında muhafaza ettiği varlık şifrelerinin davetidir, cazibesidir. Aralarındaki münasebet, bir çeşit aşktır.
Zamanın mekâna doğru hareketi tabii bir akıştır. Zira zaman ile mekânın zuhuru, temas etmelerine bağlıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir