ZAMANAŞIMI MAĞDURLARI DEVLETE TAZMİNAT DAVASI AÇABİLİR

ZAMANAŞIMI MAĞDURLARI DEVLETE TAZMİNAT DAVASI AÇABİLİR
Türkiye’de devlet hukuk ve yargıyı inhisarında tutuyor. Hukuk yargılamalarında “tahkim” müessesesini kabul etmekle tekeline istisna koyan devlet ceza yargılamasında hiçbir istisnayı kabul etmiyor. Ceza yargılamasındaki yetki paylaşımı o kadar cimri ki, küçük bazı suçlardaki mağdurun/müştekinin şikayetten vazgeçme hakkını tanıması dışında, mağdura/müştekiye de hiçbir salahiyet tanımıyor. Mağdur/müşteki şikayetinde vazgeçtiğinde kanun, hiçbir şey olmamış gibi yargılamanın yapılmasını ve sanığın cezalandırılmasını istiyor.
Mağdur ile sanık arasında barışın gerçekleşmesi, sanığın mağdura tazminat ödemesi ve mağdurun da şikayetinden vazgeçmesidir. Bu ihtimalde davanın düşmesi gerekir ki, taraflar arasında barış gerçekleşebilsin. Mağdur/müştekinin şikayetinden vazgeçme hakkı var ama bu hakkın kullanılması davanın seyrine tesir etmiyor. Müşteki şikayetinden vazgeçiyor fakat dava devam ediyor ve sanık aynı cezayı alıyor. Hadise böyle olunca, tarafların barışması da kabil olmuyor.
Tarafların barışmasının manası, içtimai yaranın tedavi edilmesidir. Tarafların rızalarına dayalı olarak barışmaları, içtimai yaranın tek tedavi yoludur. Müştekinin şikayetinden vazgeçmesine rağmen sanığın aynı cezayı alması, taraflar arasındaki husumeti bitirmiyor. Husumetin devamı, içtimai yarayı azdırıyor ve derinleştiriyor. Mahkemelerin (aslında kanunların) mağduru umursamadan ve ne dediğine bakmadan sanığı yargılama salahiyetini inhisarında tutması, mağduru fena halde tahkir ediyor. Kanunların ve mahkemelerin bu tavrı, taraflar arasındaki husumeti bitirmediği gibi şahıslarla devlet arasında da husumet meydana getiriyor.
Bu hususlar Türkiye’deki ceza hukuku ve yargılamasında ciddi meseleler. Fakat yazının konusu bu dibaceden sonra başlıyor.
Kanun ve mahkemenin, mağdura affetme salahiyeti bile vermemesine ve yargılama tekelini elinde tutmasına rağmen, devletin ve mahkemelerin beceriksizliklerinden dolayı davalar zamanaşımına uğruyor. Zamanaşımına uğrayan dava düşüyor. Sanık için davanın düşmesinin manası, o suçu hiç işlememiş gibidir. İşin vahametine bakın… Önce suçluyu yargılama tekelini devlet olarak elinizde tutacaksınız, yargılama safhasında mağdura affetme salahiyeti vermeyeceksiniz fakat beceriksizliğinizden dolayı yüz binlerce dava zamanaşımından dolayı düşecek. Tamam da… Mağdurun zararı (maddi ve manevi) ne olacak?
Öncelikle zamanaşımı ne demek? Suçluya böyle bir imkanı neden veriyorsunuz? Zamanaşımı denilen şey, ölümdür. Suçlunun, işlediği suçtan yargılanmadan kurtulmasının tek yolu, ölümdür. Suçlu öldüğünde, yargılanmasında fayda olmadığı düşüncesiyle dava düşürülebilir. Ki bazı ihtimallerde ölen suçlunun bile yargılanması gerekir. Ki suçlu olduğu tespit edilerek, terekesinden mağdurun zararı tazmin edilebilsin.
Suçluya bir müddet (zamanaşımı müddetince) kaçtığında “yargı masuniyeti” tanıyorsunuz, mağdura da suçluyu bir zaman sonra yakaladığında cezayı infaz salahiyeti veriyor musunuz? Hayır… Tamam… Ceza infazını insanlara verirseniz ortaya tam bir facia çıkar. Bu doğru olmasına doğru da… Suçluya bir müddet kaçtığı takdirde “yargı masuniyetini” verdiğinizde de aslında facia çıkıyor. Fakat bu faciaya alıştınız ve halkı da alıştırdığınız için normalleşen bir facia, facia gibi görünmüyor. İyi de siz hukuk sisteminizi, insanların alışabilme istidadı üzerine mi kuruyorsunuz yoksa adalet ve hakkaniyet üzerine mi kuruyorsunuz?
Ceza davaları zamanaşımına uğrayarak düştüğü durumlarda, mağdurlar, devlete tazminat davası açabilirler. Bu davayı açmayı mümkün kılacak kanun ve kanun maddesi mevzuatta hatırladığım kadarıyla yok. Fakat devletin tekelinde tuttuğu yargılama yetkisini, (bizce abes olan) zamanaşımı süresi içinde maharetle kullanamadığı için (yani beceriksizliğinden dolayı) davanın düşmesi, kanunda yazılı şekilde tazminat sebebi değilse bile “hukuk”, “adalet”, “hakkaniyet” sebepleriyle tazminatı gerektirir. Dava ilk derece mahkemelerinde reddedilirse Yargıtay’a, Yargıtay tarafından reddedilirse Anayasa Mahkemesine giderek takip edilmelidir. Anayasa Mahkemesi içtihatlarıyla bu yolun açılacağı düşüncesindeyim.
Halkın haklarının peşine düşme zamanı geldi. Devlet ne yaparsa yanına kar kalmamalı. Devleti mutlak ve sorumsuz hakim olmaktan çıkarmalı. Bir yıl içinde zamanaşımından dolayı düşen ceza davalarının mağdurları devletten tazminat alsın, ortaya çıkacak olan maliyetin yüksekliği, devletin ve mahkemelerin jet hızıyla çalışmalarını sağlar.
Hususen avukatlara çağrımdır, halkın bu yola gitmesini sağlayın, onları bilgilendirin. Üstelik avukatlar için binlerce yeni dava demektir. Ülkedeki tüm avukatlara birkaç yıl gelir kapısı olur. Devlet denilen o hantal yapı, “nush ile uslanmıyorsa hakkı yargı tokatıdır”.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir