ZAMANIN İHTİYACI MEDENİYET HAMLESİ

ZAMANIN İHTİYACI MEDENİYET HAMLESİ

(Terkip ve İnşa dergisi 1. sayı)

Otuz-kırk yıl öncesine kadar bu ülkede fikir hareketleri vardı. Müellifler, temel telakkileri ne olursa olsun, bir fikriyat sahibiydi. Bir şahıs veya kadro hareketiyle ortaya çıkarlar, bütünlüğü olan bir fikriyat üretme çabasına girerler, devlet ve cemiyete bir teklif sunarlardı. Doğru ya da yanlış, üzerinde tartışılması mümkün olan, tartışmaya değer görülen bir teklifte bulunmaları, bu teklif çerçevesinde bir fikriyat üretmeye çalışmaları asil bir tavırdı ve tabii ki kıymetliydi.
Bir müddetten beri bu ülkede fikir hareketi kalmadı, fikir hareketi başlatacak çapta mütefekkir yetişmez oldu, artık fikriyat yok, dağınık halde fikir parçacıkları var, artık fikir hareketi yok, nefislere malzeme olsun diye toplama kitaplar ve makaleler var, artık teklif yok, kariyer ve şöhret var, artık mütefekkir yok, “yazar” var. Ve yazarlar, halkın kitap okumadığından şikayet ediyor, okunacak kitap yazılmadığı ihtimalini nedense gündeme getirmiyorlar.

Fikriyat ortaya koyan müelliflerin her kitabı, başka bir kitabını teklif ederdi. Fikriyata ait bir kitabı okuyan insan, diğer kitapları da okumak zorundaydı, zira hiçbir kitap tek başına bir şey anlatmazdı, anlatamazdı. Her kitap, fikriyat örgüsünün bir düğümüydü, o düğümün çözülmesi meselenin bittiği anlamına gelmez, başka ve daha çok düğümün olduğunu gösterirdi. Kitap okunurdu, zarureten okunurdu, gönüllü olarak okunurdu. Şimdi ise her kitap tek başına kaldı, sanki bir kitapla (veya birkaç kitapla) her şey anlatılabilirmiş gibi… Oysa tek başına “tamamlanmış” olan tek kitap vardı kainatta, onun da adı; Kur’an-ı Kerim idi. Bir veya birkaç kitapla meseleyi hallettiğini düşünen idraksizlerin kaynaştığı bir dünyaya doğduk, maalesef o dünyada Necip Fazıl yoktu, Said Nursi yoktu, Ahmet Arvasi yoktu, ila ahir…
Yalnız başına külliyat çapında eser veren kalmadığı gibi, birlikte külliyat telif eden kadro hareketleri de kalmadı. Bir Necip Fazıl yetişmeyebilirdi belki ama istikameti aynı olan bir kadro bir araya gelip eski külliyatları devam ettiremez veya yeni bir külliyat telif edemez miydi? İnsanlar hem yalnız başlarına külliyat ve fikriyat telif edemiyor hem de bir kadro hareketinin içinde yer almıyor. Bu nasıl iş? Bir insanın yalnız başına külliyat telif etmesindeki zorluğu biliyoruz ama bir kadro hareketinin içinde yer almamasını, ortaya koyabileceği birkaç adetlik eserle müşterek külliyat telifine katkıda bulunmamasını anlamıyoruz. Bir veya birkaç eserin hızlı şekilde unutulup gideceğini anlamayan insanlar, nefislerinin üç kuruşluk arzuları peşinde hayatlarını tüketiyorlar.
Birkaç tane çok iyi eser verilebilir belki. Ama unutmamak gerekir ki, birkaç iyi eser mevzumuzu izaha kafi gelmeyeceği için, ancak başka fikirlerin veya fikriyatın malzemesi haline gelir. Parça fikirler ve az sayıdaki eserler, tamamiyete ermeyeceği, bütünü kuşatamayacağı için, büyük ihtimalle başka fikir ve eserlerle tezat teşkil edecektir. Tezat teşkil ettiğinde, büyük terkibe giden yolun menzillerinden biri olmayacak, tam aksine belki yolu kapatacak, belki de yanlış istikametlerin mazereti haline gelecektir. Faydalanmak isteyenler ise, bir fikriyata sahip değillerse, ihtimal ki “eklektik kavrayış” tuzağına yakalanacak, böylece parçalı zihni dünyaya sahip olacak, haliyle bir dünya görüşüne malik olamayacaktır.
*
Merhum Necip Fazıl Üstaddan sonra, yani otuz yıldır ilk defa bir fikir teknesi oluştu. Belli bir dünya görüşüne mensup insanların müşterek külliyat telif ettikleri, birbirini kıskanmak yerine birbirini destekledikleri, ana mihraka bağlı medeniyet tasavvuru ve inşası için gayret gösterdikleri bir fikir teknesi… Üstad ihtiyacı duymadan, kutsal şahsiyet aramadan, kadim müktesebata sadık ama yeni fikirler telif eden, fikirleri aynı teknede yoğuran, kıvamını bulanları eser haline getiren bir fikir teknesi…
Artık medeniyet hamlesinin zamanı gelmiş olmalı. Çünkü zamanın ihtiyacı, medeniyet hamlesidir. Bu ihtiyaç sürekli derinleşmekte, sürekli yoğunlaşmakta, sürekli gündeme gelmektedir. Ve, parça parça telif edilen ama toplamı oluşturamayan, bu sebeple de medeniyet tasavvuruna giden yolu bir türlü açamayan günümüzün dağınık zihni ve fikri yapısı, meselelerimizi çözmüyor, aksine meseleleri çözümsüzleştiriyor ve müzminleştiriyor. Fikirteknesiyle yavaş yavaş mayalanan, uzun süre demlenen, zuhur şartlarını arayan ve bekleyen medeniyet hamlesi, muhtemeldir ki oluş şartlarının eşiğine geldi, dayandı.
Fikirteknesi yazarlarının meseleye bu şekilde bakmadıklarını, kendilerinde bir kıymet ve güç vehmetmekten kaçındıklarını biliyorum. Fikirteknesi ailesine en son katılan birisi olarak, meselenin bu cihetine temas etme ihtiyacı hissettim.
*
Fikirteknesi veya başka bir tefekkür havzası fark etmez, artık medeniyet hamlesinin zamanı geldi. Yüzlerce, binlerce fikir ve ilim adamının harekete geçmesi, büyük hamleyi gerçekleştirmek için herkesin kendi merkezinde ve sahasında çalışması gerekiyor. Her telif sahibinin mutlaka bir tefekkür havzasına mensup olması, fikir ve ilim imalinin bir havzada biriktirilmesi şart. Böylece neyin eksik olduğunu bilme ve o eksikliği giderme imkanı ortaya çıkacak, farklı müelliflerin fikirleri arasındaki tezatlar görülecek ve terkip ve telif etme fırsatı doğacaktır. Birbirini umursamayan, birbirinden bağımsız, birbirini tamamlamayan müellifler, eserlerini müşterek tefekkür havzalarına dökmeden birkaç eserle tarihe geçeceklerini, ümmetin belli bir meselesini çözeceklerini düşünüyorlarsa fena halde yanılıyorlar. Muhakkak ki birden çok tefekkür havzasının olması, oluşturulması gerekiyor. Mesele Fikirteknesiyle sınırlı kalmamalı, fikir ve ilim adamları fevç fevç bir araya gelerek tefekkür havzaları oluşturmalı, ciddiye alınacak külliyatlar telif etmeliler.
Bugünün en büyük ve en acil ihtiyacı medeniyet hamlesidir. Öyleyse ilim ve tefekkür faaliyetinin ufku budur ve bunun dışında başka işle iştigal edenler zamanın ruhuna ve istikametine aykırı davranmış olacaktır. Zaman öyle bir kuvvedir ki, istikametini doğru keşfeden ve ona uygun hamle yapanı, hayata tasarruf edecek mevkie çıkarır ve tarihe altın harflerle yazar. Aksi istikamete gideni ise, tarihe gömer ve üstüne ölü toprağı serper.
Hükümet mensupları dahil olmak üzere neredeyse herkesin İslam medeniyetinden bahsetmeye başladığı bugün, tarihi yazacak olanlar, İslam Medeniyet Tasavvurunu oluşturmak ve inşa sürecini başlatmak için ihtiyaç duyulan “muhteva”yı telif edenlerdir. Herkesin birbirinden duyarak tekrarladığı, muhtevaya dair bir makale bile telif etmeyenlerin sahip çıktığı bu bahis, muhakkak ki gerçek fikir adamlarını bekliyor. Tekrar edenlerin bu meseleye tek katkıları, büyük hamlenin artık hayati ve acil ihtiyaç olduğunu kamuoyuna duyurmak ve kamuoyunun merkezi mevzusu haline getirmektir. Ne var ki, her mevzuun ucuz şekilde ağızlara sakız edildiği bir vasatta, büyük terkibi gerçekleştirecek, büyük hamleyi başlatacak olan mütefekkirlerin, kalabalık arasından seçilememesi önümüzdeki en büyük tehlike olsa gerek. Fikir adamlarını kalabalık arasından seçemeyenler ise, tefekkür istidat ve mahareti olmayan ve kalabalıklara ayarlı bir zihni dünyaya mahkum olanlardır. Veya hasislikten idrak gözü kör olan ve şahsiyet zafiyetine yakalananlardır.
HAMZA KAHRAMAN hamzakahramanlar@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir