ZAMANSIZ HAREKET

ZAMANSIZ HAREKET
Varlığın kesintisiz bir hareket içinde olduğu, hareketin durdurulamadığı, hareketin durması halinde varlığın varolamayacağı fizik olarak da anlaşılmıştır. Hareketin kesintisizliği sadece makrokozmosta değil aynı zamanda mikrokozmosta da vakidir.
Mikrokozmostaki ilerlemelerin vardığı nokta, kuantum fiziğidir ve kuantum fiziği ise maddenin parçacıklardan değil alanlardan (kuantum alanlarından) meydana geldiği ve bu alanların ise mütemadi bir deveran (veya hareketlilik) içinde olduğunu gösterir.
Varlık görüntüsü aslında hareketten kaynaklanmaktadır. Hareket o kadar hızlıdır ki, ortaya kompoze bir varlık görüntüsü çıkmaktadır. Hareket durduğu takdirde (matematik kavrayış olarak buna ulaşmak kabildir) ortada görünecek bir varlık kalmamaktadır. Varlığın sırlarından biri de harekette mahfuzdur.
Varlığın mahiyetini harekette arama çabası, hareketin mahiyetini hızda ve hızın mahiyetini de zaman ve mekânda arama lüzumu ile aynı çerçeve içindedir. Zira hareketi varlıkla ilişkilendirdiğimiz kadar zaman ve mekân ile de ilişkilendirmek durumundayız. Hareketi mekândan ve hızı ise zamandan müstakil düşünme imkânına sahip olamıyoruz.
Hız zamanın tabii neticelerinden veya mahiyetini keşfedemediğimiz tezahürlerinden birisidir. Hareket ise mekânda gerçekleşmek zorunda olan bir hadisedir. Hareket zamanda gerçekleşmediği gibi, hız da mekânda gerçekleşmiyor.
Hareket ile hızın birbirinin neticeleri olduğu ve her hareketin bir hızının olacağı doğrudur. Fakat mahiyetlerinin aynı olduğunu ve birbirinden hiçbir farklılıklarının olmadığını kabul etmek yanlıştır. Hızın, hareketin bir özelliği olması her ikisinin mahiyetinin aynı olduğu anlamına gelmez. Birbirini şart kılmaları farklı özelliklere sahip olmamalarını gerektirmez.
Öncelikle hareket için mekânın kâfi olduğu anlaşılmalıdır. Varlığın hareket için gerekli güce sahip olamadığı ve bu sebeple hareket edemediği konusu hareket ile değil varlık ile ilgilidir. Varlığın hareket edebilmesi için zamana ihtiyaç duyması, varlığın hareket için gerekli kudret arayışıdır. Zaman muharrik güçtür ve eğer varlık zaman dışında başka bir güç kaynağı bulabilirse hareket imkânını elde edebilecektir.
Fizik biliminin bu günkü ulaştığı nokta itibariyle nazari bir yaklaşım veya riyazi (matematik) bir kavrayış olarak görülebilecek olan bu durum, zaman ve mekânı birbirinden ayrı düşünebilme imkânını verir. Mesele tabii ki bundan ibaret değildir, aynı zamanda hareket ve hız konusu ile varlık (madde) tariflerinde ciddi bir ufuk açıcı özellik taşımaktadır. Zaman ve mekânın her birini diğerinin içinde veya diğeri ile beraber düşünme ve anlama alışkanlıklarına sahip olan bugünkü zihni gelişmişliğimiz (aynı zamanda zihni geri kalmışlıktır bu), idrak duvarları örerek kendimizi hapsetmektedir. Zaman ve mekânı mümkün olduğunca birbirinden ayrı düşünebilmek, fizik biliminin deneyleriyle kavranamadığı için en azından nazari olarak gerçekleştirilebilmelidir. Bunu yapabildiğimizde, varlığın koordinatlarını ve hatta kâinat tasavvurunu (bir anlamda uzay-zaman tasavvurunu) daha sağlıklı yapma imkânına ulaşacağız.
Terkip, zaman ve mekân sarmalında gerçekleşen bir varoluş süreci olduğu için, bu sürecin neticesinde gerçekleşen varlıklar (mürekkep varlıklar) zaman-mekân koordinatlarına sahiptirler. Varlıkları (ve varoluşları), zaman ve mekâna bağlı olduğu gibi hareket ve hızları da zaman ve mekâna bağlıdır. Mekânda hareket edebilen bu varlıklar, hareketi gerçekleştirebilmek için zamana da ihtiyaç duyarlar.
Varlıkları (varoluşları değil, zira bu varlıklar varoluş sürecine tabi değildirler) zamana bağlı olmayan ve zamanın başlangıcından önce (veya zamanın dışında) varolabilen varlıkların, hareket edebilmelerinin zamana bağlı olmadığı ve zaman dışında hareket için gerekli gücü bulabildikleri veya kendi varlıklarında bu gücü taşıdıkları düşünüldüğünde, hareketin zamana bağlı olmadığı bir ihtimali kabul etmek gerekir. Hareket için mekânın kâfi geldiği tespitinin önem kazandığı nokta burasıdır. Eğer hareket için mekân kâfi olmasa, zamansız hareket imkânsız olurdu.
Zamana tabi olmayan (zaman dışı veya zaman üstü) varlıkların, hareket edebilmeleri için mekânın kâfi geldiği ve bu anlamda zamansız hareketin mümkün olduğu anlaşılabilmelidir. Zaman ve mekânın birbirinden tefrik edilememesi halinde bunu kavramak ve kabul etmek kabil olmayacaktır.
Zamansız hareket ile zamanlı hareket arasında mahiyet farkı vardır. Her ikisinin de hareket olduğu doğrudur fakat zamanlı hareket, varlığın (zamanlı varlığın) varoluş sürecinin bir parçasıdır. Fakat zamansız hareket ise varoluş sürecinin bir parçası değildir. Zamanın dışına çıkabilmiş olan varlıklar, varoluşlarını gerçekleştirmişlerdir.
Mürekkep varlıkların bünyeleri zafiyetle doludur. En önemli zafiyetleri zamanlı olmalarıdır. Saf (basit) varlıkların bünyeleri daha mütekâmildir ve zamana karşı zafiyetleri ve ihtiyaçları yoktur. Zaman, mürekkep varlıklarda daha fazla tesire sahiptir. Saf varlıklarda ise ya hiçbir tesiri yoktur veya çok az (ki maddeye göre ihmal edilebilir bir miktardır) tesiri vardır.
Hareketin yönü her ne kadar terkibe dönük görünse de aslında tevhide dönüktür. Tevhid, terkip değildir. Başka bir ifadeyle tevhide terkiple ulaşılmaz. Bu anlamda kâinattaki hareketlerin toplamı (ve bu toplamın varoluş süreci) saf varlığa doğru yol almaktadır. Fakat hareket terkipten kurtulamaz, zira zamanın dışına çıkamaz. Zaman, “tevhidi” oluşturamaz. Tevhid zamanın dışında veya üstündedir.
Saf varlıklar tektir. Teklik benzersiz olmakla ilgili değildir. Teklik, terkibi bir bütünlük de değildir. Saf varlık başka bir varlıkla terkip edilemez. Zira terkip, ihtiyaç ile maluldür. Saflık (teklik) ihtiyaçtan azadedir. İhtiyaç zaman ile ilgili olandır.
Zamansız hareket, saf mekânda gerçekleşir. Mekânın zaman ile temas ettiği (ki bu temastan varlık ortaya çıkar) noktada zamansız hareketin gerçekleşmesi mümkündür. Fakat zamana bulaşmış bir mekânda özellikle varlığın kesretinde gerçekleşecek olan zamansız varlığın hareketi zamana temas edebilir. Zaman bu varlılarda cari olmadığı için hareket “zamanlı hareket” olarak tarif edilemese dahi, harekette zamanı müşahede etmek kabil olabilir.
Zamansız hareketi anlamak zordur. Zorluğun birinci sebebi, idrak itiyatlarımızın zaman mekân sarmalındaki varlığa ve bu varlıkların hareketine ve hareket özelliklerine ayarlı halde gelişmiş olmasıdır. Düşünce faaliyetimizin en önemli sınırlarından birisi, düşünce alışkanlıklarımızdır. Hareketin zamana perçinli olduğuna dair peşin fikrimizi de düşünce alışkanlıklarına eklediğimizde zamansız hareketi anlama imkânını elde edemeyiz.
Zamansız hareket gözümüzün önünde cereyan ediyor olsa dahi, kendimiz zaman içinde yaşadığımız için, hareketi, zamansız olarak idrak ve tarif etmenin zihni altyapısına sahip değiliz. Bu durum, zamansız hareketi anlamanın zorluklarından birisidir. Zamanın içinden bakarak, zamanın dışı görülemeyeceği için, zamansız hareketi fark etmeye muktedir değiliz.
*Zamansız hareketin anlaşılmasının önemli neticeleri vardır.
Zamansız hareket anlaşıldığında kâinat tasavvuru (aynı anlama gelmese de uzay-zaman tasavvuru) değişecektir. Kâinat tasavvurunun değişmesi ile beraber fizik biliminin tüm verileri değişecek veya farklı anlaşılmaya başlanacaktır.
Zamansız hareketin anlaşılması akabinde zamansız hareket ile zamanlı hareket (başka bir zaviyeden, zamansız varlık ile zamanlı varlık) arasındaki ilişki ve etki anlaşılmaya başlanacaktır. Zaman dışındaki hareketlerin zaman içinde neticeler meydana getirdiği fark edildiğinde, zamanlı hareketlerin bir kısmının açıklanamaz olduğu bu günkü bilim safhası aşılacaktır.
Varlığın müşterek alanının zaman değil mekân olduğu idrak edilecek, batının diliyle ifade etmek gerekirse yeniden kurulacak olan ontoloji, felsefe ve bilim tarihinin en sağlam zeminine kavuşacaktır. Bu mevzular, İslam İrfan Müktesebatında mevcuttur, Müslümanların yapması gereken iş ise, irfan müktesebatında mevcut olan bu seviyedeki bilgi ve ilmi, günümüzde anlaşılır ve tatbik edilebilir hale getirmek, mesela teknolojisini imal etmektir.
Zamansız hareket anlaşıldığında varlığın hareket edebilmek için zamandan başka güç kaynaklarının da olduğu kabul edilmeye başlanacaktır. Bu nokta fizik biliminin tarihi boyunca görmediği kadar büyük çapta bir hamleyi (devrimi) temsil eder.
Zamansız hareketin mümkün olması, başka bir âlemin (kâinatın) mümkün olduğunu ve şu anda bulunduğunu gösterir. İçinde bulunduğumuz kâinat ile diğeri arasındaki perdelerden (sınırlardan) birinin zaman olduğunu gösterir, bu kâinattan diğerine geçmenin zamanı aşmak (zamandan kurtulmak) ile mümkün olacağı anlaşılır.
İki kâinat (ki binlerce alem vardır) arasındaki sınırlardan (perdelerden) birisi de mekândır mutlaka. Fakat zamansız hareket sözkonusu olduğunda bu kâinatın dışına veya üstüne çıkmak bir anlık iştir ve mekânın sınır olma özelliği zaman ile birliktedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir