ZAYIFKEN KEMALİST OLMADIK GÜÇLÜYKEN Mİ OLACAĞIZ

ZAYIFKEN KEMALİST OLMADIK GÜÇLÜYLEN Mİ OLACAĞIZ
10 Kasım geldi, Müslüman entelektüellerin bazıları (mütefekkirler değil) tuhaflaştı. Murat Menteş’in yazısındaki ucubelik, Müslümanların tefekkür dünyalarına bodoslama daldı. Müslümanların zihni evrenlerinde ilk ayaklanan, “hassasiyet” oldu. Çünkü Menteş, temel hassasiyetlerden birini dinamitledi. Hassasiyet meselesi, tüm fikriyatın üzerinde mevzilenmiş, tüm fikri müktesebatın muhtevasına sirayet etmiş kıymettir. Hassasiyet, fikirden, idrakten, izahtan öncedir. Tefekkürün, idrakin, istikametin ana mecrasıdır, hassasiyet olmadan bunlar vücut bulamazlar. İslami hassasiyeti kaldırdığınızda, Kur’an-ı Kerimi okuyan Müslüman alim ile müsteşrik bilim adamı arasındaki farkı izah edemezsiniz. Zaten de böyle mi oldu ne? İslam, imandan sonra talep ettiği en mühim mesele olan hassasiyet kaybıyla okunmaya ve anlaşılmaya başlandı, her şey ile eklektik bir harmanlamaya konu olmaya başladı.
Hassasiyet meselesi her nedense pek konuşulmaz. Gündeme getirilmediği için ne olduğu bilinmez. Müslüman şahsiyet terkibindeki yeri hatırlanmaz. İdrake mukaddem olduğu anlaşılmaz. Hele de iman ile idrak arasındaki koridor olduğu hiç farkedilmez. Bu koridor ortadan kaldırıldığında imanın, idrakin mebdei ve mansıbı olduğu asla kavranamaz. Hal böyle olunca, kapitalist Müslüman, anti-kapitalist Müslüman, Kemalist Müslüman, çağdaş Müslüman ila ahir gibi ucube sentezleme (terkip etme değil) çabaları kendine yol bulur hatta “naif yaklaşımlar” olarak itibar da görmeye başlar.
Murat Menteş, 09.11.2012 tarihli, “Rahmetli Atatürk” başlıklı yazısıyla hassasiyet cinayeti işledi. Yazının muhtevasının doğru mu yanlış mı olduğundan bağımsız bir hadisedir bu… Doğru ile yanlış cetvelinin kaynağı imandır, hassasiyet ise imanın ilk tezahürüdür. Bu öyle bir tezahürdür ki, insanın kalbi ve zihni evreninde sirayet etmediği bir milimetre karelik alan bırakmaz. İman ettiğini söyleyenlerin, bağımsız akıl sahibi (yani entelektüel) olduğu bu günlerde, zihni dağınıklık ve savrukluk cirit atıyor. Hassasiyetin iman ile idrak yani iman ile akıl arasındaki irtibat olduğunu anlamayanlar, akıllarını imandan bağımsız hale getirdiklerini anlamıyorlar. İnsanın aklının Müslümanlaşmasının yani akl-ı selim haline gelebilmesinin ilk ve en mühim şartı, hassasiyettir. Akıl idrak melekesi ise, aklı Müslümanlaşmamış insanların anladıkları hiçbir şey İslam’a dair değildir. Bu sebepledir ki aklı Müslümanlaşmamış olanlara düşen mesuliyet, “tabii olmaktır”. Ne var ki “haddini bilmek” ancak akl-ı selimin harcıdır, Müslümanlaşmamış akıl, haddini bilmeyi nereden öğrenecek ki.
Murat Menteş’i “günah keçisi” haline getirmeye gerek yok. Bu mesele (Müslümanlaşmamış akıl bahsi) çok yaygın. Murat Menteş’in önemi, hassasiyet cinayetini pervasızca ve alenen işlemiş olmaktan kaynaklanıyor. Aynı hastalığa (veya sığlığa) mahkum olan insan sayısı az değil. Fakat Murat Menteş, hassasiyetsizliğin insanı nereye kadar götürebileceğini göstermesi bakımından önemli bir misal…
Yazısının başlığındaki şahıs ile ilgili güzellemeleri yaptıktan sonra, onun da tenkit edilecek yanları ve işleri olduğu noktasına geldiği anda “hassasiyetsizliğin” zirvesine çıkıyor. Hassasiyetsizliğin insanı nerelere kadar savurabileceğinin harikulade misallerinden birisidir bu. Menteş, tenkit ihtiyacını “yasak savmak” cinsinden bakın nasıl yapıyor; “Bizi en zor günlerimizde çekip çevirdi. Tamam müzikle, dille, kıyafetle, demokratikleşmeyle ilgili yanlış politikalar uyguladı.”
Tenkit konularına bakın… Müzik, kıyafet, demokratikleşme filan… İçlerinde ele gelir olan sadece dil bahsi… Hilafetin ilgası, Şeriat-ı Ahmediye’nin ilgası, tüm medeniyetin tasfiyesi gibi büyük başlıklar nerede? Hassasiyet kuşanılmamışsa veya zafiyete uğramışsa, iman ile akıl arasındaki bağ kopuyor, aradaki mesafe açılıyor. İkisi arasında bir sürü kirli, yabancı, iğrenç malzeme dolduruluyor, gerektiğinde gerçekler de çarpıtılıyor, görmezden geliniyor. Hassasiyet meselesini anlamamış insanlar kadar tehlikeli olabilecek zihni organizasyona sahip şahsı bulmak zordur.
Derdimiz Murat Menteş’in berbat yazısını tenkit etmek değil, derdimiz, nazari çerçevedeki asıl eksikliğe işaret etmek. Murat Menteş, pratikteki uçsuz bucaksız savruluşların misalini oluşturmak gibi bir ihtiyacı karşılamaktan ibaret değere sahip. Ne var ki bu ihtiyacı karşılamak hususunda yalnız değil, bol miktarda şeriki var.
Hilal Kaplan bunlardan birisi… Aslında Hilal Kaplan, Murat Menteş’in yazısına cevap niyetiyle bir tenkit yazısı yazıyor, tespitleri de dikkate değer. Kıymetini teslim etmemek gibi bir hamlık yapmak yakışmaz bize. Ne var ki Hilal Kaplan’ın 11.11.2012 tarihli yazısının başlığı olan “Atamızı Anıyoruz” ifadesi, hassasiyetsizlik değil midir? Tabii ki yazının muhtevası bu başlığı teyit etmiyor, bilakis tekzip ediyor. Bu sebeple tenkit etmememiz gerektiğini düşünenler olabilir lakin yazımızın temel bahsi “hassasiyet”… Dedik ya hassasiyet idrak ve izahtan (topluca fikirden) öncedir, öyleyse ne yazdığından ziyade “hassasiyet ayarına” bakmamız gerekiyor. Hassasiyet bahsi, mizaha, edebi sanata, mantık manevrasına müsaade etmez, bunlara konu edilemez. Hassasiyet ile iman arasındaki mesafe sıfırdır, evet hassasiyet iman değildir ama imandan ayrı da değildir. Kaldı ki imanın nerede bittiğini, hassasiyetin nerede başladığını tespit imkansızdır. Bu sebeple, haddi aşmak korkusuyla hassasiyete de imanın kıymeti tahmil edilmelidir.
Ve nihayet Yusuf Kaplan, hususiyetle Murat Menteş’in yazısını tenkit babında 12.11.2012 tarihli, “Kemalizm ve oportünizm” başlıklı yazısını yazdı. Kalemine sağlık… Yazısının hüküm kısmını iktibas etmek, meramımızı ifade etmeye kafi.
“OPORTÜNİZMİN BU KADARI!
Peki, dünyamızı ve gökkubbemizi çökerten, medeniyet iddialarımızı ve varoluş dinamiklerimizi dinamitleyen bu yakıcı gerçekler ortada iken, sözümona İslâmî çevrelere mensup -üstelik de muhalif geçinen- bazı yeni yetme yazarların, henüz bu gerçeklerle yüzleşilmemişken, bu konuda daha zırnık kadar mesafe alınmamışken, vicdanları sızlamadan ebedî şeflere rahmet okumaya kalkışmaları neyin ifadesidir öyleyse?
Elbette ki, oportünizmdir. Konformizmdir. ‘Fırsat bu fırsat’ diyerek başka yerlere atlama şark kurnazlığıdır. Pes doğrusu!”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir