Zeki ve Ahmak İnsanların Mahvettiği Ülke

Zekâ insanın doğuştan sahip olduğu keşfetme melekesidir. Gelişmesi mümkün değildir. Çoklu zekâ alanları teorisi yanlıştır. Zekâ, bölünebilir değildir ve bu sebeple geliştirilmesi imkânsızdır.

Akıl ise inşa edilir. Nüvesi potansiyel olarak vardır ama inşa edilmediği takdirde ortaya çıkmaz. Bu sebeple geliştirilmesi ve kuvvetlendirilmesi mümkündür. Esas anlama melekesi akıldır. Zekânın keşiflerini akıl kendi bünyesine alır, değerlendirir, yorumlar ve anlar. Zekânın keşifleri (elde ettiği verimleri) akıl tarafından değerlendirilmediği takdirde hiçbir işe yaramaz. Kullanılabilir hale getirilemez. Zaten anlaşılamamış demektir.


Zekâya paralel hacimde ve kuvvette bir akıl bünyesi oluşmayan insanlarda, zekânın faaliyetlerinden elde ettikleri verimleri, akıl kâfi derecede değerlendiremeyeceği için, “gerçeklik” altyapısına ve özelliklerine kavuşmayacaktır. Zekânın keşiflerinin akıl tarafından “gerçeklik zemini”ne taşınamaması halinde hayal ile karıştırılma ihtimali büyüktür. Hakikaten zekânın keşifleri akıl tarafından elden geçirilmediği takdirde gerçeklik irtibatı kurulamamış olacaktır. Gerçeklikten uzak olan zihni verimleri hayalden ayırt edebilmek fevkalade zordur. Zira hayal, gerçeklikten belli bir mesafede uzak olma durumu değil midir?

Aslında zekânın akıl süzgecinden geçmemiş olan verimleri hayal değildir ama gerçeklikle harmanlanmadığında maalesef hayal olarak görünmektedir. İşte “zeki ve ahmak olmak” tam bu noktada ortaya çıkmaktadır. Nasıl?

Zekâ kendi özelliklerine göre faaliyetini gerçekleştirir ve bir verim elde eder. Zekânın elde ettiği verim; ne hayaldir ne gerçek, ne akıllıcadır ne de akılsızcadır. Bu kavramlar çerçevesinde bakıldığında zekânın verimi nötrdür. Zekânın faaliyetlerinden elde ettiği verimler “ön anlama” cinsindendir. İlgili konudaki anlamanın tamamlanması için aklın o verimleri değerlendirmesi ve kendi özelliklerine göre mayalaması gerekir. Akıl, zekânın verimlerini işlemediği takdirde o verimler tabiri caizse “ortalıkta” kalır.

Ortalıkta kalan zekânın verimleri, zekâ tarafından ciddiye alınır. Zira onlar zekânın faaliyetleri ile elde edilmiştir. Akıl onları işlemediği takdirde ciddiye almaz. Aklın zekânın seviyesine uygun hacimde oluşmaması halinde zekânın verimlerini değerlendirme kuvvetine sahip olmadığı unutulmamalıdır. Akıl zekânın verimlerini umursamaz veya onları değerlendiremez veya ihmalinden dolayı değerlendirmezse, ortalıkta kalan verimlere sahip çıkacak olan sadece zekâdır. Aklın herhangi bir sebeple ilgisizliği neticesinde zekâ yalnız başına kendi verimlerine sahip çıkmak ve onları topluma sunmak durumunda kalabilir. Zekânın kendi verimlerini akıl süzgecinden geçirmeksizin topluma sunması çok ilginç görüntüler oluşturur. Zaten zekânın verimlerini dahi akıl topluma sunar. Normali budur. Zira akıl nasıl sunulacağını da bilir. Zekâ ise keşiflerini tüm çıplaklığı ile sunar. Akılla harmanlanmamış olan keşifler ne kadar orijinal olursa olsun komik kalabilmektedir.

Zekânın keşiflerinin veya başka cinsten verimlerinin ham haliyle ve usulüne aykırı şekilde topluma sunulması, ne kadar zekice olursa olsun akılsızca olmasına mani değildir. İşte, zeki ve ahmak olmanın misallerinden biri budur.

İnsanlar zekice bir düşünceye ahmaklık diyemedikleri için bu özelliklere sahip kişilere “hayalperest”, “maceracı”, “uçuk” vesaire gibi yaftalar yapıştırıyorlar. Zira zekâ kokan herhangi bir verim karşısında insanların başları dik duramıyor ve eğiliyor. Fakat zekânın verimlerinin ham haliyle uygulanabilme imkânının çok sınırlı olduğu doğrudur ve aklı gelişmemiş zeki insanların başarılı olmaları da mümkün olmamaktadır. Bu sebeple diğer insanlar tarafından yukarda saydığımız yaftalarla muamele görürler.

Toplumda zeki ve ahmak insanlara sık rastlanır. Zira zekâ doğuştan vardır ve yüksek zekâ sahibi insanlar ise az sayıda olmaz. Bir toplumda az sayıda olan dehalardır. Yüksek zekâ sahibi insan sayısı toplumda “sürekli görünür” olacak kadar çoktur. Doğuştan varolan zekâya sahip olmak için çalışmak gerekmez fakat gelişmiş bir akıla sahip olmak için çok çalışmak gerekir. Yüksek zekâya sahip insanların akıllarını oluşturmak ve geliştirmek için çaba göstermemeleri halinde ortaya zeki ve ahmak insan tipleri çıkmaktadır. Ülkemizde akıl konusunda kâfi derecede ve sayıda çalışma yoktur. Bundan dolayı da akıl konusu gündeme gelmemektedir. Veya tersi, yani akıl konusu gündeme gelmediği için çalışma yapılmamaktadır. Neticede sokaklar zeki ve ahmak insanlarla doludur. Oysa yüksek zekâya sahip olunmayabilir ama gelişmiş bir akla sahip olmak mümkündür. Daha doğru bir ifadeyle, çalışarak yüksek zekâya sahip olunamaz ama çalışarak yüksek akla sahip olmak mümkün olabilir. Ahmaklık, zekâ ile değil akıl ile ilgili bir kavramdır. Öyleyse, hiç kimse ahmak olmak zorunda değildir. Çünkü ahmak doğulmaz, ahmak olunur ve ahmak olmamak ise kabildir.

*

Türkiye’nin insan kaynakları maalesef, çıplak zekâ ile baş başa kalmışlardır. Akıl konusunun ne kadar az gündeme geldiği hatırlanır ve akıl ile ilgili literatürün ne kadar zayıf (hatta hiç) kaldığı fark edilirse temel bir yanlışlık olduğu anlaşılır. Batıda Rönesans’ı gerçekleştiren zekâ değil akıldır. Bunun bile fark edilememesi çok ilginçtir.

***

Kürtlerle Türkleri aynı siyasi coğrafyada beraber yaşatabilmek için Kürtleri asimile etme düşüncesi, zekice bir düşüncedir. Çünkü Kürtler asimile edildiğinde ülkedeki nüfus yeknesak (homojen) hale gelecek ve Kürtler ile ilgili bir problem çıkmayacaktır. Ancak akıl bunu reddeder. Kürtlerin asimile edilmesi, tabi gerçekliklerinden uzaklaşmaları manasına gelir. Bu durumda Kürtler, kendi hususiyetlerini kaybedip Türklerin özelliklerini kuşanmak durumunda kalır. Bir topluluğa böyle bir uygulama yapmak aklın verilerinden ve tekliflerinden değildir. Zira akıl, her varlığın kendi hususiyetlerini muhafaza ederek hayatı yaşamasını mümkün ve gerekli görür. Asimile etme çabası neticesinde ülkede bugün bir KÜRT MESELESİ vardır. Kürt meselesi, ülkede siyasi rejimin bizzat ürettiği bir problemdir.

Kürtleri asimile etme düşüncesinin zekice olması, bu uygulamanın başarılması için kafi değildir. Asimilasyon uygulamalarına karşılık Kürtlerin akıllarının dimdik ayağa kalkacağını anlamayan kemalister, ne kadar zeki iseler o kadar akılsız yani ahmaktırlar.

*

Müslüman kadınların tesettürüne (aktüel haliyle başörtüsüne) karşı çıkmak ve tüm kadınların kendilerinin istediği (Kemalistlerin istediği) gibi giyinmesini talep etmek zekicedir. Zira İslam’ın ahlak ve iffet anlayışında tesettürün bulunduğu ve ahlak ve iffetin görünür halinin tesettür olduğu bilinir. Buna karşı çıkarak ve toplumun tamamını tesettürden uzaklaştırarak, İslam’ın ahlaksızlık ithamından kurtulmanın yolunu aramaktadır. Tek kıyafet tek ahlak anlayışı ile hem toplumda canlılığını devam ettiren İslam’ın ithamından kurtulmakta ve hem de kendi ahlak anlayışını (çağdaşlık vesaire) topluma empoze etmektedir. Bu haliyle bakıldığında zekice bir yaklaşımdır. Fakat akıl bunu hazmedemez.

Cemiyette farklı hayat gerçeklikleri ve buna bağlı olarak farklı ahlak anlayışlarının bulunması kaçınılmazdır. Kemalist yaklaşım, kendi ahlakını üretemediği için İslam ahlakına alternatif bir hayat ve ahlak teklif edememekte, bu sebeple de ülkedeki tek ahlak olan “İSLAM AHLAKINI” DA ortadan kaldırmak ve görünür olmasına mani olmak istemektedir. Aklın hayattaki ve fikirdeki çeşitliliğe doğru aktığını ve beslenme kaynaklarından birinin de çeşitlilik olduğunu bilmeyenler, tek ahlak icbarının devam edebileceğini zannediyorlar.

*

Ülkede kurulan siyasi rejimin (kemalizmin) varlığını ve hayatiyetini devam ettirebilmesi için sayısız tedbirler alan ve tüm tedbirlerin zirvesine de orduyu rejim muhafızı olarak diken anlayış, zekicedir. Farklı sahalardan gelecek tehditleri göğüsleyebilmek için hukuku rejime bağlamak, rejimi vatan ile özdeşleştirmek, vatanın tek muhafızını ordu olarak göstermek gibi zekice kurgular üretmiştir. Laik rejim için ölmenin şehitlik sayılmasını kim zekice değil diye eleştirebilir? Fakat aklın bunları anlaması ve kabul etmesi kabil değildir.

Siyasi rejim ile vatanın başka şeyler olduğu, millet için kemalizmden daha iyi bulunduğu, ordunun görevinin sınırları korumakla sınırlandırılması gerektiği, siyasi rejime karar vermesi gerekenlerin halk ve onun temsilcilerinden başka kimsenin olamayacağı akıl tarafından zor anlaşılır konular değildir. Hiçbir akıl, nüfusu seksen milyona ulaşmış bir ülkede tatbik edilecek sistemi, birkaç bin kişinin (niteliği ister Kemalist ister başka şey olsun) tercih edeceğini kabul edemez. Böyle bir rejim kurulduğunda adının oligarşik düzen olacağını anlamayacak akıl organizasyonu fazla değildir.

*

Siyasi rejimin korunması için devlet içinde mafya çeteleri kurmanın zekice bir düşünce olduğu doğrudur. Zira kanunsuzluk yapabilmenin en uygun yerinin devletin içi olduğu açıktır. Devlet içinde yuvalanan kahrolası illegal oluşumları arayıp bulacak ve cezalandıracak kuruluşlar da devlet içinde olduğu için açığa çıkmadan ve hoyratça cinayet işleyebilmekte ve katliamlar yapabilmektedir. Zekice bir düşünce değil midir bu? Hukukun yetersiz kaldığı düşünülen yerlerde hukuk dışı yollarla problemleri çözmek (insanları öldürmek) çok kestirme yoldur. Zekice olmadığını kim söyleyebilir bu düşüncenin?

Lakin akıl bu yolları, biraz geç olsa da mutlaka keşfeder.

Akıl, hukukun yetersiz kaldığını kabul etmez. Gerçekten hukuk yetersiz kalıyorsa, hukukta problem vardır. Hukukun değişmesi gerekir. Hukuk değiştirilir ve yola devam edilir. Ne olursa olsun hukukun yetersizliğinden bahsetmek hukuk dışılığa kapı aralamaz. Akıl, nizamın peşine gider. Hukuk dışı yolların kullanıldığını keşfeden akıl artık o ülkede bir siyasi rejim sorunu olduğunu kabul eder. Zeki siyasal kurgulayıcılar aklı fazla küçümsediler. Zira bu günün Türkiye’sinde siyasi rejimin çözmek için uğraştığı problemlerin tamamı devam ettiği gibi uyguladıkları metotlar yüzünden bir de siyasi rejim problemi meydana çıkmıştır. Siyasi rejim problem olarak gördüğü konuları çözemediği gibi bir de kendini gayrimeşru hale getirmiştir. İşte ZEKİ AMA AHMAK İNSANLARIN ELİNDE ÜLKENİN GELDİĞİ NOKTA… Kemalistleri bu maharetlerinden ve başarılarından dolayı kutlamak lazım…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir