ZEMZEM TETKİKLERİ VE İSLAM’IN İKİNCİ ÇAĞI

ZEMZEM TETKİKLERİ VEYA İSLAM’IN İKİNCİ ÇAĞI
Önce dikkat çekici hadiseyi hatırlatalım, zemzem hakkındaki tetkiklerde muhteşem neticeler elde edildi. Kur’an-ı Kerim ve ezan okunduğunda zemzem kristallerinin parlaklaştığını, çan sesinde karardığını tespit edenler, Müslüman ilim adamları değil gayrimüslim bilim adamları… Tetkik usulleri ise pozitif bilimin metodu… Dikkat çeken başka bir husus, bir damla zemzem, yüz katı ve bin katı suya karıştırıldığında tamamını kendine (zemzeme) tahvil etmesi… Yine tatbik edilen usul, pozitif bilimin metodu… Başka hususiyetleri de keşfedilmiş zemzemin ama bu ikisi üzerine söyleyeceklerimiz zaten yeterince fazla, şimdilik bunlarla iktifa edelim.
Herkes zemzemin hususiyetlerini hayranlıkla okuyor ve konuşuyor ama bu arada esas mesele dikkatten kaçıyor, esas mesele zemzem değil, Kur’an-ı Kerim yani hakikatin yeryüzüne indirilmiş hali. Zemzemin, Kur’an-ı Kerim ve ezan sesini tanıması, ona meyletmesi, onlar okunurken zevke gelmesi (parlaklaşması) tabii ki zemzemin hususiyetlerini gösterir ama ondan daha önemli olan Kur’an-ı Kerim’in hususiyetini ve kıymetini göstermesidir. Tam bu noktada ifade etmek gerekiyor ki, kainattaki tüm varlıklar Kur’an-ı Kerim’i yani kendilerini yaratanın kelamını tanır, hepsi de müspet tepki verir. Zemzemin kainattaki varlıklardan farklılık arzeden hususiyeti, kaynağı cennet olması, bu sebeple cennet metaı olması sebebiyle, Kur’an-ı Kerim’e daha bariz, daha kolay tespit edilebilir şekilde tepki vermesidir. Ahiret (özellikle de cennet), bu dünyaya göre hakikatin daha kesif tecelli ettiği bir alemdir, bu sebeple cennet metaı, canlı veya cansız olsun, hakikati daha fazla tanır, ona daha fazla müspet ve daha bariz tepki verir, bu sebeple de tespiti daha kolaydır.
Kur’an-ı Kerim’in tesiri, her varlık cinsi için tetkik edilebilir, mesela bir bitkiye Kur’an-ı Kerim dinlettiğinizde daha güzel olduğunu, daha hızlı geliştiğini, daha güzel koktuğunu, daha leziz meyve verdiğini göreceksiniz. Meselenin öncelikle zemzem değil Kur’an-ı Kerim olduğunu, Kur’an-ı Kerim’in her şeye mutlaka tesir ettiğini bilmeli, asla unutmamalıyız. Calib-i dikkat bir husustur ki Kur’an-ı Kerim, kainattaki her varlığa müessirdir ama bunun tek bir istisnası vardır, o ise insandır. İnsan, zalim, cahil ve nankördür, insan Kur’an-ı Kerim’e yönelmezse (iman etmezse), Kur’an-ı Kerim ona yönelmiyor, tesir etmiyor. Bu da imtihan sırrına dahildir, zira insanı da doğrudan etkileseydi dünyada kafir kalmazdı.
Zemzemin katıldığı her suyu (miktarına bakılmaksızın) kendine dönüştürmesi meselesi, doğrudan zemzemin hususiyeti olmak bakımından ayrıca önemli… Yeryüzünde (ve kainatta) böyle bir madde (varlık) bulmak kabil değil. Hiçbir şartta etkilenmemek ama her şartta etkilemek… Bu hususiyet, içinde yaşadığımız kainatın özelliği değildir, bu kainatta her şey, hem etkiler hem de etkilenir. Az veya çok etkilenmesi, az veya çok etkilemesi başka bir konudur, mesele mutlaka etkileme ve etkilenme özelliğinin olmasıdır. Hiçbir şartta etkilenmemek ama her şartta etkilemek, cennet metaı olduğunun bariz delilidir. Cennet metaı olmakla, hakikatten daha fazla etkilenmiştir, hakikatten etkilenme nispeti arttıkça, diğer her şeyden etkilenme nispeti azalır. Bu hususiyet sadece zemzeme münhasır değildir, Müslüman şahsiyeti de aynen böyledir, Müslüman, hakikatten (Kur’an-ı Kerim’den) ne kadar etkilenirse, diğer varlıklardan etkilenme nispeti azalır ama onları etkileme gücü artar. İşte mümin şahsiyetinin tarifi budur; hiçbir şeyden etkilenmeyecek ve her şeyi etkileyecek kadar Kur’an-ı Kerim’den etkilenmek… Dikkat… Cenneti hak etmek tam olarak böyle bir şey değil midir?
*
Zemzem araştırmalarını gayrimüslim bilim adamlarının yapması Müslümanlar için yüz kızartıcı bir hadise. Pozitif bilimin mensupları böyle bir araştırma yapıyor, hem de kendileri açısından şaşırtıcı neticeler bulabileceklerini düşünerek bu işe girişiyor. Müslüman ilim adamları ise kaynağının cennet olduğunu bildikleri zemzem hakkında bir araştırma yapmayı düşünmüyor, pozitif bilim adamlarından daha mı pozitif anlayışa sahipler acaba? Batının etkisi bu kadar derin ha… Bu tür hadiseleri gördükçe insanın çıldırmamak için özel çaba sarfetmesi gerekiyor. “Kainatta hiçbir şey yok ki Allah’ı zikretmesin”. Bu ölçüyü bilen Müslüman ilim adamları nasıl olur da böyle araştırmalar yapmaz?
Allah’ın hikmetine bakın ki, gayrimüslim bilim adamları eliyle İslam’da (Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’de) mahfuz bulunan mucizeleri izhar ediyor. Ateist ve materyalistlerin kendi zihni evrenlerine hapsolmasına, her şeye rağmen Allah’a inanmamasına bakmayın, zemzem araştırmalarının neticeleri materyalizmin iflasıdır.
*
İslam, tarihindeki ikinci büyük doğumuna hazırlanıyor. Allah, doğrudan doğruya dinindeki mucizeleri izhar etmeye başladı hem de Müslümanlara rağmen, Müslümanların idrak zafiyetine rağmen. “İslam, muhtevasındaki manayı zamana saçmaya, zamanı tohumlamaya başladı”. Yazarın bu sözü artık aleni şekilde, müşahhas olarak zuhur ediyor. On dokuz ve yirminci asır boyunca perdeler arkasına çekilen “hakikat”, bariz ve güçlü şekilde avdet ediyor, tecelliye geliyor.
Her alanda, her anlamda aklı patlatacak gelişmeler yaşanacak. Artık hakikat, keskin idrak sahiplerinin derin tefekkür gayretleriyle ulaşılacak kadar uzak değil, her seviyede zeka ve aklın farkedebileceği kadar yakın…
Araştırmayı yapan bilim adamının en dikkat çekici sözü şuydu; “Müslümanların niçin hastaları tedavi etmek ümidiyle Kur’an-ı kerimden sûreler okuyup, suya üflediğini daha iyi anlıyorum”. Yıkılan İslam medeniyetinin enkazındaki çürümüş, yozlaşmış, istismar tatbikatları haline gelmiş olan, ismi de “üfürükçülük” olarak konulan ve Müslümanları tahkir için kullanılan bu vakıa, İslam İrfan Müktesebatının cahil halk elindeki yobaz tatbikat misallerine bakılarak reddedilmiştir. Bunu yapanların bir kısmının Müslüman fikir ve ilim adamı olması ise dikkat çekicidir. Cahil halk elindeki yozlaşmış misale bakan sözde Müslüman fikir ve ilim adamları, Kur’an-ı Kerim’in kainattaki her şeye tesir eden bir hakikat (bir nur) olduğunu anlamayacak kadar seviyesizleşmiştir. İstismarcılara bakıp, tesirin o serserilerden kaynaklanamayacağı gerçeğine kilitlenen seviyesiz akıllar, Kur’an-ı Kerim’in, o tür serserilerden müstakil olarak müessir olan bir hakikat olduğunu anlamaktan aciz kalmıştır. Bu seviyesizliklerinden dolayı (meseleyle ilgili) Sünnet-i Seniyyeyi inkara kadar savrulmuşlardır. Vahamete bakın ki, hakikatin tecellisi, hakikati temsil iddiasındaki adamlar tarafından engellenmiştir.
Tam bu noktada hakkını teslim etmemiz gereken biri var, Haki Demir. Haki Demir, www.fikirteknesi.com sitesinde yıllardır yazdığı yazılarda ve yayınladığı “e-kitaplarda”, bu hakikate dikkat çekmek için çırpınıyor. İslam Medeniyet Tasavvuru serisinden iki cilt (Terkip ve Tasavvur ile İnşa Muhafaza Tecdit ciltleri), Ak-ı Selim bahsinde (Akl-ı selim ile aklın farkları) bir cilt, İslam Maarif Anlayışı bahsinde (İslam Maarif Anlayışı) bir cilt, yine İslam Maarif Anlayışı bahsinde tefrikasına başladığı Talim ve Terbiye Süreçleri isimli bir ciltte ısrarla ve derinliğine bahsettiği bu hususlar dikkatlerden kaçıyor. Zemzem araştırması gibi müşahhas verilerin olmadığı bir zamanda İslam’ı derinliğine anlayarak elde ettiği verimler ve imal ettiği fikirler, meseleyi çok daha önceden görmemizi sağladı. “Talim ve Terbiye Süreçleri” isimli kitabın tefrikasında (seri yazısında), ruhun Kur’an-ı Kerim’i anlayacağını, Arapça aslından okunmasını, bebeğin ana rahminde ruhla buluştuktan sonra Kur’an-ı Kerim tilaveti ve tevhid kelimesi zikri yoluyla “ruhi talim”e tabi tutulması gerektiğini söylüyor. Burada nakletme imkanımızın olmadığı bu yazılar ve kitaplar tetkik edildiğinde görülecektir ki, İslam’ı derinliğine anlayanlar için hiçbir şey şaşırtıcı değil.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir