CHP Hakkında Kısa Bildiri “CHP TASFİYE EDİLMELİDİR”

CHP TASFİYE EDİLMELİDİR

TAKDİM
Osmanlı, İslam Medeniyet silsilesinin son halkası ve Sahabe-i Kiram’dan sonraki zirvesidir. Osmanlı, Batılılaştırarak asli hüviyetinden koparılmak istenmiş, bu gerçekleştirilemediği için yıkılması tercih edilmiştir.
Osmanlıyı yıkmak isteyenlerin İngiltere başta olmak üzere Batılı güç merkezleri olduğu malumdur. Bu operasyonu dahilde gerçekleştiren örgütün adı ise CHP’dir. CHP, yeni bir devlet kuran siyasi parti değil, dünyadaki son “medeniyet devleti” olan Osmanlıyı tasfiye eden örgüttür.
Osmanlı sadece bir devlet değil aynı zamanda bir medeniyettir; daha veciz bir ifadeyle Osmanlı, bir “medeniyet devleti”dir. Hedef, sadece Osmanlı devletinin yıkılmasından ibaret değildir, esas maksat İslam Medeniyetinin tasfiyesidir.
Osmanlının yıkılması, Türk-İslam tarihini durdurmuştur, bu kadar büyük bir felakettir. Türk-İslam tarihinin yeniden başlaması ve tarihi akışın asli mecrasına avdet etmesi için CHP’nin tasfiyesi şarttır.
*
CHP ile ilgili yazılacak tenkitler bir külliyat çapına ulaşır, burada temel teşhisleri ifade ettik.

CHP’NİN İLKELERİ

CHP’nin asli hüviyetini teşhis ve hedeflerini tespit için kullanılacak on sekiz ilke mevcuttur; bunların altısı husumet, altısı muhabbet, altısı ise hareket ilkeleridir… CHP’nin “altı ilkesi-oku”, kendini tarif etmeye kafi değildir, altı oktan mülhem, üç sahada sahip olduğu altışar temel ilke tespit edilmiştir.
Husumet ilkeleri; İslam düşmanlığı, millet düşmanlığı, devlet düşmanlığı, tarih düşmanlığı, gelenek düşmanlığı ve aile düşmanlığıdır.
Muhabbet ilkeleri; yobaz Batıcılık, sapkın laiklik, suni ideoloji, sahte kahramanlık, bohem hayat ve müfsit akıldır.
Hareket ilkeleri; ezberci kadro, ithal kibir, ahlaksız tavır, zalim idare, yıkıcı hareket ve kültür ajanlığıdır.

Husumet ilkeleri

1-İslam düşmanlığı
CHP’nin asli hüviyeti İslam düşmanlığıdır. Varoluşunu İslam düşmanlığı ile göstermiş, bunun için elinden gelen her şeyi yapmıştır. Yapmak istedikleri yaptıklarından ibaret değildir, yapmadıkları yapamadıklarıdır, yani güç yetiremedikleridir. Kuvvet ve fırsat bulduklarında İslam’ın tasfiyesi için yapabilecekleri işler, İslam tarihinde görülmemiş derecede ağır ve vahşidir. Hilafet ve Şeriat’ın ilga edilmesi, İslam tarihinde emsali olmayan bir husumettir.
CHP ve arkasındaki karanlık mahfiller, İslam’ı tasfiye edemeyeceklerini anladıkları için onu tahrif etmeye yönelmiş, asli mihrakından koparmayı ve anlamsızlaştırmayı tercih etmiştir. Kur’an-ı Kerim’in ve ezanın bile asli hüviyetinden koparılarak tahrif edilmesi maksadını ifşa etmiştir.
CHP’nin asli hüviyeti İslam düşmanlığıdır. İslam dışındaki tüm husumetleri, İslam’a olan düşmanlığının tezahürü ve tatbikatıdır.

“Sen onların dinlerine-milletlerine tabi olmadıkça ne yahudiler, ne de hıristiyanlar senden asla hoşnud ve razı olmayacaklar.” (Bakara suresi, 120. Ayet)

2-Millet düşmanlığı
Türkler Müslümandır, hem de İslam’ın muhafızı olacak kadar iman ve ceht sahibidir. İslam’ın zuhurundan birkaç asır sonra bu ulvi vazifeyi “mefkure” kabul etmiştir. Osmanlının yıkılması, milletin İslam’ın muhafızı olma hususiyetini ortadan kaldırmaz. Bu sebeple CHP millet düşmanıdır. Zira Osmanlının tasfiyesi kafi gelmemiş, milletin kalbini sökmeyi amaç edinmiştir.
Milletin kalbine ve hayatına yerleşen İslam’ı tamamen tasfiye etmek, dehşetengiz bir millet düşmanlığı halini almış, milletin sahip olduğu tüm kıymet ölçülerini önce yasaklamış, sonra tahkir etmiştir. İslam, bu milletin kalbinden sökülüp atılmadığı müddetçe Batının en büyük düşmanı olmaya devam edecektir, ne tesadüftür ki CHP de için de durum aynıdır.

3-Devlet düşmanlığı
Türk-İslam tarihinde üç kıymet birbirinden ayrılmamıştır; İslam, millet, devlet… İslam milletimizin ebedi mefkuresidir, millet İslam’a ebediyen teslim olmuştur, devlet ise bu ikisini muhafaza eden büyük kuvvet terkibidir. Bu üç kıymet arasındaki imtizaç devam ettiği müddetçe CHP, en büyük devlet düşmanlarından birisidir.
CHP, bir müddet devleti ele geçirmiş, İslam ve millet düşmanlığını devletin tüm kodlarına işlemiş, bu ülkede devlet ile milleti birbirine düşman etmiştir. Devlet, İslam’a ve millete düşman olduğu müddetçe CHP’nin dostudur, İslam’a ve millete dost olduğu müddetçe CHP’nin düşmanıdır.
CHP tarafından devletin kodlarına işlenen İslam ve millet düşmanlığı devam etmektedir. Kodların devamına rağmen “ehl-i salat” birinin iktidar olması, CHP’nin devlet düşmanı olması için kafi gelmektedir. Devletteki CHP kodlarını devam ettiren iktidarlara bile düşman olması, asli hüviyetini göstermesi bakımından ibretamizdir.

4-Tarih düşmanlığı
Milletimizin Müslüman olması bin yılı aşmıştır. On iki asırlık iman, insanın ruhu ile birlikte bedenine de sirayet eder, etmiştir de… Mesela bu milletin dini hassasiyeti olmayan fertleri bile domuz eti yiyemez, yediğinin domuz eti olduğunu söylediğiniz anda gayriihtiyari olarak kusar. Bin yıllı, bir milletin ruhen ve bedenen Müslüman olması için kafi ve hatta fazladır. CHP’nin tarih düşmanlığı, milletimizin İslam ile imtizaç etme sürecini dikkatlerden uzaklaştırmak içindir.
Milletimiz, Müslüman olduktan sonra medeniyet inşa etmiştir, bu sebeple medeniyet tarihimiz İslam tarihidir. Zaten “millet” olmak, bir medeniyete mensup olmakla kabildir. Türkler, Müslüman olduktan sonra İslam medeniyetine mensup olmuş, bin yıldır o medeniyeti inşa ve muhafaza yoluyla devam ettirmiştir. Keza İslam ile dünyanın en büyük devletini kurmuştur.
Batı, İslam’a ve İslam medeniyet ve devletine düşmandır. Zira Batının menfaatlerinin önündeki tek engel İslam ve dünya çapındaki İslam devletidir. CHP, milletimizin İslam’dan uzaklaşmasını ve dünya çapında bir devlet kurmasını engellemek için Batılı mahfillerin içimizdeki muhafızlarıdır. CHP’nin tarih düşmanlığı, İslam düşmanlığının bir tezahürüdür, zira tarihimiz, İslam ile dünya çapında devlet kurduğumuzun misalidir.

5-Gelenek düşmanlığı
Gelenek; kıymet ölçülerinin, yüksek tatbikat yoğunluğunda nesiller arası nakil yoluyla milletin ruhuna sirayet etmesidir. Gelenek, milletin her ferdine ve hayatın her sahasına şamil olmak bakımından nazariyat ile tatbikatı muhtevi kıymet ölçüleri haznesidir.
İslam, bin küsur yıldır gelenekleşerek milletimizin mizacına ve hayatına sirayet etmiştir. Milletimiz, İslam’ı, gelenekleştirerek ruh dünyasında ve hayatında derinleştirmiş, tahkim etmiş ve kalıcı hale getirmiştir. Atasözlerimizin ciddi bir kısmı bile ayet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere dayanmaktadır. Gelenek, ateisti bile Müslüman reflekslere sahip kılmış, İslam’ın tasfiyesini imkansızlaştırmıştır.
Batı, geleneklerin tasfiye edilmediği takdirde milletimizin İslam ile irtibatının koparılamayacağını anlamış, bu sebeple geleneklerimizi resmi olarak yasaklatmak ve içtimai olarak tahkir etmek yoluna gitmiştir. Bu operasyonun dahildeki Truva atı CHP’dir. CHP’nin gelenek düşmanlığının hedefi, geleneklerimizin temelinde ve kaynağında bulunan İslam’dır.

6-Aile düşmanlığı
Aile, cemiyetin (milletin) tohumudur, tohum ne kadar sağlam ve sıhhatliyle cemiyet de o derecede sıhhatlidir. Topyekun cemiyete dönük ifsat hareketlerinin tesirsiz kalması, aile müessesesini imha ve ifsat etmeyi gerektirmiştir.
İslam, gelenekler marifetiyle ailede yaşamakta, aile vasıtasıyla yeni nesillere intikali sağlanmaktadır. Batı, aile efradını birbirinden ayırmak ve tek tek avlamak için aile müessesesine dönük ağır ve yoğun bir kültürel operasyon yürütmektedir. Aileyi oluşturan erkek ve kadın birbirinden bağımsızlaştırılmakta, evlat ile ebeveyn birbirine yabancılaştırılmaktadır.
Aile müessesesi, İslam’ın, milletin ve geleneklerin merkez üssüdür. Aile müessesesinin çözülmesi ve dağılması, İslam’ın tasfiyesi için milletin merkez üssüne yönelik saldırıdır. CHP’nin aile düşmanlığı, Batılı dostlarıyla paraleldir. CHP, kültür emperyalizmini sürdürebilmek ve kültür işgalini gerçekleştirebilmek için aile müessesesini dağıtmakla vazifeli dahildeki işbirlikçidir.

Muhabbet ilkeleri

1-Yobaz Batıcılık
CHP, sadece Batıcıdır, Batıyı anlamak için en küçük bir çaba sahibi olmaksızın… Batıda her ne varsa bu ülkeye taşımayı amaç edinmiştir. O kadar Batıcıdır ki, Batının marazlarını (hastalıklarını, problemlerini) bile taşıma gayretindedir. Batının kendi içinde çözmek için uğraştığı problemleri, Batıda olduğu için problem olarak dahi görmeyen ve olduğu gibi ithal etmeye çalışan bir zihni köledir.
Batıyı sorgulamayan, sorgulamanın lüzumuna bile inanmayan, Batılı metinleri ezberleyerek Türkiye’ye taşımaya çalışan yobaz Batıcılık hastalığına yakalanmıştır. Her milletin farklı bir hayat anlayışı ve altyapısı olduğunu bile görmeyen, umursamayan, tek vazifesi Batılı efendilerine hizmet etmek olan bir yobazlık türüne sahiptir.
Batılı metinleri ve davranışları “tekrarlamaktan” zevk alan bir zihniyete sahiptir. Batılı metinlerin ve davranışların ülkemizin gerçekleriyle çatışmasını umursamayan, kültür çatışması zuhur ettiğinde ise milletimizi tahkir eden bir “yabancı”dır. Milletine yabancılaşmaktan rahatsız olmayan, tam aksine suni şekilde zevk alan bir duygu dünyasına savrulmuştur.

2-Sapkın laiklik
Laiklik, din ile devlet (ve dünya) işlerinin birbirinden ayrılması ve dinin devlet ve dünya işlerine müdahalesinin önlenmesidir. Dinin, devlet ve dünya işlerinden tamamen uzaklaştırılmasının kabulü, onun tamamen yanlış olduğuna inanmayı gerektirir. Zira “yanlış” olmadığına inanılan bir ölçüler manzumesinin devlet ve hayattan uzaklaştırılması muhaldir. Dinin “mutlak yanlış” olduğunun kabulü, onu şeytanlaştırmaktır, zira tamamen yanlış olan ve yanlışı temsil eden şeytandır.
Laiklik, Avrupa’da, muharref Hıristiyanlığın tamamına yakınının yanlış olmasından kaynaklanmıştır. Avrupalı için Hıristiyanlığı devlet ve hayattan uzaklaştırmak zaruret haline geldiği için laiklik bir ihtiyaçtır. Buna rağmen Avrupa da bile, tam laik olan tek ülke Fransa’dır, diğer ülkeler, Hıristiyanlıktaki az sayıda doğrudan vazgeçmemiş ve Türkiye’ye ihraç ettikleri laiklik anlayış ve tatbikatını hayatlarından uzak tutmuştur.
CHP, Batıda Hıristiyanlığa dönük itiraz metinlerini tetkik etme ihtiyacı duymaksızın, yerine İslam yazarak ithal eden, İslam’ı “mutlak yanlış” olarak gören ve bu sebeple devlet ve hayattan uzaklaştırmayı hedef edinen yobaz laikçidir. Laiklik, dine karşı değil, muharref Hıristiyanlığa karşı geliştirilmiştir ama CHP için bu önemli değildir, zira o, genetik olarak İslam düşmanıdır.

3-Suni ideoloji
CHP’nin bir dünya görüşü yoktur, hatta herhangi bir mevzuda küçük bir fikir kırıntısı bile yoktur. Hiçbir CHP’li, kendine ait keşif ve telif ettiği (onların diliyle orijinal) bir fikre sahip değildir. CHP’nin ve CHP’lilerin beyanlarındaki her cümle ithaldir. Altı ok ile ifade edilen ilkeleri de kendilerine ait değildir, onları da Batıdan ithal etmişlerdir.
Türkiye’de sol hareket CHP’yi ele geçirerek ona “fikir aşısı” yapmayı denemiştir. Fakat ülkemizdeki sol hareket de ithalcidir ve tamamen Batılı metinlere bağlıdır ve onları ithal etmekten başka bir becerileri yoktur. CHP, kuruluşunda sadece Batıcıdır, sol ile izdivacından sonra Batının sosyalist metinleriyle harmanlanmaya çalışılmıştır. Ne var ki CHP ile sosyalist metinlerin harmanlanması sıhhatli olmamış, ikisinin müşterek hususiyeti olan Batıcılık hakim şekilde devam etmiştir.
Sosyalist metinlerin “enternasyonal” mahiyetine rağmen CHP ulusalcıdır. Ulusalcılık, ırkçılığın (faşizmin) perdelenmiş ifade şeklidir. Netice itibariyle CHP, hiçbir dünya görüşüne sahip olmayan, orijinal tek bir fikri (cümlesi) bile bulunmayan suni ideolojiye mahkumdur. Suni ideoloji, eklektik (ve tabii ki tezatlarla malul) bir ezbercilik ve ithalatçılıktır.
CHP, suni ideolojisini tabanına kabul ettirmiş, tabanında “suni zihin” inşa etmiştir. İktidarda olduğu dönemlerde suni ideolojisini tüm millete kabul ettirmek için ağır zulümler yapan CHP, kendi tabanıyla birlikte milletten ayrışmış ve suni bir gerçeklikle yaşamaya devam etmiştir.

4-Sahte kahramanlık
Suni ve tezatlarla malul bir ideolojinin insanları ikna etmesi beklenemez. CHP, bir proje örgütü olarak kendini kabul ettirmek, bir zamanlar iktidarını sürdürmek, şimdi de varlığını korumak için etkili bir şeylere ihtiyaç duymuştur. “Kahramanlık” hikayesi uydurmak bu ihtiyacı karşılamak içindir.
İstiklal Harbi, kahraman milletimizin tarihe geçen şanlı bir mücadelesidir. Bu mücadeleyi sadece bir kişiye mal etmek, tüm milletin hakkını gasp etmektir. Atatürk’ün, millete rağmen ülkeyi kurtardığını bile söyleyecek kadar saçmalayan CHP, ölçüyü aştığı oranda “sahte kahraman” üretmiştir.
İstiklal Harbi, Batılı işgalcilere karşı kahraman milletimizin tarihi mücadelesidir. CHP, İstiklal Harbinden sonra, kendilerine karşı savaştığımız Batılı ülkelerin tüm değerlerini namluyla bu millete kabul ettirme yolunu seçmiştir. Savaştıklarımızı “efendi” mevkiine koyan CHP, insan tabiatının bu tezadı kabul edemeyeceği ve taşıyamayacağı gerçeğini, tatbikatını namluyla yaparak kırmaya çalışmıştır.

5-Bohem hayat
Suni ideoloji ve suni zihin ile hayatı sıhhatli ve doğru yaşamak muhaldir. Suni ideoloji, sayısız tezat ihtiva eder, insan tabiatı o kadar çok tezadı taşımaz. CHP, suni ideolojine uygun bir suni zihin inşa etmiş, onunla hayatını sürdürmeye çalışmıştır. Bu kadar derin tezatlarla yaşamak ancak bohem hayatı ile mümkündür.
Bohem hayat, tezatların zorladığı insan zihninin, kuralsız bir hayata savrulmasıdır. Mesela CHP’nin ve CHP’lilerin içkisiz bir hayatı yaşaması, hatta hayal bile etmesi imkansızdır. Zira akıl ve iradenin birbiriyle mütenasip şekilde çalışması, tezatların telafi edilmesi şartına bağlıdır. CHP, bohem hayatına mecburdur.
Bohem hayat, tabiatı itibariyle tezatlardan zevk almaktır. Tezatlardan kurtulamayan CHP, varlığını ve hayatını sürdürebilmek için onlardan zevk almayı tercih etmiştir. Bohem hayat bağımlılığı, içki veya uyuşturucu bağımlılığından daha beterdir, zaten onları da ihtiva eder.
Bohem hayatı kendiyle sınırlı şekilde yaşayanlar sadece kendilerini helak eder. CHP, insanlık tarihinde belki de ilk defa bohem hayatı siyaset tarzı haline getirmiştir. Bu sebeple CHP’nin bohem hayat bağımlılığı ve muhabbeti, milletimizi çürüten bir kültürel misyonerlik halini almıştır.

6-Müfsit akıl
Kültürel Batı köleliği, suni ideoloji ve zihin, sahte kahramanlıkla malul bir siyaset, kendi milletine yabancılaşma ve düşmanlık, kaotik bir akıl yapısı ortaya çıkarır. Neyi neden istediğini bilmeyen, zıt talepleri aynı anda ileri sürebilen, bohem hayat ile zehirlenmiş bir akıl, siyasi ve içtimai altyapıyı ifsat etmekten başka bir yol izleyemez.
CHP aklı, mahkum olduğu tezatları anlamaktan aciz, kaçınılmaz olarak ezberciliğe mahkum, İslam ve millet düşmanlığından başka bir dayanağı olmayan hezeyan kumkumasıdır. Genelevini savunacak kadar ne dediğini bilmez bir ifsat merkezidir ama aynı zamanda kadın haklarını savunur. Bunların birbiriyle tezat teşkil ettiğini hem anlamaz hem de umursamaz.
CHP aklının dayandığı tek merkez vardır; İslam düşmanlığı… İslam’a aykırı olan her şeyi savunan CHP aklı, insanlıktan ne kadar uzağa düştüğünü bile dert etmez.

Hareket ilkeleri

1-Ezberci kadro
CHP’nin siyasi kadroları ezbercidir fakat kötü bir ezbercidir. Batı değerlerini ezberleyen, onları da yarım ezberleyen, Batının kendi içindeki tezatları da umursamadan ezberleyen bir kadroya sahiptir. Batının kendi içinde çözmeye çalıştığı tezatları birer çözümmüş gibi ezberleyen CHP’nin siyasi kadroları, ülkemize çözüm yerine problem ithal etmektedir.
CHP’nin arka bahçesini oluşturan kültür kadrolarının siyasi kadrolardan tek farkı, Batıyı biraz daha fazla okumuş olmasıdır. Batıyı daha fazla okumuş olmak, kültür kadrolarını daha fazla ezbere sahip hale getirmektedir. CHP’nin siyaset ve kültür kadroları arasındaki tek fark; ezber miktarındaki farklılıktır.
Sadık birer misyoner gibi sadece Batılı değerleri tekrar eden CHP, onların bu ülkedeki problemlere çözüm yerine yeni problemler ürettiğini fark etmeyecek kadar ezbercidir. Problemlerin teşhisinden bile habersiz olan CHP kadroları, teşhis olmadan tedavi yapılamayacağını anlamaktan acizdir.
Ezberci kadrolarla meseleleri konuşmak, çözüm yolları aramak, birlikte çalışmak imkansızdır. Bu sebeple CHP’yi tasfiye etmekten başka yol yoktur.

2-İthal kibir
Batı, önce ahlaksızdır, ahlaksızlığı nispetinde tezatları umursamayan ve tezatlardan kuvvet (iktidar) üreten bir vahşidir. Ahlaksızlığı ve maddi kuvvet yığınağıyla asırlardır insanlığa karşı işlediği suçları “zafer” dünyaya kabul ettirmiştir. Milletlerin kültürel bünyelerini tahrif etmekte hiçbir sınır tanımayan Batı, tahrif ede ede kuvvet yığınağını artırmış ve bundan vahşi bir “kibir” üretmiştir.
CHP, Batının vahşi kibrini ithal eden bir köledir. Batının milletimize karşı sergilediği vahşi kibri, ondan ezber yoluyla alan ve kendi milletine karşı Batıdan daha vahşi uygulamalarla gösteren bir kibir budalasıdır. Batıda her şeyin mükemmel olduğu hezeyanını, kendi milletini tahkir etmek için kullanan, bunu da kendi üretemediği ancak ithal ettiği kibirle yapan bir yabancıların yerli misyoneridir.
CHP, bohem hayatını kibirle ifade edebilen bir cüretkardır. Siyaset ve kültür kadrolarının, orijinal hiçbir fikir ve keşfi olmadığı halde ülkenin en kibirli insanları olabilmesi, ancak ithal kibirle mümkündür. Kendilerine karşı İstiklal Harbi yürüttüğümüz ülkelerin kibrini ithal ederek benimseyebilen bir örgüt, kendi milletine yabancıdan daha yabancıdır.

3-Ahlaksız tavır
Milletimiz Müslümandır, tabii olarak ahlak anlayışı da İslam ahlakıdır. Batının yerli kültür misyonerleri herhangi bir “ahlak anlayışı” teklif etmez. Zira sadece ezbere dayalı kültür ithalatçılığı, bizzat ahlaksızlıktır.
CHP, bir ahlak anlayışı teklif etmez, edemez. Suni ideoloji ve suni zihin, ahlakı bilmez ve umursamaz. CHP’nin bohem hayatı sevdasının bir sebebi de ahlak teklif edememektir. Ahlak anlayışı teklif etmeyen CHP, ahlakın muharrik ve müessir kıymetine karşı mücadele ve mukavemet edemeyeceği için, milletimizin ahlak anlayışını ifsat etmekten başka yol bulamamıştır.
CHP, bir ahlak anlayışı teklif edemediği ve tabiatı İslam düşmanlığı ile yoğrulduğu için İslam ahlakına saldırmakta ve onun yerine “ahlaksızlığı” ikame etmek çabasındadır. Zira “ahlaksızlık” ithamı karşısında dayanması muhaldir. Bu ithamın ağır taarruzunu, ahlak anlayışımızın karşısına bir ahlak anlayışı teklif etmek yerine, “özgürlük” hezeyanına savrulmuştur. Hürriyet muhakkak ki büyük bir kıymettir ama ahlakın alternatifi değildir. Ahlak anlayışı olmayan bir özgürlük teklifi, muhakkak ki hezeyandır ve yıkıcıdır.
CHP kadroları, ahlaksızlığı “kişilik” olarak kabul eden ve sunan bir güruhtur. Doğrudan “Batı ahlakı” bile teklif edemeyecek kadar ucuz ve ezberci bu güruh, kaçınılmaz olarak İslam ahlakının zıddı olan her şeye sahip çıkmaktadır.

4-Zalim idare
Ezberci kadrolar, meseleleri teşhis edemez ve çözüm aramaz, bunu yapamadıkları için ithal ettikleri şablonları (çözüm zannettikleri hezeyanları) silah zoruyla tatbik etmek yolunu seçerler. Yobaz Batıcı ve sapkın laikçi olan CHP, Batı kültürünün ürettiği şablonları, milletimize uyup-uymadığına bakmaksızın uygulama vahşetini göstermiştir.
CHP, iktidar olduğu dönemde “zalim idare” tarifini tam anlamıyla karşılamıştır. Bundan sonra iktidar olması halinde de zulmetmekten başka çaresi yoktur, zira başka şekilde idare etme mahareti bulunmamaktadır. Ezberci, sapkın ve yobaz Batıcı bir suni zihin, Müslüman bir halkı zulmetmeden yönetemez. CHP, zihniyetini değiştirmediği müddetçe aksine tüm iddiaları yalandır, zihniyetini ise değiştiremez, zira ezberci ve yobaz bir zihin değişemez.

5-Yıkıcı hareket
Milletin dinine, diline, örfüne düşman olan CHP, her tavır ve edasıyla, her hareket ve tatbikatıyla milletin asli hüviyetini yıkmayı hedeflemektedir. Mazideki zalimane tüm tatbikatlarını reddetmedikleri ve onları hala övmeye devam ettikleri müddetçe, bugünkü takiyye ve riya ile süslenmiş tüm beyanları yalandır. Mazideki zalim tatbikatlarını reddetmeleri ise muhaldir, zira onlar tam olarak hüviyetlerini göstermektedir, onların reddi, varlıklarının inkarı olur.
CHP, tabiatı itibariyle yıkıcıdır. İdeolojik varoluş gerekçesi, bu milletin manevi kıymetlerine düşmanlıktır. Gerçekten değişmek istese bile asli hüviyetini reddetmesi muhal olduğundan, milli bünyemize tehdit olmaktan çıkması imkansızdır. CHP için tek yol, tasfiyedir.
CHP, Türkiye’deki en büyük “yıkıcı hareket” özelliği taşıyan örgüttür. Bu mahiyeti itibariyle CHP, “milli güvenlik” meselesidir. CHP’nin altı okunu, milli güvenlik siyasetinin temeli ve kaynağı olarak kabul etmek; milli güvenlik sorununu, milli güvenlik ilkeleri haline getirmektir ki, CHP’ye karşı hezimeti baştan kabul etmektir.

6-Kültür ajanlığı
CHP, Batının bu ülkedeki kültür misyonudur. Bu özellik, bizzat CHP tarafından hem de kibirli şekilde ifade ve ikrar edilir. Batıyı “muasır medeniyet” olarak gören, onu kutsallaştıran, iktidar olduğu dönemlerde “ulusal hedef” kabul eden CHP, Batının kültür ajanlığını gönüllü olarak üstlenmiştir.
Yabancı bir kültürün bu ülkedeki misyonerliğini üstlenmek, “milli benlik” için tabii ki bir yıkıcı harekettir. Zira Batı, bizim asırlarca savaştığımız baş düşmanımızdır. CHP, baş düşmanımızı “baş tacı” eden kültürel bir ihanet hareketidir.
Batı, sömürge ülkelerinde doğrudan yapamadığı hamleleri, o ülkelerde kurduğu yerel hareketlere yaptırmaktadır. Bir milletin kültürünün sömürge güçleri tarafından tahkir edilmesi, milli hassasiyetleri tahrik eder ve sömürge karşıtı istiklal hareketlerini başlatır. Sömürge ülkelerindeki milli hareketleri akamete uğratmak için bulunan emperyalist metot, yerli kadrolardan müteşekkil “kültür ajanlığı” örgütleri kurmaktır. CHP, Türkiye’deki milli mukavemeti engellemeyi ve milli hareketleri kendi merkezinde boğmayı hedefleyen bir kültür operasyonudur.

ÇAĞRIMIZ

CHP bir etiket değil suni bir zihniyettir, CHP zihniyetini benimseyen, CHP’lidir. CHP ile mücadele etmenin yolu, onun ilkelerini elinden almak ve sahiplenmek değil, bilakis o ilkeleri devlet ve cemiyet hayatından tasfiye etmektir.
CHP ilkelerini benimsemek, CHP’yi meşrulaştırmaktır. Meşrulaştırıldığı oranda CHP’ye karşı mücadele zorlaşmakta, ilkeleri benimsendiği nispette imkansızlaşmaktadır. Mesela daha fazla kemalist olmak, CHP’ye karşı mücadele etmek değil, bizzat ona hizmet etmektir.
CHP’nin ilkelerini benimseyen her parti, farklı isim ve etiket altında yeni bir CHP’dir. Milletin kurtuluşu, CHP’nin yenilenmesinde veya aynı ilkelere sahip yeni partilerin kurulmasında değil, bilakis CHP’nin zihniyet ve etiket olarak tasfiyesindedir.
CHP’ye ve CHP zihniyetine karşı “Milli Cephe” kurulmalıdır. Milli Cephe, CHP’ye ve CHP zihniyetine benzeyen tüm partilere karşı tavır almalıdır. Sadece CHP’nin etiketine karşı olmak, CHP zihniyetini (ilkelerini) benimseyen diğer partilerin, aslında CHP adına milleti aldatmasına müsaade etmektir.
03.01.2021
MEDENİYET AKADEMİSİ BAŞKANI
HAKİ DEMİR

MÜSLÜMAN MÜNEVVERLERİN MÜDAFAASI

MÜSLÜMAN MÜNEVVERLERİN MÜDAFAASI
Müslümanların birinci vazifesi İslam’ı asli hüviyetiyle muhafaza etmektir. Zira tahrif edilmiş bir İslam’ın tatbik edilmesi (ve yaşanması) zaten ilahi murada mugayirdir. İslam’ın asli hüviyeti Ehl-i Sünnettir ve on dört asırdır İslam’ı tüm iç ve dış saldırılara karşı Ehl-i Sünnet kadroları muhafaza etmiştir.
Türkiye’de, birçok şeyin “dokunulmaz” kabul edildiği ve büyük kuvvet yığınaklarıyla koruma altına alındığı malumdur. Hukuk, medya, para ve siyaset tarafından koruma altına alınan birçok şeye mukabil, İslam’ın “dokunulmazlığı” sağlanamamıştır. İslam’ın dokunulmazlığı (ve muhafazası), önce Hz. Allah Azze ve Celle’ye sonra da Müslümanların dirayet ve cesaretle yürütecekleri mücadeleye emanettir.
İslam’dan ve İslami hakikatlerden bahsetmek, insan ve hayata dair meselelere İslami zaviyeden bakmak ve izah etmek, İslami hayatın ihtiyaçlarını ve taleplerini dile getirmek, medyada galiz küfürler ve hakaretlerle karşılaşmakta, siyaset ise tüm unsurlarıyla birlikte Müslüman Münevverleri linç etmek için seferber olmaktadır. Müslüman Münevverlere saldırmak için tüm kuvvet merkezlerinin ittifak etmesi hazindir ve sabır sınırını aşmıştır.
Müslüman milletimizin ve İslam’ın ana vatanı olan Anadolu’nun muhafızları, Müslüman Münevverlerdir. İlim, irfan ve tefekkür kadrolarının İslam’ı muhafaza cehdi (cihadı), cephede canını namlunun önüne atan yiğitlerden daha mukaddes bir faaliyettir. İslam muhafaza edilemediğinde hiçbir kıymetin muhafazası kabil değildir, zira İslam, bütün kıymetlerimizin nihai ve yegane kaynağıdır.
Milletimizin “Akl-ı Selim”ini temsil eden Müslüman Münevverler, İslam’ın dokunulmazlığının temin ve muhafazası için mücadelenin sancaktarlarıdır. Onların müdafaası, aynı zamanda İslam’ın müdafaasıdır.
*
İslam’da reform yapmaya teşebbüs eden, hatta Kur’an-ı Kerim’in Allah Azze ve Celle’nin kelamı olmadığını iddia edecek kadar cüretkar saldırganlar korunmakta, İslam’ı asli hüviyetiyle müdafaa edenler tahkir ve tecrit edilmektedir.
Saldırıların hedefi şahıslar değil bizzat İslam’ın kendisidir. Saldırıların Müslüman Münevverlere yönelmesi, İslam’ın asli hüviyetini müdafaa etmelerinden kaynaklanmaktadır. Ehl-i Sünnet kadrolarına yönelmiş her saldırıyı, İslam’ı tahrif etmek isteyen yerli ve yabancı mahfillerin yaptığından eminiz.
*
Bu hissiyat ve fikriyat ile milletimizi; İslam’ın ve imanın mücadelesini yürüten Müslüman Münevverlerin çevresinde kenetlenmeye, onları dirayet ve cesaretle müdafaa etmeye çağırıyoruz. 20.12.2020
MEDENİYET AKADEMİSİ BAŞKANI
HAKİ DEMİR

KÜLTÜREL KAPİTÜLASYONA HAYIR-İSTANBUL SÖZLEŞMESİNE REDDİYE-

KÜLTÜREL KAPİTÜLASYONA HAYIR
-İSTANBUL SÖZLEŞMESİNE REDDİYE-

TAKDİM

“Kadınlara karşı şiddetin önlenmesi” gibi bir başlık, muhtevasından bağımsız olarak ele alındığında çok masumdur. Hem dünyada hem de ülkemizde böyle bir meselenin olduğu aşikârdır. Bu meselenin üzerinde tetkik ve tefekkür faaliyetlerinin sürdürülmesi, “içtimai meseleler” üst başlığı altında lüzumlu ve faydalıdır. Fakat unutulmamalıdır ki tüm ifsat teşebbüsleri, meşru ve makul meseleler üzerinden sürdürülmekte, özellikle meşru başlık altında ifsat edici muhteva neşredilmektedir. Meseleler slogan seviyesinde ele alındığında sadece başlıklara dikkat edilmekte, muhtevanın tetkik ve tahlili ihmal edilmekte, böylece muhtevadaki ifsat operasyonu maksadına ulaşmaktadır. Malumdur ki en tehlikeli yanlış, “doğru” ile harmanlanmış olandır. KÜLTÜREL KAPİTÜLASYONA HAYIR-İSTANBUL SÖZLEŞMESİNE REDDİYE- yazısına devam et

RAPOR-13-LİDERLİK

TAKDİM

Ülkedeki mücerred tefekkür zafiyeti, akılları doğrudan müşahhas meselelere sevk ediyor. Fakat anlaşılmayan nokta şu; mücerred fikir olmadığında müşahhas meselelerin izahı da muhaldir. Sıhhatli silsile; mücerred fikir, tatbikat fikri ve tatbikattır. Mücerred fikir olmadığı için tatbikat fikriyatı da telif edilemiyor, tatbikat fikriyatı telif edilemediğinde tatbikat sıhhatli ve doğru şekilde gerçekleşmiyor.
Tatbikat fikriyatı, mücerred fikir (mefkure-dünya görüşü) ile tatbikatı birbirine bağlayan, tatbikatı fikriyata nispet eden, fikriyat ile tatbikat arasındaki mesafenin açılmasını engelleyen, “inandığınız gibi yaşamayı” mümkün kılıp, “yaşadığınız gibi inanmanıza” mani olan fikri ve fiili bir zarurettir.
Tatbikat fikriyatı telif edilemediğinde müşahhas meseleler dedikodu haline gelir. O şunu dedi, bu şunu yaptı ila ahir… Tatbikat fikriyatı olmadığında müşahhas meseleler, kaçınılmaz olarak fikri nispetini kaybeder ve şahıslarla hadiselerin konuşulduğu bir kahvehane havasına mahkum olur.
Tatbikat fikriyatı, tatbikatla da ilgilidir ama müellifleri mücerred tefekkür sahipleridir. Mütefekkirler tatbikat fikriyatıyla ilgilenmezlerse, tatbikat hayatın ve insanın tabiatındaki terbiye edilmemiş mecralara dökülür. Terbiye edilmemiş mecraların kaynağı, nefistir. Bu ihtimalde tatbikat, nefsin şehvetlerini fikir, bunların karşılanmasını da fikrin uygulaması haline getirir. Bu ihtimalde köşe yazarları mütefekkir, dedikodu da fikir muamelesi görmeye başlar. RAPOR-13-LİDERLİK yazısına devam et

RAPOR-14-MAHALLİ SİYASETİN YOZLAŞMASI

TAKDİM
Mahalli siyaset, dar manada parti il teşkilatları, belediye teşkilatları ve o şehrin milletvekillerini ifade ediyor. Bunların içtimai, iktisadi, siyasi irtibat ağlarıyla şehre yayılıyor. Bir şehirdeki siyasi kadroların irtibat ağı, o şehrin siyasetini, yani mahalli siyaseti belirliyor.
*
Bir şehirdeki parti ve belediye kadroları ile milletvekillerinin irtibat ağları ne kadar geniş ise o nispette sağlıklı, ne kadar dar ise o nispette sağlıksız bir mahalli siyaset oluşuyor. İrtibat ağı genişledikçe halka ve halkın meselelerine olan vukufiyet artıyor, irtibat ağı daraldıkça halkla irtibat kesiliyor ve meselelere aşinalık azalıyor.
Siyasi kadrolar, ne kadar geniş halk kesimlerine ulaşırsa, cemiyeti ve onların meselelerini o nispette dengeli şekilde anlama ve ihtiyaçlarını karşılama imkanına sahiptir. Tüm halka ulaşan bir irtibat ağına sahip siyasi kadrolar, hiçbir halk kesimini diğerine tercih etmek hatasına düşmez, zira onlarla karşılaşmakta ve onlara hesap vermek zorunda kalır. İrtibat ağı daraldıkça, şehrin bazı kesimleriyle irtibat kurulmakta ve onların menfaatlerinin takipçisi haline gelmekte, diğer halk kesimlerinin meselelerini umursamamakta ve dikkate almamaktadır. Anlaşılacağı üzere irtibat ağının daralması, aynı zamanda yolsuzluk, istismar, suiistimal gibi ahlaksızlıkların ana rahmidir. RAPOR-14-MAHALLİ SİYASETİN YOZLAŞMASI yazısına devam et

RAPOR-10-KEŞİF ÜNİVERSİTESİ

TAKDİM

Keşif Üniversitesi, mevcut üniversitelerden çok farklıdır. Derslerinden tedrisat usulüne, bilgi haritasından talebe kabul şartlarına kadar tamamen başka bir üniversiteden bahsediyoruz. Bu sebeple, Keşif Üniversitesini, mevcut üniversite şablonlarıyla değerlendirmek doğru olmaz.
Keşif Üniversitesi; varlık alemindeki (kainattaki) tabii ve inşai her ihtimal ile insan ve hayattaki tabii ve ahlaki tüm ihtimalleri keşfetmek, keşfi ilme tahvil etmek, ilmi hayata nakletmek üzere kurulan üniversitedir. Mevcut üniversitelerle mukayeseli olarak değerlendirmek ve tenkit etmek kabil değildir.
*
Dünyada nevi şahsına münhasır bir “Keşif Üniversitesi” kurmalıyız. Hiçbir ülkenin üniversitelerini esas alma ihtiyacı duymadan, kadim müktesebatımıza istinat eden, beynimizi çatlatırcasına düşünüp her meselesini derinliğine izah ettiğimiz bir üniversite…
Dünyada emsal olacak, kendi mecrasını açacak, o mecranın prototipi olacak ve yüksek itibarla insanlığın kaşiflerini kendinde toplayacak bir üniversite kurmalıyız. Emsal (prototip) inşa etmek, misaller ve teşbihlerle yürütülecek bir tefekkür ve tatbikat süreci değildir.
Keşif Üniversitesi, emsalsiz olur, olmalıdır. Emsalsiz bir üniversite kurmak, yüksek tefekkür mahareti ve faaliyetiyle mümkündür. Akademya’nın, bugüne kadar tahsil ve iktisap ettiği bilgi ve bilim yekunu, en fazla batıdaki misallerini taşır, oysa Keşif Üniversitesi kurmamızın sebebi, batı kopyacılığını bitirmek içindir. Muhakkak ki Akademya’nın içinde; Keşif Üniversitesinin kuruluş sürecine ve kurulduktan sonra çalışmalarına katılacak kıymetli akademisyenler mevcuttur. Fakat bunların sayısının fazla olmaması, dikkatli seçilmelerini şart kılar. RAPOR-10-KEŞİF ÜNİVERSİTESİ yazısına devam et

RAPOR-9-YENİ ÜNİVERSİTE ANLAYIŞI

TAKDİM
Bizim üniversitemiz yok, bize ait üniversite yok, bizimle ilgilenen üniversite yok, bizim için üreten üniversite yok… Tafsilatıyla birlikte ortaya konulduğunda bu tespitler, aynı zamanda çok ağır tenkitlerdir. Fakat durum o kadar vahim ki, mesele bu kadar ağır tenkitlerle ortaya konulmadığında yeni üniversite anlayışını teklif etmek muhal… Bu ağırlıkta bir tenkit ve itham, tercih değil, zarurettir; netice alıcı başka bir ihtimal olsa onu tercih ederdik.
Meseleleri en çetin tenkitlerle ortaya koyma zarureti, kültürel (zihni) işgalin derinliğinden ve yerleşik hale gelmesinden kaynaklanıyor. Kültürel işgal, neredeyse betonlaşmış (ve tabii ki kanıksanmış) durumda, yani naif tenkitlerle mesele halledilecek gibi değil. Bu sebeple, bu çalışmanın (raporun) sonuna kadar okunmasını tavsiye ederiz.
*
Üniversitede arıza varsa, her şeyimizde arıza vardır. Her şeyimizde arıza olsa ama üniversite sıhhatli olsa, arızaları gidermek mümkündür. Özet olarak üniversite, marazi bir yapıya sahipse her sahayı hasta etmek, sıhhatliyse her sahayı tedavi etmek imkanına sahiptir. Üniversitenin sıhhati de müessirdir, marazı da…
Üniversiteyi batıya teslim edemeyiz. Üniversite anlayışını batıdan alamayız. Her şeyi batıdan alsak bile temel birkaç meseleyi batıdan almamalıyız. Umumi manada maarif, hususi manada üniversite bunlardan birisidir. RAPOR-9-YENİ ÜNİVERSİTE ANLAYIŞI yazısına devam et

RAPOR-18-FETÖ’NÜN ŞİFRELERİ

TAKDİM

Raporumuz dört ana başlıktan oluşmaktadır; zihni örgütlenme, fiili örgütlenme, yeniden doğuş rezervi ve teklifler… Zihni örgütlenmeyle fiili örgütlenme meselenin teşkilat ve hareket cihetini, yeniden doğuş rezervi ise mücadelenin tamamlandığı kanaati ile bitirilmesinden sonra yeniden örgütlenebilme becerisini, teklifler kısmı ise neler yapılması gerektiğini ifade etmektedir.
Dini, siyasi, içtimai, iktisadi her yapı, temelde iki örgütlenmeye sahiptir ve iki örgütlenme şemasının birbiriyle mutabakat nispeti aynı zamanda teşkilat ve hareketin kuvvetini gösterir. Bunlar, zihni örgütlenme ve fiili örgütlenmedir. Meselenin esası, zihni örgütlenmedir, zihni örgütlenmede ne kadar mesafe alınmışsa, fiili örgütlenme o nispette gerçekleşir ve güçlenir.
Meselenin özü zihni örgütlenme olmasına rağmen, devlet sadece fiili örgütlenmeye karşı mücadele yürütmektedir. Zihni örgütlenmeye karşı mücadele yürütülmez ve başarılı olamazsa, fiili örgütlenmeye karşı yürütülen mücadelenin başarılı olma şansı yoktur. Fiili örgüt yapısı çökertilse bile zihni örgütlenme devam ettiği müddetçe hareketin ruhu devam eder, ruh devam ederse beden bulması zor değildir. RAPOR-18-FETÖ’NÜN ŞİFRELERİ yazısına devam et

RAPOR-6-CAMİLERİN MÜESSESELEŞTİRİLMESİ

TAKDİM

Cemiyeti kaybettik, artık insan kalabalıkları var. Kalabalık; insanların birbiriyle irtibat ve münasebetinin, mesuliyet ve vazife hissinden ve fikrinden uzaklaştığı ve sadece ihtiyaç ve menfaatle sınırlı hale geldiği insan topluluğudur. İnsan topluluğudur ama hiçbir insani hususiyet taşımaz. Cemiyet ise, hayvani insiyaklardan (ihtiyaç ve menfaatlerden) çok ileride, insani mesuliyet ve vazife hissi ve fikriyle tesis edilmiş yoğun münasebet haritasıdır.
Bu millet, bin yıldır İslam ile yoğrulmuş, hiç tanımadığı insanlara bile Allah rızası ve Allah’ın vahyettiği ölçüler çerçevesinde mesuliyet hisseden ve yardım eden bulunmaz bir medeni cemiyet seviyesine çıkmıştı. Öyle ki, ümmi bir çobanımızın insani mesuliyet hissi, batının profesörlerinden ve “asillerinden” yüzlerce kat daha yüksek bir irtifadaydı. Hala, cemiyet olmakla kalabalık haline gelmek mikyasıyla mukayese edildiğinde, en “medeni” batılı toplumlardan (kalabalıklardan) onlarca kat daha yüksek seviyededir. Fakat diğer toplumlarla mukayeseli olarak “iyi” olmamız, kendimizle (tarihimizdeki kendimizle) mukayese edildiğinde, en aşağı seviyeye indiğimiz gerçeğini değiştirmez.
Dünyanın en asil milleti, iki asırdır kültürel işgale maruz kaldı, son bir asırdır kültürel işgal aynı zamanda resmi uygulama haline geldi ve namlu (ve kanun) zoruyla yozlaştırıldı. Yozlaştırma sürecine, batılılaşma, muasır medeniyet seviyesine çıkma, gelişme, kalkınma gibi isimler verilmesi gerçeği ve neticeyi değiştirmez. RAPOR-6-CAMİLERİN MÜESSESELEŞTİRİLMESİ yazısına devam et

RAPOR-17-BEŞERİ RİYAZİYE VE İSTİHBARAT İLMİ

TAKDİM
İstihbarat ilmi; beşeri ilimler havzasının tatbikat ilimlerindendir. Tatbikat ilimlerinden olması, “müstakil ilim” olmadığı manasına gelir. Müstakil bir istihbarat ilmi kurma çabası, ya tüm beşeri ilimleri kurmayı gerektirir veya akamete uğrar.
İstihbarat ilmi; hem beşeri ilimler havzasında hususi bir yere sahiptir hem de tatbikat ilimleri çeşitleri için özel bir yere sahiptir. Beşeri ilimler havzasının temel ve tatbikat ilimlerinden faydalanmasına mukabil, usul ve istimal bakımından çok bariz farklılıklara sahiptir.
*
İstihbarat sahasının ve faaliyetlerinin ilmi çerçeveye alınmadığı ve ilmi usullerin kullanılmadığı ülkemizde, meselenin sadece teknik boyutlarıyla ele alınması kaçınılmazdır. Sade bir ifadeyle, “istihbarat ilmi”nin kurulmamış olması, meseleyi “muhbirlik” seviyesizliğine mahkum etmiştir.
Bir bilgi ve faaliyet sahasının “ilmi” kurulmazsa, orada ciddiyet olmaz. İlmi çerçeve, ilmi nizam, ilmi terkip yoksa istismar kaçınılmazdır. İlmi çerçevenin olmadığı yerde, şahsi inhisar ve istimal önlenemez.
Meselenin sadece haber almak (bilgi toplamak) ve bunları işleyerek yetkili mercilere raporlamak, çok basit ve seviyesiz bir bakıştır. Sadece teknik kadroların istihdam edildiği bir istihbarat teşkilatı, istihbaratı, ilmi seviyede ele almak istidadına malik değildir. RAPOR-17-BEŞERİ RİYAZİYE VE İSTİHBARAT İLMİ yazısına devam et

RAPOR-15-BEŞERİ RİYAZİYE VE SİYASET

TAKDİM

Beşeri Riyaziyenin tatbik edilebileceği sahalardan birisi de siyasettir. Siyasetin her sahasında tatbik edilebilir mahiyettedir. Başarılı tatbikatları hayal bile edilemeyecek çapta neticeler ve faydalar doğurur.
Beşeri riyaziye, mevcut matematik gibi sadece “tespit” yapmaz, aynı zamanda siyasi faaliyetleri mümkün kılan muhteva ve usullere sahiptir. Denklemlere müdahale etmek demek, mevcut siyasi haritada, ilerleme (dostlar için), geriletme (hasımlar için), harekete geçirme, sevk ve idare etme anlamına gelir. Siyasi sahanın tamamı, belli bir karargahtan tetkik ve idare edilebilir.
*
Muhakkak ki beşeri riyaziyenin siyasetteki tatbikatı; yeni ruhiyat ilmi ve yeni içtimaiyat ilmi ile birlikte gerçekleştirilir. Zaten meselenin özü, bu üç ilmin tatbikatta birleşmesini gerektirir. Her biri nazari olarak ayrı ilimler olsa da, tatbikatta üçünün birlikte kullanılması zarurettir. Aksi takdirde, bu üç ilmin her birinden ayrı ayrı beklenen netice ve fayda elde edilemez.
* RAPOR-15-BEŞERİ RİYAZİYE VE SİYASET yazısına devam et

RAPOR-5-KARZ-I HASEN MÜESSESESİ

TAKDİM

Karz-ı Hasen, ihtiyacı olana borç vermek, borçluyu rahatsız etmemek, mali durumu iyi olmayan borçluya ihtiyacı kadar mühlet tanımak, onun şahsiyetini rencide etmemek… Istılahta bu ve benzeri şekillerde tarif ve ifade ediliyor. Kaynakları Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’dir. Her iki kaynakta zikredilen, tavsiye ve teklif edilen ahlaki, iktisadi, içtimai bir ibadettir.
Kuşatıcı (üst) mefhumlardan olan “İnfak” çeşitlerinden biridir. Günümüzde unutulmuş görünen infak türüdür. Günümüzde infak mefhumu sadece karşılıksız yardımlar (sadaka) şeklinde anlaşılır hale geldi. Bu durum, sistem çapında düşünme zafiyetinden kaynaklanan bir neticedir.
İnfakın çeşitlerinden biri olan “karşılıksız yardım” mahiyeti taşıyan sadaka, mağdur insanlar için söz konusudur. Çalışma imkanı olanlara karşılıksız yardım yapmak, ataleti (tembelliği) davet eder. Oysa atalet, İslam’ın şiddetle reddettiği bir mizaç ve ahlak özelliğidir. İslami müesseselerin içinde hususi bir yeri olan sadaka ile ataletin yaygınlaşmasını temin etmek, İslam ile İslam’a aykırı neticeler üretmektir. Buna sebep olmak, İslam’ı en seviyesiz ve en kötü şekilde anlamaktır. İslam’ı en çirkin şekilde anlamanın misali, İslami ölçülerle, İslam’ın maksadına muhalif neticeler elde etmektir. RAPOR-5-KARZ-I HASEN MÜESSESESİ yazısına devam et

EYLÜL AYI RAPOR LİSTESİ

EYLÜL AYI RAPOR LİSTESİ

Eylül ayında basılan raporlarımızın listesi aşağıdadır.

MEDENİYET ARAŞTIRMALARI MERKEZİ

Rapor-4-Hakem müessesesi
Rapor-5-Karz-ı Hasen müessesesi

STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

Rapor-15-Beşeri Riyaziye ve Siyaset
Rapor-17-Beşeri Riyaziye ve İstihbarat İlmi

RAPOR-4-HAKEM MÜESSESESİ

TAKDİM

Hakem müessesesi, özü itibariyle resmi müessese olmayıp, içtimai müessese mahiyetindedir. Halkın, kendi ihtilaflarını kendinin halletmesini mümkün kılan bu müessese, aynı zamanda halk tarafından kurulan bir içtimai müessese çeşididir. Halkın ihtilaflarını halletmek için devlete ve hukuka ihtiyaç duymadan kendi arasında meseleyi çözme iradesinin müesseseleşmiş halidir. Hakem müesseselerinde insanların aradığı kıymet, umumiyetle adalet değil, sulh olmak, helalleşmektir.
*
Hakem müesseseleri, hukuk değil, ahlak müesseseleridir. İhtilafları, hukuka (mahkemeye) müracaat etmeden, karşılıklı rızaya (yani ahlaka) dayalı şekilde halledebilmenin müessesesidir.
*
Ahlaki mahiyet taşıyan Hakem Müessesesi, her zaman hakların tespit ve tevziini yapmak çabasına girmez, bazen de tarafların ahlak temelli feragat ve fedakarlığa dayalı rızai anlaşmalarını temin eder. İhtilafların halli her zaman hakların tespit ve tevziine dayalı olarak gerçekleştirilemz, taraflardan birisi mükellefiyetini yerine getirmekten aciz hale gelmiş olabilir. Bu ihtimallerde ahlak, taraflara feragat ve fedakarlık tavsiye etmektedir. Hakem müessesesi, tarafların kudret ve acziyetini de tespit ederek, istismar edilmesini engeller ve taraflara mevcut imkanlar içinde bir mutabakata varmasını teklif eder. Tarafların bu teklif metni üzerinde anlaşmaları halinde mutabakat zaptı hazırlanır ve ihtilaf intaç edilir.
RAPOR-4-HAKEM MÜESSESESİ yazısına devam et

RAPOR-8-İL BELEDİYE SEÇİM PLANI

TAKDİM

Malum olduğu üzere belediye seçimleri, mahalli özelliklerin ve mahalli kadroların önemli bir tesir sahibi olduğu seçim çeşididir. Belediye yetkililerinin seçmenle aynı şehirde yaşaması ve belediye faaliyetlerine halkın günlük muhatap olması, başka bir ifadeyle seçilen ile seçenlerin yakın mesafede yaşaması, mahalli kadroların tesirini artırmaktadır.
*
Mevcut belediye yetkililerinin ve belediye başkanlarının; yolsuzluk, ahlaksızlık, kibirlilik gibi çirkin özellik ve davranışları ayyuka çıkmış durumdadır. K.Maraş’ta, belediye yetkilileriyle münasebete geçip de bunlardan şikayet etmeyen tek kişi yoktur. Belediyelerin ve belediye başkanlarının itibar kaybı, parti teşkilatı ve teşkilat yetkililerinin itibar kaybıyla birleşince, mahalli seçimlerde ağır oy kaybının olması bekleniyor. Sokaktaki vatandaşın bile bildiği ve konuştuğu bu durum, belediye ve teşkilat yetkililerinin hiç umurunda değil…
*
RAPOR-8-İL BELEDİYE SEÇİM PLANI yazısına devam et

RAPOR-7-PARTİ İL TEŞKİLATI-Siyasi Hedefler-

TAKDİM

Meselenin özü, otuz milyonu örgütlemektir. Teşkilattan maksat, otuz milyon insanı bünyesine alacak bir irtibat örgüsü kurabilmektir.
Kamil manada teşkilat kurabilen partiler, teşkilat mensuplarından bahseder; kuşatıcı çapta teşkilat kuramayanlar ise sürekli “parti tabanı” üzerinde durur. Başarılı ve hacimli bir teşkilat kuran partiler, taban diye ifade ve tarif edilen halk kesimini teşkilat bünyesine alarak, teşkilat mensubu yapabilir. Mesele tam olarak budur; otuz milyonluk teşkilat…
Milyonlarca insan var, hem de tankın altına yatacak, namlunun üzerine yürüyecek kadar sadık ve fedakar… Ama teşkilat, sadece seçim zamanında bu insanların binde birine bile ulaşamıyor. Oysa teşkilat bunların tamamını bünyesine almalı ve bunları harekete geçirerek diğer yüzde elliyi ikna etmeye çalışmalı.
Taraftar var ama teşkilat yok… Taraftar hacmince teşkilat yok… Allah Allah… Anlaşılır gibi değil… Asgari yirmi milyon insan kütlesi, teşkilatın kendilerine ulaşmasını bekliyor. Teşkilat bunlara ulaşmadığı gibi, kendi kendine teşkilatlanan insanları da “fitne çıkarmakla” itham ediyor. Hem milyonlarca insanı atıl halde bırakıyor hem de harekete geçen insanları engellemeye çalışıyor. Akıl alır gibi değil…
RAPOR-7-PARTİ İL TEŞKİLATI-Siyasi Hedefler- yazısına devam et

RAPOR-3-ŞEHİR ŞURASI

TAKDİM

Halk boşlukta, istinat noktaları kalmadı. Hayat boşlukta, itibar mercileri kalmadı. Münevver camia boşlukta, faali-yet ve tatbikat sahası kalmadı. İlim ve tefekkür boşlukta, kıymet ve müessiriyeti kalmadı. Özet olarak söylemek gerekirse; hayatın içtimai altyapısı çöktü, tüm dikkatler maddi altyapıya çevrildi. Hedef, “fahişe ama zengin” türünden bir insan tipi değilse eğer, bugünkü hal, tam bir felaket… Maddi altyapıdaki iyileşmelerin bedeli manevi kıymetler ise, iktisadi gelişmenin neticesi, “zengin fahişe” demek-tir. Manevi inkişaf, maddi gelişmeyle mütenasip olmadığı gibi, tam aksine araların-da ters orantı kurulmaya başladı. Maddi gelişme, manevi inkişafın gerilemesine sebep oluyor.
***
Şehir anlayışını maddi altyapıya kilitleyen, maddi altyapıyı da bina ve yol ile sınırlayan cahil ve kibirli, kifayetsiz ve ahlaksız mahalli idareciler ve yetkililer, halkı ve hayatı uçuruma doğru götürüyor. Mahalli idarecilerin yolsuzluk ve yağma batağına saplanmış olmasından bahsetmiyoruz daha… “Halka hizmet” dedikleri ve kamu kaynaklarını ziyan ettikleri işler bile, “Medeniyet Şehri” seviyesinde meseleye bakıldığında tam bir felaket…
RAPOR-3-ŞEHİR ŞURASI yazısına devam et

RAPOR-2-MEDENİYET ŞEHRİ

TAKDİM

Kanun, faaliyetin muhtevasını tespit etmez, mesuliyetin (yetki ve sorumluluğun) sınırlarını tayin eder. Bir kanunun öngördüğü işlerin, “doğru”, “iyi”, “güzel” şekilde yapılması, ilim ve fikirle mümkündür. Türkiye’de belediye idaresi, mevzuata bakıp belli başlı işleri yapmaktan ibaret bir cahillik ve basitliğe mahkum olmuştur. Burada bahsini ettiğimiz mevzu; hukuksuzluk, yolsuzluk, usulsüzlükle ilgili değildir, bunlar ayrı birer meseledir. Bahsini ettiğimiz husus, hukuka tamamen riayet eden kadroların bile içinde debelendiği cahillik, kibir, kifayetsizlik gibi marazlardır.
Belediyelerin tüm faaliyetleri için bir muhteva yekununa ihtiyaç var, “Medeniyet Şehri Fikriyatı”… Yolsuzluk ve usulsüzlük yapanların muhatabı hukuk ve yargıdır, idrak ve tefekkür sahibi olmayan yetkililerin muhatabı ise münevver camiadır. Ne var ki cahillik, münevver camia ile muhatap olmak, onlarla istişare etmek, bir muhtevaya bağlanmak gibi asil davranışlara manidir.
RAPOR-2-MEDENİYET ŞEHRİ yazısına devam et

RAPOR-1-MEDENİYET AKADEMİSİ RAPOR HARİTASI

TAKDİM

Rapor haritası… Birinci rapor olarak bu dosyası hazırlamamızın sebebi; “ne düşünüyoruz?”, “ne yapmaya çalışıyoruz?”, “hangi sahalarda ve meselelerde rapor hazırlıyoruz?” sorularının cevabını, toplu olarak ve bir liste halinde vermek istememizdir. İlgili mercilere ve kuruluşlara haftada bir rapor vermek üzere altyapımızı hazırladık ve çalışmaya başladık. Her hafta bir rapor verirken, çalışmalarımızın devamının ne olduğunu bir harita halinde görmelerinin doğru olacağını düşündük. Böylece ilgili merci ve kuruluşlar, rapor haritasını tetkik edip, acil ve mühim kodlu ihtiyaçlarını tespit ederek, “Şu meseledeki raporunuz talep ediyoruz” deme imkanına kavuşacaktır. Çalışmalarımızın, sadece bizim acil ve mühim gördüğümüz meselelerle sınırlı kalmaması, devletin de acil ve mühim gördüğü meseleleri öne alması, sıhhatli ve karşılıklı bir çalışma olacaktır.
*
Medeniyet Akademisi bünyesinde altı tane “araştırma merkezi” kurulmuştur. Merkezlerin her birinin bir “mevzu haritası” mevcuttur. Merkezlerin üzerinde çalıştığı mevzu haritaları nihai şeklini almış değildir. Bir taraftan mevzu haritaları üzerinde çalışmalar devam ediyor diğer taraftan raporlar hazırlanıyor.
Mevzu haritası; bir sahadaki nazari çalışmaların ilmi ve fikri çerçevesi ve muhteva listesidir. Mevzu haritası hazırlamak ve yayınlamak, ülkemizde alışkanlık değildir. Bu sebeple de ilmi ve fikri çalışmalar sığ kalmakta ve mütemadiyen istikameti değişmektedir. İlim ve tefekkür kadrolarının bir çeşit “hüviyeti” mahiyeti taşıyan mevzu haritaları yayınlamak, hem fikrinizi hem de niyetinizi ilan etmektir. Bunun alışkanlık haline gelmesi önemlidir.
RAPOR-1-MEDENİYET AKADEMİSİ RAPOR HARİTASI yazısına devam et

MEDENİYET AKADEMİSİ BİLDİRİSİ

MEDENİYET AKADEMİSİ BİLDİRİSİ
Kadim zamanlardan beri ümmetin karargahı ve insanlığın ilticagahı olan Türkiye, ağır bir taarruz altındadır. Hilafetin ilgası ile karargahı tasfiye ettiğine inanan “karanlık akıl” sahibi insanlık düşmanları, Türkiye’nin yeniden kendi istikametine dönmesi ve hamle istidadı kazanmasıyla birlikte harekete geçmiştir.

Ümmetin muhafızı ve hizmetkarı olan Türkiye, ağır saldırıya karşı vakarlı şekilde mukavemet etmeye niyetli ve kararlıdır. Ümmetin her parçasının fazlasıyla derdinin olduğunu bildiği bir vasatta, yardım talep etmemekte, saldırıya karşı yalnız başına mukavemet etmektedir.

Ümmetin her ferdinin, ümmetin karargahı olan Türkiye’ye karşı her taarruzda harekete geçtiğini müşahede eden Türkiye, mümin kalplerin kendisine yardım etmek için çarptığını ve çırpındığını bilmektedir. İmkanları nispetinde her kim ki karargahına yardım eder, kendine yardım etmiş olur. Bunu, ümmetin her ferdinin bildiği şuuruyla, kendi dertleriyle boğuşan ümmetin her parçasının ve ferdinin, yapamadığı yardımlar için hiçbir kırgınlık yaşamayacaktır.
MEDENİYET AKADEMİSİ BİLDİRİSİ yazısına devam et